Ankara24.com
close
up
Radikal eleştirinin eleştirisi, şüpheden inşaya dönmenin kaçınılmazlığı Yasin Aktay

Radikal eleştirinin eleştirisi, şüpheden inşaya dönmenin kaçınılmazlığı Yasin Aktay

Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.

Bir süre önce Johannes Angermuller’in Türkçeye Neden Fransa’da Postyapısalcılık Yok? Başlığıyla çevrilen kitabını (Heretik Yayınları, çev. Özge Karlık, 2017), bazı düşüncelerin doğum yeri ve intişar ettiği yerin farklı olabilmesi üzerine çok da şaşırmadığım ama ilginç bulduğum bir hikaye olarak okumuştum. Fikirler bazı yerlerde kitapların arasında durduğu gibi durmuyor. Başka mekanlara, toplumlara aktarıldığında doğdukları yerden çok daha farklı çok daha güçlü yankılar da bulabiliyor. Ancak kuşkusuz

Bir süre önce Johannes Angermuller’in Türkçeye Neden Fransa’da Postyapısalcılık Yok? Başlığıyla çevrilen kitabını (Heretik Yayınları, çev. Özge Karlık, 2017), bazı düşüncelerin doğum yeri ve intişar ettiği yerin farklı olabilmesi üzerine çok da şaşırmadığım ama ilginç bulduğum bir hikaye olarak okumuştum. Fikirler bazı yerlerde kitapların arasında durduğu gibi durmuyor. Başka mekanlara, toplumlara aktarıldığında doğdukları yerden çok daha farklı çok daha güçlü yankılar da bulabiliyor. Ancak kuşkusuz postmodernist düşünceyi doğurmuş ve beslemiş olan yeni Fransız düşüncesinin dünyada oluşturduğu yankının aynısını Fransa’da yaratamamış olması neresinden bakarsanız ilginç.

Batı düşüncesinin son yarım yüzyılda yaşadığı en büyük kırılmalardan birini oluşturmuştur “dekonstrüksiyon” (yapısökümü) adı verilen bu radikal eleştirellik veya bir başka açıdan zihinsel operasyon. Başlangıçta masum bir eleştirel yöntem gibi görünen bu yaklaşım zamanla yalnızca fikirleri değil, hakikatin kendisini de çözmeye yönelen büyük bir epistemolojik harekete dönüştü. Bugün artık yalnızca metinleri değil; aileyi, cinsiyeti, tarihi, milleti, dini, estetiği, hukuku, hatta biyolojik gerçekliği bile “inşa edilmiş”, yani uydurulmuş ve gerçek bir temeli olmayan kurumlar sayan bir zihinsel evrende yaşıyoruz. Ve insanlığın önündeki temel soru artık sürekli çözen, ama hiçbir şey kurmayan bir bilincin uzun süre yaşayıp yaşayamayacağıdır.

Dekonstrüksiyon başlangıçta modernliğin kibirli kesinliklerine karşı önemli bir uyarı işlevi gördü. Michel Foucault, Jacques Derrida ve Gilles Deleuze gibi düşünürler, modern kurumların görünürde nötr olan yapılarının arkasında işleyen iktidar ilişkilerini göstermeye çalıştılar. Hapishane, okul, hastane, dil, hukuk ve bilgi sistemlerinin gerçekten de masum olmadığını; her bilgi biçiminin belirli bir iktidar organizasyonu ürettiğini söylediler. Mesela Tarihbozumu isimli kitabımda da bir yere kadar katılarak naklettiğim ama bir yerden sonra da nihilizmiyle, yoksayıcılığıyla kendi putunu inşa ettiğinden bahsettiğim Foucault’nun tarih anlayışı. Nietzsche’den yola çıkarak tarihe bir yön ve bütünlük atfedenlerin kurdukları putlara işaret ediyordu, buraya kadar tamamdı, ama bu put kırıcılığın sonunda “tarihin hiçbir yönü ve anlamının olmadığını” söylemesi haddini aşan yeni bir put inşa ediyordu.

Bu ve buna çıkış noktası oluşturan eleştirilerin önemli bir kısmı haklıydı. Çünkü modern Batı gerçekten de kendi evrensellik iddiasını çoğu zaman sömürgecilikle, sınıfsal tahakkümle ve epistemik hegemonya ile birlikte kurmuştu ve eleştiriler doğrudan batıyı hedef alıyordu.

