1973’ten Hürmüz krizine: Teo politik kavşakta petrolün jeopolitiği Yasin Aktay
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
1973 petrol krizi, modern enerji jeopolitiğinin kurucu anlarından biri olarak kabul edilir. Mescid-i Aksa’nın 1969’da yakılmasına karşı sergilediği tepkiyle İslam Konferansı’nı toplayarak Nasır sonrası dönemde fiilen hem Arap hem İslam dünyasının liderlik konumuna yükselen Kral Faysal’ın sahneye yeniden ve en etkili biçimde çıktığı bir olaydır.
Krizin doğrudan tetikleyicisi Yom Kippur Savaşı oldu. 1973 Ekim’inde Mısır ve Suriye’nin İsrail’e karşı başlattığı savaşta ABD ve bazı Batılı ülkeler İsrail’e açık destek verdi. Bu durum Arap dünyasında büyük bir tepkiye yol açtı. Suudi Arabistan liderliğinde, Kral Faysal öncülüğünde Arap petrol üreticileri Batı’ya karşı ekonomik bir karşı hamle geliştirme kararı aldılar. Bu karar yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda yeni bir stratejik düşüncenin ilanıydı: petrol artık sadece bir ticaret malı değil, jeopolitik bir güç aracıdır.
TEO-POLİTİK BİR GEREKÇEDEN JEO-POLİTİK KÂRLAR ÇIKARMAK
Bu çerçevede Arap ülkeleri, İsrail’i destekleyen ABD ve bazı Avrupa ülkelerine petrol ambargosu uygulamaya başladı. Aynı zamanda üretim kademeli olarak azaltıldı ve fiyatlar koordineli biçimde yükseltildi. Kriz öncesinde yaklaşık 3 dolar/varil seviyesinde seyreden petrol fiyatları kısa sürede 11–12 dolar/varil aralığına yükseldi. Bu, yalnızca ekonomik bir sıçrama değil, enerji ile siyaset arasındaki ilişkinin kalıcı biçimde yeniden tanımlanmasıydı.
Bu süreçte petrol üreticisi ülkeler, özellikle OPEC üyeleri, ilk kez kolektif bir aktör olarak küresel piyasalara yön verebildi. Kısa vadede Arap ülkeleri gelirlerini katlayarak önemli bir ekonomik ve siyasi güç elde etti. Ancak uzun vadede ortaya çıkan tablo daha karmaşıktı. Batı, bu şoktan hızla ders çıkararak enerji bağımlılığını azaltmaya yöneldi; stratejik rezervler oluşturdu, enerji verimliliğini artırdı ve alternatif kaynak arayışını hızlandırdı. Daha da önemlisi, petrol gelirlerinin küresel finans sistemi içinde yeniden dolaşıma sokulmasıyla birlikte “petro-dolar düzeni” güçlendi.
Geriye dönüp bakıldığında petrolün 3 dolardan 12 dolara ve sonrasında daha yüksek seviyelere çıkmasının en büyük stratejik kazananının ABD olduğu daha net görülmektedir. Arap ülkeleri kısa vadede kazanç sağladı; ancak bu kazanç, kurulan finansal düzen içinde büyük ölçüde yeniden Batı sistemine entegre edildi. Başka bir ifadeyle, kriz Arapların gücünü artırdı ama ABD-merkezli sistemi değiştirmedi; sistemi yeniden tahkim etti.
BU KRİZ KİMİ HARAP KİMİ ÂBAD EDER?
Bugün Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen kriz, ilk bakışta 1973’ü hatırlatan bir enerji şoku potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu benzerlik yüzeyseldir. İki dönem arasında belirleyici farklar bulunmaktadır.
1973 krizi, bilinçli ve koordineli bir siyasi kararın ürünüydü. Arz, belirli bir stratejik hedef doğrultusunda kesilmişti. Bugün ise arz kesintileri savaş, yaptırımlar ve deniz yolları üzerindeki fiilî kontrol mücadelelerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yani o dönemde kriz yönetiliyordu; bugün kriz akışkan, çok aktörlü ve öngörülemez bir yapı arz etmektedir.
İkinci önemli fark, OPEC’in konumudur. 1973’te güçlü ve koordineli bir yapı olan OPEC, bugün ciddi bir aşınma yaşamaktadır. BAE’nin OPEC’ten ayrılması bu sürecin en somut göstergesidir. İran’ın yaptırımlar nedeniyle sınırlanması, Venezuela’nın krizleri ve Körfez ülkelerinin ihracat zorlukları, örgütün kolektif hareket kabiliyetini zayıflatmaktadır. Artık OPEC fiyat belirleyen bir merkez olmaktan çok, dağınık bir sistem içinde denge arayan bir aktöre dönüşmektedir.
