Bir geleneği anlamak Ömer Türker
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Düşünce geleneklerini anlama çabasında muhtelif yollar izlenebilmektedir. Bu yolların bir kısmı gelenekler arasında ortaktır. Her geleneğin kendine özgü gelişme, değişme, dönüşme ve çözülme süreçleri vardır. Bu süreçler kurucu şahsiyetleri, kurucu ilkeleri, ilkelerin yorumu olarak ortaya çıkan kapsamlı nazariyeleri, nazariyelerin kurucu ve yorumlayıcı otoritelerini, gelenek içinde bağımsız düşünmeye meyyal eleştirel düşünürleri, görüşlerin tecessüm ettiği uygulamaları, adetleri ve kurumları barındırır. Şayet bir inanç ve görüş bin yılı aşkın süreçte varlığını sürdürmüşse ona dair kavrayışı ve yaşam tarzını temsil eden farklı düşünür ve insan tiplerini görmek ve bunların muhtelif siyasi, iktisadi ve hukuki koşullarda nasıl vücut bulduğunu temaşa etmek mümkündür. Geleneği anlamak, bütün bu unsurları ilişkili bir şekilde kavrayıp çözümlemeyi gerektirir. Bu, daha ziyade bir geleneği kendi şartları ve duyarlılıklarıyla anlama çabası olarak değerlendirilebilir.
Bazen geleneği anlama ve yorumlama çabasında başka gelenekler hakkında daha önce yapılmış kapsamlı anlama ve yorumlama faaliyetinden istifade edilir. Aslında ilkece bunun yanlış olduğu da söylenemez. Zira ferdî ve içtimâî hayatın kendisine özgü tarafları olduğu kadar başka fertlerin ve toplumların hayatlarıyla ortak tarafları da vardır. Zaten böyle olmasa fertler ve toplumlar arasında hiçbir bilgi ve maharet alışverişi olmazdı. İnsan olmak aynı zamanda böyle bir ilişki geliştirebilmek demektir. Nitekim iki insan toplumluğunun yakınlaşması yahut birbirinden haberdar olmasıyla birinden diğerine intikal eden bilgi ve maharetler, binlerce yıldır evcil hayvanlarla bir arada yaşamamıza rağmen hayvanlara intikal etmemektedir. İşte fert ve toplumlar arasındaki benzerlik, birini anlarken kullandığımız yöntem ve araçların diğerini anlamakta işe yarayacağını gösterebilir. Fakat bu benzerlik dikkatsiz yahut kendini beğenmiş bir edayla bir tür özdeşliğe, birini diğerinin türevi veya alt kümesi haline getirmeye, anlamaya konu olacak birey ve toplumu istediğimiz gibi şekillendireceğimiz bir hamule olarak görmeye evrildiğinde durum bütünüyle değişmektedir.
Son iki yüzyıldır Batı dışı toplumlar Batı’da geliştirilen yöntem ve araçlarla sadece doğa ve matematik bilimlerin kapsamına giren konuları değil aynı zamanda kendi tarihlerini, kurumlarını, toplumsal yapılarını, adetlerini hatta ferdî ve içtimâî seviyede psikolojilerini anlamaya çalışıyor. Bu anlama çabasının bir dereceye kadar başarılı olduğu ve Batı’dan aktarılan bilgi ve maharetler ile bunları mümkün kılan yöntem, araç ve kurumların çok ciddi katkılarının olduğu da aşikar. Lakin bu durumun, kendi geleneğimizle ilgili araştırmalarda (i) ilgilerimizi katı bir şekilde yönlendiren, (ii) duygu sapmalarına maruz bırakan, (iii) anlama ve yorumlama çabalarını baltalayan bir tarafı da var.
İlgilerimizin katı bir şekilde yönlendirilmesi geleneğin kendisine özgü taraflarının fark edilmesini engellemektedir. Bu kabil yanılgıların en önemli sonucu, indirgeme teşebbüsleridir. Pek çok araştırmacı, İslam düşünce geleneğinin kazanımlarını tuhaf bir şekilde Batı’da gelişen görüşlere indirgemektedir. Bu tavra tepki olarak gelişen tavır ise Batı düşüncesinin önemli kazanımlarını İslam düşünce geleneğine indirgeme teşebbüsleridir. Yani bir hata diğerini doğurmaktadır.
Duygu sapmaları, geleneğin fark edilen özgün yönlerinin küçümsenmesine ve dikkate alınmamasına yol açmaktadır. Muhtemelen en yaygın hata budur. Öyle ki orta ve yüksek öğretimden mezun olmuş ortalama bir vatandaşımızın zihninde bırakın İslam düşünce geleneğini bir ulus devlet olmamıza rağmen Türk tarihinin çok yönlü bir hikayesi dahi yoktur. Bunun bir eğitim sorunu olduğu sürekli dile getiriliyor ama özünde bir eğitim sorunu değil, zihniyet sorunudur. Eğer eğitim sorunu olsaydı resmi kurumlar bu sorunu çözebilirdi fakat ya çözemiyorlar ya da çok az mesafe kat edebiliyorlar.
Bu iki durum, İslam dönemi tecrübesinin hikayesini bizim için anlamlı ve vazgeçilmez şekilde oluşturmamıza mani olduğundan anlama ve yorumlama çabalarımızı akim bırakıyor. Neyi nerede aramamız gerektiğini dahi takdir etmekte zorlanıyor ve yönümüzü kaybediyoruz. İktisat, hukuk ve siyaset düşüncesi alanlarında yön kaybının pek çok örneği var. Bunların bir kısmına ilerleyen yazılarda işaret edeceğim inşallah.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:108
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Ocak 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