Ancak sorun tam burada başladı. Eleştiri, zamanla ölçüsünü kaybetti. Başlangıçta “iktidar ilişkilerini görünür kılmak” isteyen yaklaşım, giderek hakikatin kendisinin imkânsız olduğunu ilan etmeye yöneldi. Böylece yöntem ontolojiye dönüştü. Artık mesele yalnızca bazı kurumların baskıcı olması değildi; hakikatin kendisi de bir baskı aracı sayılmaya başlandı.

Bu dönüşümün medeniyetler açısından doğurduğu sonuç son derece yıkıcı oldu. Çünkü bir toplum kendi normlarını eleştirebilir; bu sağlıklıdır. Ama normlarının hiçbir hakikat temeline dayanmadığına inanmaya başladığında, artık onları savunamaz hale gelir. Sınırlarını, hukukunu, kültürünü, tarihini ve hatta varoluş sebeplerini bile meşrulaştıramaz. Her şeyin yalnızca “sosyal inşa” olduğu fikri, sonunda insanı üzerinde durabileceği zeminden mahrum bırakır. Toplumsal cinsiyet tartışmalarına bu noktada bir örnek olarak bakmak yeter.

Bugün Batı dünyasında yaşanan büyük kültürel kriz biraz da insanların artık neyin savunulmaya değer olduğundan emin olmayışı. Çünkü her savununun arkasında gizlenmiş bir tahakküm bulunduğu öğretilmiştir onlara. Aileyi savunursanız patriyarkal oluyorsunuz. Milleti savunursanız faşist oluyorsunuz. Biyolojik gerçekliği savunursanız dışlayıcı, estetik ölçüden söz ederseniz elitist sayılırsınız. Bu mantık kendi içinde sonsuz genişleyen bir şüphe üretir. Ve sonunda toplum, kendi meşruiyet kaynaklarını dinamitleyen bir bilinç üretmeye başlar.

Yapısökümüne (dekonstrüksüyon) dayalı eleştirelliğin en dikkat çekici taraflarından biri de yanlışlanamaz oluşudur. Çünkü sistem, kendisine yöneltilen her eleştiriyi baştan hükümsüz sayacak şekilde çalışır. Eğer itiraz ederseniz, zaten ayrıcalıklı olduğunuz için itiraz ettiğiniz söylenir. Eğer tarafsızlıktan söz ederseniz, tarafsızlığın da egemen ideolojinin maskesi olduğu iddia edilir. Böylece tartışma zemini ortadan kalkar. Bu yüzden yapısökümü bir düşünce olmaktan çok kapalı bir dogmatik sistem gibi işlemeye başlar.

Asıl sorun ise bu zihinsel iklimin bir “inşa krizi” üretmiş olmasıdır. Bu dönemde yetişen kuşakların önemli bir kısmı çözmeyi öğrendi ama kurmayı öğrenemedi. Şüphe etmeyi öğrendi ama hayran olmayı kaybetti. Gücü her yerde görmeyi öğrendi ama hakikati, güzelliği ve aşkınlığı göremez hale geldi.

Doğrusu şu ki, medeniyet yalnızca kinik eleştiriyle yaşayamaz. Medeniyet inşa ister. İnanç ister. Sadakat ister. Aktarım ister. Bir çocuğa dil öğretmek bile aslında büyük bir medeniyet güvenidir. “Bu kelimeler yaşamaya değer” demektir. Bir sanat eseri üretmek, “güzellik hâlâ mümkündür” demektir. Bir gelenek kurmak ise geçmişin bütünüyle anlamsız olmadığına dair metafizik bir kabul taşır.

Oysa yapısökümcü eleştirelliğin radikal biçimleri tam da bu aktarım damarını kesmiştir. İnsanlara miras bırakılacak bir şey olmadığını öğretmiştir. Her şeyi baskı, tahakküm ve hegemonya diliyle okumaya alışmış bir bilinç, sonunda yalnızca yıkmayı bilir hale gelir. Ve yıkmanın kendisini özgürlük sanır.

Tabii ki burada eleştiriyi kökten mahkum eden bir yaklaşımı kimse öneremez. Esasen hiçbir medeniyet eleştirisiz yaşayamaz. Sorun, eleştirinin nihai amaç haline gelmesi ve bunun üzerinden enteresan bir kinik konfor üretmektir. Çünkü sürekli şüphe eden ama hiçbir şeye bağlanmayan bir zihin sonunda kendi varlığını da anlamsızlaştırır. İnsan yalnızca sökerek yaşayamaz. Bir yere ait olmak, bir şeyi korumak, bir şeyi sürdürmek ister.

