‘Sır’ ve ‘nur’ Ali Saydam
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran’a yönelik saldırıların ardından bölgeyi ateş topuna çeviren savaş… Sadece binaları değil, küresel dengeleri, ekonomiyi ve en önemlisi de insanlığın geleceğine dair umutlarını kökünden sarsan bombalar…
Hırsın, intikamın ve kontrolsüz gücün yarattığı yıkımla masadan kalkılan, sonuç çıkmayan ateşkes görüşmeleri…
Anlaşmayla sonuçlanması umutla beklenen ‘müzakere masası’nın sandalyelerinden birinde, sadece teknik veriyle değil,
insanlık
ve
hikmet
pusulasıyla hareket eden bir akıl otursaydı ne olurdu acaba? Başka bir deyişle
vicdana
da yer açılsaydı…
Mesela:
Millî İstihbarat Teşkilatı
(MİT)
Başkanı İbrahim Kalın
’ın sosyal medyada yankı bulan, felsefi derinliğiyle kalbe dokunan ‘reels’ videolarındaki bakış açısına sahip bir
CIA
Başkanı ya da ABD Dışişleri Bakanı, Başkan Yardımcısı masaya oturtsaydı...
İbrahim Kalın
usulü, dervişane ama stratejik düşünebilen, şahsiyetinin sükûneti odaya yayılan biri, bu görüşmeleri nereye taşırdı acaba?
Sayın Kalın bir videosunda diyor ki: “Yani yüce dağ isen üstündeki kardan gurur duy. Sen yüce dağ olmaya, yüce dağın üstünde bir yer edinmeye talipsen o zaman oranın kar, bora, fırtına, soğuk olmasına da hazırlıklı olacaksın. Mesela Âşık Veysel bunu o kadar güzel anlatır ki! ‘Ey gönül etme derdinden şikâyet. Yüce dağlar gurur duyar karından…” (https://url-shortener.me/L2BP)
Bahsedilen, “Yüce dağ olmaya talipsen, karına ve fırtınasına razı olacaksın” düsturu, bir barış masasının temel içeriği olabilir miydi?
Kalın
gibi biri, masadaki muhataplarına muhtemelen şunu söylerdi:
“Siz bölgesel güç, yani ‘
Yüce Dağ
’ olmaya talipseniz, bu coğrafyanın fırtınasına, bitmek bilmeyen sınavına da rıza göstereceksiniz. Şikâyet etmek, başkasını suçlamak yerine, o kârdan gurur duymayı; yani bu krizi insanlık yararına bir imkâna dönüştürmeyi bileceksiniz.”
Muhatabını
mağduriyet
ya da
saldırganlık
sarmalından çıkarıp,
sorumluluk
ve
vakar
zeminine davet eden
yönetimsel tutum
nasıl olurdu acaba?
Gelelim savaşın ve barış görüşmelerinin en kriz noktasına,
hırsa
... Kalın’ın devedikeni çiçeği hikâyesi, aslında uluslararası ilişkilerin en büyük ‘hastalığına’ ışık tutabilir. Çiçeğin güzelliğine hayran kalıp onu koparmaya çalışırken elleri kan içinde kalmak... Masada oturan güçler, coğrafyanın ‘çiçeklerine’ (kaynaklarına, topraklarına, kimliklerine) sahip olmak isterken hem kendi ellerini kana buluyor hem de o güzelliği paramparça etmiyorlar mı? (https://url-shortener.me/L29H)
İletişim dili
eksik olan, sadece sahip olmaya, hükmetmeye odaklanan akıl, sonunda elinde sadece ‘parçalanmış bir güzellik’ bulmaz mı? Arzu ettiğimiz türden bir
akıl
ve
ruh
, o masada olsaydı şunu fısıldardı: “Güzelliği koparmaya değil, yerinde yaşatmaya odaklanın. Aksi hâlde kazandığınızı sandığınız an, aslında her şeyi kaybettiğiniz andır.”
Kalın’ın çalıp söylediği “Hiç oldum” türküsünde; (https://url-shortener.me/L5I3) varlıktan vazgeçip hakikat karşısında
hiçliği
kabul edebilen, makam ve ünvanların gelip geçici olduğunu bilerek
emanetçiliğin
mütevazılığını taşıyan, bir diğer videosunda ise altını çizdiği o meşhur hakikat; aslında bugün Türkiye’nin dış politikasındaki
tarafsız ama dik duruşunun
da âdeta manifestosu niteliğinde: “Her imtihan bir imkân, her imkân bir imtihandır. Sizi öldürmeyen her darbe sizi daha da güçlü kılar.” ( https://url-shortener.me/L448 )
Ateşkes masasına bu perspektifle oturan akıl, muhataplarına şunu hatırlatacaktır: Yaşanan bu savaş ve yıkım, aslında her aktör için devasa bir
imtihan
... Eğer bu sınavdan; hırsınızdan arınıp, aklınızı, sabrınızı ve sebatınızı güçlendirerek çıkabilirseniz, bu felaket bir
barış imkânına
dönüşebilir.
Bu noktada, “Bir istihbarat başkanıyla âlimlik, felsefi bir derinlik nasıl bağdaşır? Biri ‘
sır
’ dünyası, diğeri ‘
nur
’ dünyası değil mi?” sorusu akla gelebilir.
Bu iki dünya, birbirini tamamlayan bir
iletişim
ve
stratejik akıl
sentezi olarak görülebilir.
Geleneğimize göre
söz
ile
duruş
(ya da ‘kāl’ ile ‘hâl’; bkz. 18 Nisan tarihli yazımız: https://tinyurl.com/2rzkmvy3) arasında uyum yoksa, samimiyet sorgulanabilir. Sözünü ettiğimiz videolardaki mesajlar,
Mana Yönetimi
dersi niteliğinde âdeta. İstihbarat; düşmanın hangi füzeye sahip olduğu bilgisinin ötesinde, düşmanın veya dostun zihninin nasıl çalıştığını, gönlünde neyin yattığını, hangi
kültürel kodlarla
hareket ettiğini
okuma sanatı
olarak da tanımlanabilir.
İbrahim Kalın düzeyi devlet adamlığı, masadaki muhataplarının zihin haritalarını sadece
teknik takip
ile değil,
kültürel
ve
ruhsal derinlik
ile okuyabilirdi. Çünkü gönlüne girilemeyen, kodları çözülemeyen bir coğrafyanın geleceğine yön vermek ne derece mümkün olabilir ki? Ancak, hitap ettiklerinin
ortak ruhi şekillenmesini
bilen, malumatfuruş değil, bilge bir istihbaratçı “Seni sadece izlemiyorum, seni ve dünyayı senden daha iyi anlıyorum” mesajını verebilir.
İşte o durumda; bugün sadece silahların susmasını değil, kalplerin ve zihinlerin esenliğini konuşuyor olabilirdik.
Türkiye’nin bölgede bir
güven adası
ve
vazgeçilmez arabulucu
olmasının temelinde belki de
Sayın Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı
ve Kalın’ın işaret ettikleri
davranış dili
ve de maruz kaldığı her darbeden, her bölgesel krizden inancını ve iradesini tahkim ederek çıkan, devletin bekası ve bölgenin istikrarı için imtihanları
imkâna
çeviren,
ruh
ve
maneviyatla
örülü Türk dış politikası yatıyordur.
Görüntülenme:85
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















