Müslüman ırkçılık yapar mı? Yasin Aktay
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
“Başka dinlere ve medeniyetlere mensup insanların ırkçılık yapması elbette bizi de ilgilendirir ve rahatsız eder ama Müslümanların ırkçılık yapması kahredicidir. Kaldı ki bu hastalığın sözüm ona dindar insanlara da bulaşmış olması ayrıca vahimdir.”
Bu söze kendini bilen hangi Müslüman itiraz eder? Hangi Müslüman bazı sözüm ona dindar insanların ırkçılıklarını ya tam bir cahiliyeye dönüş, bir sapkınlık olarak veya aslında henüz Müslümanlaşamamama olarak görmez? Ebu Zer (RA) Bilal-i Habeşi’nin siyah teniyle ilgili onu rencide edecek bir söz söylediğinde Peygamber Efendimizin kaide haline gelmiş olan cevabı: “Sende hâlâ cahiliyeden bir eser var” şeklinde olmuştu. Elbette bu bir tekfir değil, ama imanın bazı şubelerinin henüz insanın kalbine girmemiş olmasıyla ilgilidir.
BUGÜN TÜRKİYE’DE YÜZYILDIR MÜSLÜMANLARIN EVLATLARI IRKÇI BİR EĞİTİMDEN GEÇİYOR. Bu ırkçı eğitimin tahrif ettiği, terbiye ettiği insanları İslam sonradan bulup, gönüllü olanlarını ikinci bir eğitimden geçirip ıslah ediyor. Cemaatler eliyle, belki dergahlar, öğrenci evleri, cami sohbetleri, hutbeleri, konferanslar eliyle. Hiçbiri sonuçta örgün eğitimin yıkadığı beyinler kadar etkili olmayan bir eğitimdir bu. Bu ikincil eğitimden geçenlerde ırkçılık kalıyor elbet.
Ama yukarıdaki sözü duyduğumda açıkçası bana fazla insafsızca geldi. Hak sözü yanlış yerde kullananların tipik sözleri gibi. Kendini bilen hiçbir Müslümana yakıştırılamayacak bir şey bu. Yıllarca AK Parti çatısı altında beraber siyaset yaptığımız, Milli Eğitim’e de Kültür’e de bakanlık yapmış değerli arkadaşımız Hüseyin Çelik’in bu sözlerini internet siteleri kendi söylediği noktadan alıp daha da köpürtmüş tabii, İslamcılara, dindarlara, Müslümanlara daha da vurmak için.
Çünkü Hüseyin Çelik bu doğru sözlerinin ardından şu haksız eleştirilerde bulunuyor:
“Somali, Sudan, Mısır, Arakan, Myanmar, Filipinler ve benzeri diyarlardaki Müslümanlarla ilgili bir sıkıntı olduğu zaman tepki gösteren, dayanışma hâlinde olan, hatta ciddi maddi yardımlarda bulunan İslami cemaatler ve mütedeyyin camia, kendi ülkelerinde 90’lı yıllarda sergilenen faili meçhul cinayetlere, gözaltında kaybolmalara, köy boşaltmalara, Kürtlere devlet eliyle yapılan her türlü kötü muameleye seyirci ve sessiz kaldılar.
Köyde küçük bir azınlık PKK’ya destek verip yardım ve yatakçılık yaptı diye bütün bir köyü boşaltıp, hatta yakıp kurunun yanında yaşı da yakan politikalar, imanlı ve vicdanlı Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt olmayan Müslüman vatandaşlarından tepki görmeyi hak etmiyor muydu? Dünyanın diğer uçlarındaki Müslümanlar için endişe duyup da kendi ülkelerindeki, Kuzey Suriye’deki Kürt Müslümanlara karşı umursamaz bir tutum içinde olmak dinen ve ahlaken cevaplandırılması gereken bir durumdur. Bugün Türkiye’deki ve Kuzey Suriye’deki hatırı sayılır sayıdaki Kürt PKK’ya müzahir ise bunda bu yaklaşımın çok ciddi payı vardır.
Türkiye’de oldum olası Kürtlerin haklarına solcular sahip çıktığı hâlde (Kemalist solcular değil), sağcıların ve muhafazakârların umursamaz olması üzerinde durulması gereken bir durumdur. Malumdur ki size yapılan bir haksızlık canınızı acıtıyorsa siz canlısınız; ancak başkasına yapılan haksızlık canınızı acıtıyorsa siz o zaman insansınız.”
Hüseyin Çelik’in Müslümanların ırkçılık yapamayacaklarına dair söylediklerinin tamamına katılmamak mümkün değil, ancak dediğim gibi, doğru sözleri yanlış yerde söylemiş olduğu da bir o kadar kesin.
ÇOK DEĞİL TAM 15 YIL ÖNCE YİNE BENZER BİR TARTIŞMAYI HATIRLATTI BANA BU ÇIKIŞI. Gazeteciler Yazarlar Vakfının bir yöneticisi bir gün “biz İslamcılar olarak Kürt meselesinde Kürt kardeşlerimize yanlış yaptık, onların dertlerini görmezden geldik” şeklinde bir açıklama yapmıştı da aynı şekilde bir “itirafçı” muamelesi görüp sözleri parlatılmıştı. Sözleri kısa süre içinde Kürt milliyetçiliğinin, bütün milliyetçilikler gibi sonuçta kibirli ve müstağni olan söylemi tarafından haklılaştırıcı bir itiraf gibi algılandı. Enteresan olan o sözü söyleyen şahsın, genel olarak bütün FETÖ camiasının hayatları boyunca İslamcılık kavramına karşı bütün mesafeli tutumlarına karşılık o gün bir suç üstlenmeye kalktıklarında İslamcılık yaftasını üstlerine asmaktan çekinmemeleriydi. Hayatlarında ilk defa İslamcı olduklarını söylemiş, onu da bir suçu üstlenmek için.
SÖYLEDİKLERİ ASLINDA KENDİ CAMİALARI ADINA DOĞRUYDU. Fetocular ve kendilerine genellikle İslamcı demekten imtina eden kesimler genellikle Milli Eğitimin o ırkçı eğitimine bir itirazları olmamış, kendileri bizatihi o ırkçılığı biraz da şanlı tarih, milli tarih ve kimlik gibi boş edebiyatlarla sahiplenmiş ve pekiştirmiş insanlardı. Ama el-insaf, el-vicdan. İslamcı kesim öyle miydi? Erbakan öyle miydi? Recep Tayyip Erdoğan böyle midir?
Hüseyin Çelik bu konuda zaman zaman söylenenlerden farklı bir şey söylemediği için o yıllarda yazdığım yazıdan alıntılarla biz de farklı bir şey söylemiş olmayalım:
Türkiye’deki İslamcıların tarihini okuduğunuzda İslamcıların Kürtlerle hikayesi birbirinden ayrıştırılamayacak kadar çok iç içe görürsünüz. O kadar ki İslamcıların Kürt sorunuyla ayrıca ilgilenmeleri gerekmemiştir. Bir defa, bu tarihin içinde hayati bir yer tutan her iki Said’in de Kürtlüğünü İslamcılıktan ayırmak mümkün değil.
ÇELİK’İN BELLİ BİR KESİM DİNDARIN TECRÜBELERİ İÇİN GEÇERLİ SAYILABİLECEK YANLARI VAR KUŞKUSUZ. Bilhassa anekdotta mevzubahis FETÖcü camia ile bazı (asla hepsi değil) Nurcu kesimlerin Kürtlere bakışı baştan itibaren ana-akım İslamcılıktan çok farklı olmuştur. Dahası Türk İslamcılığının bir kanadı da Türk milliyetçiliğinin hegemonik etkisi altında kalmıştır. Bu etki onların Kürtlerin sorunlarını da ehemmiyetsiz, gözardı edilebilir görmelerine yol açmıştır, ama o kanat bile aynı dönemde aynı zulüm odaklarından Kürtlerin yaşadığından daha az zulme maruz kalıyor değildi.