Üçüncü fark, ABD’nin rolünde ortaya çıkar. 1973’te petrol ithalatçısı olan ABD, bugün kaya petrolü sayesinde önemli bir üretici ve ihracatçı konumuna gelmiştir. Bu durum krizin etkisini çift yönlü hâle getirir: yüksek fiyatlar üreticilere avantaj sağlarken, iç piyasada enflasyonist baskı yaratır. Nitekim bu tür krizler ABD’ye jeopolitik kazanç sağlasa da, iç politikada ciddi maliyetler üretebilmektedir.
Bununla birlikte, petrol fiyatlarının yükselmesinin uzun vadede yine ABD lehine sonuçlar doğurma ihtimali güçlüdür. Enerji akışlarının yeniden yönlendirilmesi ve küresel piyasanın Amerikan petrolüne daha fazla bağımlı hâle gelmesi, bu sürecin en kritik boyutlarından biridir.
BAE’NİN OPEC’TEN AYRILMASI
Ortaya yeni dengeler çıkaracak bu ayrılık bu bağlamda dikkatle izlenmelidir. Bu adım, yalnızca üretim kotalarından kurtulma arayışı değildir; aynı zamanda bölgesel güç rekabetinde daha bağımsız bir konum alma çabasıdır. Suudi Arabistan’ın örgüt içindeki ağırlığına karşı dolaylı bir denge arayışı da bu kararın arka planında yer almaktadır.
Bu gelişme, enerji piyasasında merkezi kontrol mekanizmalarının çözülmeye başladığını ve yerini daha parçalı, rekabetçi ve esnek bir düzene bıraktığını göstermektedir.
Öte yandan günümüz krizinin en önemli özelliği, enerji piyasasının artık tek başına belirleyici olmamasıdır. 1973’te petrol neredeyse mutlak güç aracıydı; bugün ise LNG, yenilenebilir enerji ve teknolojik dönüşüm bu gücü dağıtmaktadır. Bu nedenle krizler artık daha karmaşık, çok katmanlı ve öngörülmesi zor sonuçlar üretmektedir.
KRİZİN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ
Türkiye açısından bakıldığında bu kriz hem risk hem fırsat barındırmaktadır. Enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi olarak Türkiye, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artıştan doğrudan etkilenir; cari açık ve enflasyon üzerinde baskı oluşur. Buna karşılık, Ceyhan üzerinden geçen boru hatlarının ve alternatif kara güzergâhlarının önem kazanması Türkiye’yi enerji lojistiğinde stratejik bir geçiş ülkesine dönüştürmektedir. Hürmüz’e bağımlılığın azalması Türkiye’nin jeopolitik değerini artırırken, bölgesel istikrarsızlığın yayılma ihtimali güvenlik maliyetlerini yükseltmektedir. Türkiye bu süreçte kazanç ile kırılganlık arasında hassas bir denge kurmak zorundadır.
PETROL HÂLÂ BİR GÜÇ MÜ, YOKSA GÜCÜN DOLAŞTIĞI YENİ BİR ALAN MI?
1973 petrol krizi ile bugünkü enerji gerilimi arasında hem süreklilik hem kopuş vardır. Petrol hâlâ küresel siyasetin önemli araçlarından biridir; ancak artık tek başına belirleyici değildir.
1973’te kriz, kendi stratejisini belirleyen görece bağımsız bir blok tarafından alınmış bir kararın sonucuydu. Bugün ise çok sayıda aktörün etkileşimiyle oluşan, sürekli değişen bir jeopolitik durumla karşı karşıyayız.
BAE’nin OPEC’ten ayrılması bu dönüşümün en somut göstergelerinden biridir. Artık mesele yalnızca kimin ne kadar petrol ürettiği değildir. Asıl belirleyici olan, kimlerin daha esnek hareket edebildiği, krizleri kimlerin yönlendirebildiği ve küresel enerji akışlarını kimlerin yeniden şekillendirebildiğidir.
Ve belki de en kritik soru artık şudur:
Petrol hâlâ bir güç mü, yoksa gücün dolaştığı yeni bir alan mı?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:59
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 04 Mayıs 2026 04:17 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















