Trump yenilgiyi kabul eder mi? Nur Özkan Erbay
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşında iki ay geride kalırken, Washington’un askeri strateji ve siyasi açıdan büyük bir yenilgiye uğradığını artık tüm dünya görmüş durumda. İş dünyasındaki parlak geçmişi göz önüne alındığında kazanmaya alışık olan ve kaybetmeyi sevmediği her halinden anlaşılan ABD Başkanı Trump’ın ise bu yenilgiyi kolay kolay sindirmesi zor görünüyor. Bu safhadan sonra ya daha da sertleşecek ya da bu yenilgiyi ikame ya da şayet hâlâ mümkünse izale edecek bir çıkış yolu bulacak. Her ne kadar bu seçenekler için vakit geç görünse de Trump bir “zafer anlatısı” eşliğinde böyle bir senaryoyu Amerikan ve dünya kamuoyunun önüne koyabilir. Lakin akıl aldığı kadroların -ki bunların kahir ekseriyetinin İsrail’in fonladığı lobi, düşünce kuruluşu ve medyanın etkisinde olduğu düşünülürse- olası çıkış senaryolarının herhangi bir gerçekçi çözüm-uzlaşı-barışı hedeflemeyeceği de ortada. Bunun bir sonucu olarak da Trump içeriden ve dışarıdan gelen baskılar karşısında ancak mevcut küresel krizi aşmak için pansuman olabilecek geçici-kısıtlı hamleler yapma yoluna gidiyor.
Buna karşın Amerikan güvenlik şemsiyesinin küresel anlamda yaşadığı büyük prestij kaybı, savaşın tüm dünyaya ödettiği ekonomik maliyetler ve 6 ay sonra gerçekleşecek ara seçimler Trump’ı zamanlama olarak iyiden iyiye zorluyor. ABD’nin iç siyasetinde de çok daha hararetli, çatışmalı bir döneme girilmiş durumda. Her ne kadar dış politikanın Amerikan kamuoyu nezdinde genel siyasi tercihlerde başat belirleyici olmadığı genel bir kabul olsa da ülkenin yakın dönem siyasi tarihi bunu tekzip eder nitelikte. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana “bitmeyen savaş”lardan yorulmuş Amerikalılar İsrail’e vekaleten sürdürüldüğüne inandığı İran Savaşının ekonomik maliyetini daha şimdiden ödemeye başladı. Benzin fiyatlarının 28 Şubat’tan bu yana iki katına çıktığı ABD’de gıda enflasyonu da hissedilebilir seviyelere yükseldi. Trump’ın beğenmediği ve yalan olduğunu iddia ettiği anketler de halkın memnuniyetsizliğini doğruluyor. Daha önceki hafta bir suikast girişimine daha maruz kalan Trump’a olan kamuoyu desteği ilk dönemi de dahil olmak üzere en düşük seviyede. Washington Post-ABC News-Ipsos anketine göre Amerikalıların yalnızca yüzde 37’si Trump’ın görev performansını onaylarken, onaylamama oranı %62 ile yeni bir zirveye ulaşmış durumda. Katılımcıların yüzde 76’sı Trump’ın ekonomi yönetimini, yüzde 72’si enflasyonu ele alış biçimini ve yüzde 66’sı İran’la savaşı onaylamıyor ve savaşı “hata” olarak nitelendiriyor.
Trump’ı “savaşları bitiren Başkan” olarak yeniden seçen Cumhuriyetçi partililerin azımsanamayacak bir bölümünün de kasım ayında yapılacak seçimler için heyecanını yitirdiği ve desteğini çekeceği kulislerde artık açıkça konuşuluyor. Cum-huriyet-çilerin Trump sonrası dönem için en güçlü aday olarak gördüğü Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in İran savaşında özellikle yıpratılarak şimdiden yarış dışı bırakıldığı yorumları yapılıyor.
Tüm bu tablonun gerginliği ve sıkışmışlığı içerisinde Trump gelecek hafta dünyada kendisine tek stratejik rakip olarak gördüğü Çin’e bir ziyaret gerçekleştirecek. İran darboğazından çıkmak için Çin’den İran üzerinde baskı kurmasını isteyecek olsa da bunun gerçekleşmesi çok da mümkün görünmüyor. Çin hem ABD ile rekabetinde ödediği yeni maliyetler hem de ulusal riskleri göz önünde bulundurulduğunda bu krizden çıkmak istiyorsa da İran’ın bu savaşta Pekin’i dinleme olasılığı düşük görünüyor. Zira tıpkı İsrail için olduğu gibi artık İran için de mevcut çatışmayı ve statükoyu sürdürmek çok daha el güçlendirici bir seçenek. Bir yanda “masada barış ve ateşkes önerileri reddedilmiş” ve “ABD-İsrail saldırılarına karşı kendisini savunan” bir İran, diğer yanda da “Dünyanın enerji, ekonomi ve ticaret akışını felce uğratmış” ve “Saldırmaya devam eden” bir ABD-İsrail tablosunun sürdürülmesi Tahran için daha ehvenişer bir projeksiyon.
Bugün gelinen noktada yaşanan bir başka karşıtlık ise savaşın İran ve Amerikan halkı nezdinde yarattığı toplumsal etki. Savaş, İran halkını rejim etrafında konsolide ederken, ABD’de ise kamuoyunun ve siyasi kampların daha da bölünmesine neden oluyor. Tüm bu veriler ışığında, Trump’ın 27 Şubat’ta İran ile savaşı başlatırken ilan ettiği hiçbir hedefe ulaşamamış olması, üstüne üstlük evdeki bulgurun da tükenmeye başlaması ile daha hırçın ve provokatif adımlara başvurması mümkün. Ancak savaşa devam etmesi halinde daha büyük kayıplar vermesi kaçınılmaz. İran için ise bu savaşın başından beri varlık ve yokluk savaşı olması kendisine ironik olarak psikolojik bir esneklik ve avantaj sağlıyor. İran’ın yeni bir ABD saldırı dalgasına misillemesi halinde uluslararası ölçekte ekonomik maliyetler katlanacak. Trump bu yüzden Hürmüz ablukasını bir an önce kaldırmak istiyor. İsrail lobilerinin şekillendirdiği ve zaten herhangi bir uzlaşı ve barış seçeneğini masada tutmamak üzerine kurulan ABD’nin İran politikası ise devasa bir yenilgi ve maliyet ile karşı karşıya. Yenilgiyi kabul edip, zarardan dönmeyi kâr sayıp saymamak ise yine Trump’ın elinde.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:103
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Mayıs 2026 04:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