Said Nursi hayatı boyunca en basit sözlerinden dolayı mahkemelerde, hapishanelerde ve sürgünlerde dindar olduğu için süründürüldü. Türklerden her iki Said’e yönelen teveccühü de devletin dışlayıcı milliyetçi duruşuna karşı bir tepki olarak görmek gerek. Dindarlığın kendisinin suç gibi görüldüğü bir yerde dindarların bir de Kürtlük gibi sistemin lanetlediği ikinci bir suçun yükünü çekmekten kaçınmasını bugünden eleştirmek kolay, ama adil değil. Üstelik o dindar hatta İslamcı dediğimiz hareketin yükünü uzun süre yine Kürtler çekmiştir. Bu bakımdan Kürtleri İslamcılardan, İslamcıları Kürtlerden ayırt etmek o kadar kolay değil.
Türk İslamcılığının egemen milliyetçi söylemi tarafından zaman zaman hak etmediği halde “Kürtçü” diye ayrı bir suçlamaya da tabi olduğunu hatırlamakta fayda var. İslamcılar elbette “Kürtçü” sıfatını hak edecek bir tavrın içinde de olmadılar. Ama MNP-MSP-RP geleneğinin milliyetçiliğe karşı duruşunun içinde Kürtlere yönelik ayrı bir ilgi olmuştur. Erbakan’ın meşhur Bingöl konuşması ortada. O konuşmada “Siz ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ derseniz, Kürt kardeşim de ‘Ne mutlu Kürdüm diyene!’ der” şeklindeki sözleri partisinin kapatma davasına konu olmuştu.
Doksanların başında kurulan Mazlum-Der ile doksanların sonunda kurulan Özgür-Der gibi dernekler İslamcıların insan hakları kuruluşları olarak neredeyse Münhasıran dindarlıktan kaynaklanan hak ihlallerinden ziyade Kürtlükten kaynaklanan hak ihlalleriyle ilgilenmekle suçlanmışlar. Kezâ seksenlerin ortalarında çıkan Girişim ve ardılı, Yeryüzü, Yeni Zemin gibi İslamcı söylemin önemli dergilerinde Kürtlere bir ilgi eksikliğinden herhalde kimse söz edemez.
DOĞRUSU İSLAMCILARIN KÜRTLERE OLAN İLGİSİ ANCAK KÜRT MİLLİYETÇİSİ BİR BAKIŞ AÇISIYLA YETERLİ GÖRÜLEMEZ. Ama zaten İslamcılığın Kürt meselesine bakışı hiçbir zaman Kürt milliyetçilerininkiyle aynı olmamıştır, olmak derdinde de olmamıştır. Bugün İslamcıların bu ilgisini yetersiz görenlerin baz aldıkları seviye, adını dürüstçe koyalım, bir milliyetçilik seviyesidir.
Oysa İslamcılığın milliyetçiliğe karşı eleştirileri, sadece bunu Türkler yaptığında geçerli olan eleştiriler değildir. Kürtler, Araplar veya başka birileri yaptığında da milliyetçiliğe karşı bakış değişmez.
MÜSLÜMANLAR BAŞKA BİR MİLLİYETÇİLİK İKAME ETMEK ÜZERE MİLLİYETÇİLİĞE KARŞI KOYMAZLAR. Onlar milliyetçiliğin her türlüsüne karşı çıkarlar. Çünkü Müslümanlar putlara karşı çıkarken yerine kendi ürettikleri bir putu koymak üzere yapmazlar bunu. Onlar put düşüncesinin kendisine karşı çıkarlar.
Söylenecek daha çok şey var, yerimiz kalmadı, demek ki devam edeceğiz.
İnna lillah ve inna ileyhi raciun
Uzun bir aranın ardından yeni çıkan -ki muhteşem- kitabı vesilesiyle tam iki buçuk ay önce bu köşede selamladığımız değerli dostum, kardeşim, büyük edebiyatçı Bülent Akyürek bu dünyadaki çileli yolculuğunu tamamlayıp Hakk’a yürüdü. Bütün dostlarının, sevenlerinin, okuyanlarının başı sağ olsun. Allah’tan rahmet diliyorum.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:39
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Şubat 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