Geldiğimiz noktada inşa fikrinin yeniden hatırlanması gerektiğini de düşünüyoruz ama bunun da ayrı tuzaklar barındırdığını elbette unutmadan. Müslüman olarak inşa için sağlam, güvenilir referanslardan hiç de yoksun değiliz. Hatta tam da Müslüman olarak hakikatin tamamen göreli olmadığına dair cesur bir bilince sahip olmalıyız. İyinin gerçekten kötüden ayrılabileceğine dair ahlaki bir güven. Güzelliğin yalnızca ideolojik bir kurgu olmadığına dair estetik bir sezgi. Ve nihayet mirasın bütünüyle baskıdan ibaret olmadığına dair tarihsel bir şuuru edinmemiz lazım.

Unutmamalıyız ki, insanlık sadece eleştirerek değil, inşa ederek ilerledi. Yapıları yorumcular değil mimarlar yaptı. Şehirleri kuşkucular değil kurucular kurdu. Büyük edebiyatlar, büyük musikiler, büyük medeniyetler sürekli şüphe edenlerin değil; bir hakikate inananların eseriydi.

Sonunda geriye kalan şey daima inşa edilmiş olandır. Çünkü yıkım geçicidir; kurulan ise hafıza olur. Bu yüzden bugün asıl mesele yapısökümcı radikalliği yasaklamak değil, onu kendi sınırlarına geri çekmektir. Eleştiriyi yeniden hakikatin hizmetine vermektir.

Önemli haberleri ve güncellemeleri kaçırmamak için Ankara24.com'ı takip edin.
seeGörüntülenme:120
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Mayıs 2026 04:09 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

MGK bugün toplanıyor! Kritik başlıklar masaya geliyor

30 Eylül 2026 10:54see180

Trump, resmi evraklarda süper zeka ifadesini zorunlu kılan kararnameyi imzaladı

30 Eylül 2026 02:11see168

Türk Telekom, EuroCup ta Tenerife ye mağlup oldu

01 Ekim 2026 00:57see162

NATO Genel Sekreteri Rutte’den Putin’e mesaj: NATO’yu asla yenemeyeceğini biliyor

01 Ekim 2026 00:20see158

Fotoğrafın 200 yıllık yolculuğu Sözcü Gazetesi

01 Ekim 2026 03:04see157

The Cinematic Orchestra İstanbul a geliyor

01 Ekim 2026 00:19see151

Resmi Gazete yayımlandı! Akaryakıtta Eşel mobil sistemi sona erdi: İşte 1 Ekim 2026 Resmi Gazete de alınan atama kararları

01 Ekim 2026 00:52see151

Eşref Rüya hayranlarını heyecanlandıran gelişme: Final yaptı derken sürpriz afiş geldi

30 Eylül 2026 18:27see146

Bakan Çiftçi açıkladı: 12 kişilik Zeyn ailesi teşekkür mektubuyla ülkesine döndü

30 Eylül 2026 19:06see146

Yıldızlar İstanbul ve Ankara sahnelerinde

30 Eylül 2026 07:05see143

İstanbul uçağında akılalmaz olay: Kabin memuruyla yolcuyu ısırdı Sözcü Gazetesi

01 Ekim 2026 00:19see143

Rahatlamak isterken canınızdan olmayın! Boyun kütletmeye ilişkin çarpıcı araştırma

30 Eylül 2026 17:09see142

Fransa, İngiltere nin AB ye yeniden katılma olasılığına olumlu bakıyor

30 Eylül 2026 17:44see142

Arda Güler, Real Madrid de eylül ayının futbolcusu seçildi

01 Ekim 2026 00:28see142

3 günlük kâbustan polis kurtardı

30 Eylül 2026 07:15see140

Komşu ateşle oynuyor! İsrail yapımı füzeleri konuşlandırlar

30 Eylül 2026 14:51see137

İddia hayli vahim! İşte Kaçırıldı denilen uçaktan kan donduran görüntüler

30 Eylül 2026 11:43see137

Oyuncu Erbulak tan Bakan Mustafa Çiftçi ye edepsizlik!

01 Ekim 2026 00:00see136

Contemporary Istanbul a yabancı misafir akın etti

01 Ekim 2026 00:19see136

MSB den Birliğin Gücü 2026 Tatbikatı paylaşımı Sözcü Gazetesi

30 Eylül 2026 13:58see136
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları