Stratejik ortaklıktan kültürel ufka: Nijerya Samed Karagöz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Türkiye-Nijerya ilişkileri son yıllarda yalnızca diplomatik nezaket başlıklarıyla değil, stratejik ortaklık diliyle tarif ediliyor. Savunmadan ticarete, enerjiden eğitime uzanan çok katmanlı bir yakınlaşmadan söz ediyoruz. Afrika’nın en büyük ekonomilerinden biri olan Nijerya ile Türkiye arasında kurulan bu hat, aslında iki ülkenin de küresel sistemde kendilerine biçtikleri rolün bir yansıması: Batı merkezli hiyerarşilere mahkûm olmayan, çok kutuplu bir dünya tahayyülü. Geçtiğimiz günlerde Nijerya’yla imzalanan anlaşmalar da bunun bir tezahürü. Bu anlaşmanın yapıldığı gün, Londra’da Tate Modern’de yer alan Nigerian Modernism (Nijerya Modernizmi) sergisini gezmiş olmam, ister istemez bu politik metinlerle sergi salonları arasında zihinsel bir köprü kurmama neden oldu.
Tate Modern’deki sergi, Nijerya modernizmini tekil bir akım gibi sunmuyor; aksine, kolonyal baskı altında filizlenen, bağımsızlık mücadelesiyle şekillenen ve yerel kültürlerle modern estetik arasında sürekli müzakere halinde olan çoğul bir sanat tarihini görünür kılıyor. Sergi, 1920’lerden 1990’lara uzanan geniş bir zaman aralığında, sanatın yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda politik bir varoluş biçimi olduğunu hatırlatıyor. Aina Onabolu’nun portreleriyle başlayan anlatı, Ben Enwonwu’nun heykel ve resimlerindeki bedensel hafıza, Ladi Kwali’nin seramiklerinde toprağın bilgisi ve Zaria Art Society’nin “doğal sentez” manifestosuyla derinleşiyor.
Bu sanatçılar için modernizm, Batı’dan ithal edilmiş bir stil değil; sömürgeciliğe karşı verilen entelektüel ve kültürel bir cevaptır. Yerel mitolojiler, dini pratikler, gündelik hayatın ritmi ve politik travmalar aynı yüzeyde buluşur. Serginin en güçlü tarafı da burada yatıyor: Nijerya modernizmi, Batı modernizminin periferik bir yansıması olarak değil, kendi merkezini kuran bir deneyim olarak okunuyor. Tate Modern’in bu sergiyle yaptığı şey, aslında bir “düzeltme” değil; geç kalmış bir kabulleniş.
Tam bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: Türkiye, Nijerya ile stratejik ortaklık kurarken neden bu ilişkilerin sanat ve kültür ayağı hâlâ bu kadar zayıf? Türkiye, diplomatik ve ekonomik olarak Afrika’da görünürlüğünü artırırken, bu coğrafyanın sanatını, düşüncesini ve estetik mirasını anlatacak kalıcı kurumsal yapılar üretmekte neden bu kadar çekingen? Oysa Türkiye, tarihsel olarak Batı ile Doğu, Kuzey ile Güney arasında bir kültürel arayüz olma potansiyeline sahip.
Bugün Londra’da Nijerya modernizmini anlatan kapsamlı bir sergiyi gezerken, İstanbul’da ya da Ankara’da Afrika’nın, Orta Doğu’nun, Balkanlar’ın sanatını merkeze alan güçlü bir müzenin eksikliğini daha yakıcı biçimde hissediyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yalnızca uluslararası sergilere eser göndermek ya da bienal takvimlerine eklemlenmek değil; kendi hikâyesini, kendi ilişkiler ağını kuran bir müze tahayyülüdür. Önce komşu ülkeleri merkeze alan, ardından sıkça “gönül coğrafyası” diye adlandırılan ama kültürel karşılığı kurumsallaştırılamamış coğrafyaların sanatını anlatan bir misyon.
Türkiye yükselen bir güç; bunu diplomasi masalarında, ticaret rakamlarında ve jeopolitik hamlelerde görüyoruz. Fakat bu yükseliş, sanat ve kültür alanında karşılığını bulmadıkça eksik kalacaktır. Nijerya modernizmini Tate Modern’de izlemek kıymetli; ama asıl soru şu: Biz, kendi coğrafyamızın modernizmlerini ne zaman kendi merkezimizden anlatmaya cesaret edeceğiz?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:83
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 04 Şubat 2026 04:22 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















