Savaşın hızlandırdığı tektonik döngü, yıkım ve yeni düzen… Nur Özkan Erbay
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Jeolojide “Tektonik döngü” kavramı yerkabuğunun sürekli olarak yıkılması ve yeniden oluşması anlamına geliyor. Bu döngüler sonrasında depremler, yeryüzü şekilleri, kıtalar, okyanuslar, iklimsel değişikliklerle yeni bir düzen oluşuyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin vekil kurum ve kuruluşlarının içten içe işlevsizleştiği, kolektif karar alma ve müdahele etme gücünü kaybettiği bir dönemde bölgemizde süregelen savaş mevcut düzenin reforme edilmesi ve belki de nihayetinde yıkılıp yeniden kurulması sürecini de hızlandırdı.
Kısa vadede kalıcı bir barış ve uzlaşının sağlanmasının zor göründüğü bu savaşın küresel ölçekte yarattığı tektonik döngü -tıpkı yeryüzünün yeniden şekillenmesinde olduğu gibi- mevcut uluslararası sistemde radikal yıkımlara ve yeni oluşumların doğumuna işaret ediyor.
Bu değişim ve dönüşümlerin sonuçları şimdiden küresel ekonomik ve güvenlik ittifaklarında oluşan derin çatlaklarda görülmeye başlandı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin altmış yıldır üyesi olduğu OPEC’ten önceki gün resmen ayrıldığını açıklaması bu yıkım-yapım döngüsünün en belirgin emarelerinden biri. Her ne kadar arkasında savaşın yarattığı ve dayattığı jeopolitik gerginlikler olsa da bu ayrılışın diğer petrol üreticisi ve ihracatçısı ülkeler arasında yeni anlaşmazlıkları ve bölünmeleri tetikleyeceğini öngörmek güç değil. Bu ayrışma OPEC’i “dünyanın geri kalanını sömürmekle” suçlayan ve şimdilerde acil bir zafer arayışında olan Trump’a göreceli bir avantaj sağlayabilir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan en büyük ve güçlü güvenlik paktı NATO’da ise işler çok daha karmaşık ve zor görünüyor. 77 yıllık Kuzey Atlantik ittifakı 1990’lı yıllardan itibaren her zaman Trump’ın hedefinde oldu. NATO üyelerini “Kağıttan Kaplan” ve adeta “ABD’nin sırtından geçinen bir yük” olarak gören Trump kendince İran savaşı ile NATO’yu son bir kez daha güven testine tabi tuttu. Avrupa’lı NATO müttefiklerinin kendisini “yalnız bıraktığı” ve “yük paylaşamı yapmadığı” iddialarını tahkim etmek için de bu durum bulunmaz bir fırsat oldu.
“Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir ama dostu olmak ölümcüldür.” ABD’nin eski Dışişleri Bakanlarından ve 20.’inci yüzyıl uluslararası ilişkilerinde derin izler bırakan Henry Kissenger’a ait olan bu cümle ABD’nin müttefiklik/düşmanlık ilişkilerinde bugün içinde bulunulan durumu açıklaması itibariyle de son derece manidar. Geçtiğimiz hafta isminin açıklanmasını istemeyen bir ABD’li yetkili Pentagon’da kurum içi bir e-postada, İran’la savaşta ABD operasyonlarını desteklemediğine inanılan NATO müttefiklerini cezalandırmak için kullanabilecek seçeneklerin özetlendiğini; bu seçenekler arasında İspanya’nın ittifaktan çıkarılması ve ABD’nin İngiltere’nin Falkland Adaları üzerindeki iddiasına ilişkin pozisyonunun da gözden geçirilmesine dair görüşlerin yer aldığını medyaya sızdırdı. Bu haberlerin yayınlandığı günün üzerinden bir hafta geçmeden İngiliz Kralı Charles’ın ABD’ye bir resmi ziyaret gerçekleştirmesi ve Amerikan Kongresi’ndeki hitabında özellikle “ABD-NATO ilişkilerinin önemine” yaptığı vurgular son yılların en kırılgan dönemini yaşayan Trans-Atlantik ilişkilerinin karşı karşıya olduğu bu kritik tablonun daha iyi anlaşılması bakımından önem arz ediyor. Bu ziyaretle İngiltere’nin yumuşak gücünü kullanarak, nüktelerle yumuşattığı konuşmasında Kral Charles Trump’a ABD’nin geleneksel Avrupa ittifaklarına geri dönmesi ve “dünyada liberal değerlerin savunucusu rolünü yeniden üstlenmesi” için adeta açık bir çağrıda bulundu.
Bu kırılgan ve gergin dönemin ciddiyeti, son olarak NATO’nun yıllık liderler zirvelerini düzenleyip düzenlememeyi gözden geçirdiğine dair haberlerin dolaşıyor olmasından da anlaşılıyor. İttifakın böyle bir kararı almayı istişare ediyor olması bile Trump ile görev süresinin son iki yılında yaşanabilecek daha büyük gerginlikleri olabildiğince önlemek istediğini, Trump ile başkanlığının kalan süresini hasarsız atlatabilmenin hesaplarını yaptığını gösteriyor.
Öte yandan bu süreç içinde her ne kadar NATO’dan ayrılmak ABD için uzak bir ihtimal gibi görünse de; kongre onayına başvurmayı bir zorunluluk addetmeyen ve uluslararası anlaşmalardan çekildiğini daha önce defalarca göstermiş bir Trump için çok da zor alınacak bir karar değil. Ayrıca Kongre onayına rağmen alınacak bir çekilme kararına itiraz halinde ABD Anayasa Mahkemesinin Trump’ın yürütme hakkını kullandığı gerekçesiyle kendisi lehine bir karar alması da muhtemel seçenekler arasında.
Tüm bu gelişmeler sonucunda kurulacak yeni ittifaklar ve düzene dair farklı alternatif ve öneriler ise belirmeye başladı. Bunların arasından; hangisi üzerinde uzlaşmaya varılacağı, ittifak içi güvenin nasıl yeniden inşa edileceği, ortak yükün ne/nereye kadar paylaşılacağı, küreselden çok daha bölgesel; sonuç odaklı, kazan-kazan ittifaklarının ön planda olup olmayacağı sorularının cevaplarını kestirmek şimdiden güç. Ancak bu döngü içerisinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını öngörmek de bir o kadar mümkün.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:23
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 30 Nisan 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















