Takke düştü… Ali Saydam
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Hani Kanada Başbakanı bir tür “kopuştan” söz etti de olay oldu ya… Biz kopuştan çok “kırılma” diyoruz… Tarım Toplumu (ilkel komünal düzen), Feodal Toplum (kraliyetler, sömürgecilik, kölelik vs.), Sanayi Toplumu (kapitalizm, burjuvazinin egemenliği, demokrasi, Fransız Devrimi kavramları: kardeşlik, eşitlik, özgürlük) birer kırılma noktasını oluşturmuşlardı. Bir sonraki aşamanın, dijital devrimin yaşanmasının doğal sonucu olan Bilgi Toplumu anlamına geleceği (doğrudan katılımcı demokrasi, sınırsız özgürlükler, sürdürülebilirlik vs.) tahmin edildi…
Oysa Trump’ın sahneye çıkmasıyla birlikte takke düştü kel göründü… Sanki Tarım Toplumu’nun da gerisine düşülmekteydi. Kanibalizmin egemen olduğu, haklının değil, güçlünün oyun kurallarını belirlediği bir tür Taş Devri çağının kapılarının aralandığını fark ettik…
Bunun işaretlerini, İngiltere, Hollanda, Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın farklı ülkelerinin toplum tortularının, kanun kaçaklarının kendilerini kitleler hâlinde attıkları Amerika’nın doğu kıyılarında oluşan ABD, coğrafi kapsama alanının yüzde 40’ını çevredeki ülkeleri satın alarak sağlamasıyla, 19’uncu yüzyılda vermişti.
Bugün Trump’ın Grönland’a sulanmasının, Kanada’yı 51’inci vilayet olarak Birleşik Devletler’e katmak istemesinin, Venezuela’da düzenlediği darbenin, Küba’ya el koyma girişiminin, Kuzey’den Güney’e tüm Güney Amerika’ya göz dikmesinin, İran başta, bütün Orta Doğu’ya ayar vermeye kalkmasının, Avrupa’yı maymuna çevirip, Putin’le oynadığı satranç oyununa Ukrayna’yı alet etmesinin, Suriye’de yürüttüğü ikiyüzlü politikalarının, İran üzerinde oynadığı oyunlarının, İsrail politikasındaki agresif tutumunun temelinde o 19’uncu yüzyıla uzanan ve tüm ABD üst takımının beyinlerine işlemiş tarihi bilinç sinyalleri vardır…
Tamam dünya bir kopuş, kırılma yaşıyor… Peki Türkiye’nin olağanüstü stratejik bir öngörüyle aldığı önlemler sayesinde doğru konumlanmayı yakaladığı yeni sistem, içinde iş dünyası ve her türden örgütlenme biçimi de olan tüm toplumsal süreçlerde, sosyal ilişki unsurlarında hangi açmazlarla karşılaşacak…
Güçlü olan oyun kurallarını belirlemeye başladıysa; bu, sadece devletler düzeyiyle sınırlı kalmaz, tüm ilişki unsurlarına yansır… Üretim ve tüketim süreçlerinde bulunan herkes şimdi oturup yeni tutum ve davranış haritasını belirlemeli… Yoksa Venezuela’nın durumuna düşmek işten bile değildir…
Film veya dizi izleme kılavuzu…
İnternetteki hızın ve dijital üretim-tüketim ilişkilerinin çılgınca gelişmesi sonucu ‘bilgi ve eğlence çöplüğü’ne dönmüş dünyada doğru yolu bulmak hayli zorlaştı.
Pekiyi bize ve özellikle gençlerimize ‘uygun olan’ı neye göre seçeceğiz… Bu konuda pek çok yol yordam öneren var. Bizimki de şöyle…
Önce 1 numaralı kılavuz kriterini belirtelim… Bu kriter, Bertolt Brecht’in bir aforizmasıyla gayet iyi açıklanıyor: “Tüm sanatların bir tek amacı vardır… Sanatların en yücesine hizmet etmek… Yaşama Sanatı’na”… Bu arada yeri gelmişken bir de Alfred Adler’in aynı adı taşıyan kitabını da hatırlatalım…
Peki ne anlıyoruz ‘yaşama sanatına hizmet etmek’ten? O film veya diziyi izledikten sonra kendi esenliğimiz doğrultusunda yaşamımızda bazı değişimlere şans tanıyıp kendimizi daha iyi mi hissediyoruz, yoksa içimiz ve dünyamız kararıyor, mutsuzluk ve huzursuzluğumuz artıyor mu? Bu kadar yalın aslında… Peki bunu nasıl anlayacağız? ‘Bakmak’ yerine biraz ‘okumaya’ çalışırsak film ya da dizinin ilk 15 dakikasında bu sorunun yanıtına ilişkin ilk izlere rastlayabiliriz. Haydi taş çatlasa 30’uncu dakikasında… Ne demiş büyüklerimiz? “Adam olacak çocuk şeyinden belli olurmuş!”…
Geldik 2 numaralı kılavuz kriterine… Burada da Dücane Cündioğlu dostumuza bir gönderme yapalım… Ona göre, doğru ile yanlışı ayırt etmek bir kültür meselesidir. Yani düşünce ne kadar yetkinleşirse doğru ile yanlışı, o kadar isabetle ayırt etmek o denli mümkün olur. Oysa, iyi ile kötünün ayırdına varmak için beden ve zihinden çok, yani entelektüel birikimden çok ruhun tekamülü gerekir. Buna da dilerseniz ‘irfan’ diyebilirsiniz… Bizce bazı insanlar doğru ile yanlışı işte bu nedenle kolaylıkla ayırabilirler…
Karşılaştığımız her türden üretimin duygusunu algılatır bize… İrfan penceresinden bakınca biçim-içerik-fenomen-öz dörtlüsü ışığında (aslolan özdür) okuyarak dört seçeneğe ulaşmak mümkündür: 1. Kötü yapılmış kötü sanat eseri (Bunlar ölümcüldür, yanına yaklaşmayın). 2. Kötü yapılmış iyi sanat eseri (idare eder). 3. İyi yapılmış kötü sanat eseri (En çok buna takılırız, sonrasında içinizde bir boşluk hissederseniz hiç şaşırmayın) … 4. Ve nihayet iyi yapılmış iyi sanat eseri (işte bunları bulursanız, hiç kaçırmayın… Nefis bir konser gibi defaatle izleyebilirsiniz…)
Dücane Hoca geçen hafta YouTube’daki son programında bir filmi öve öve bitiremedi… Üstüne uzun uzun konuştu… Her zamanki derinlik ve anlamlayan-anlamlandıran pratikler mantığı içinde… Filmin adı “Gizli Ajan” (The Secret Agent)… Zor bulunuyor… Yakında sinema ve platformlara da gelecek sanırım. Biz bulduk, şans eseri izledik… Siz de izleyin… Ve bir de yukarıdaki dörtlünün penceresinden okuyarak değerlendirmeye çalışın… Görüşlerinizi mail adresime yolarsanız, burada tartışırız…
Önümüzdeki ay Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu ile Gençlik ve Spor Bakanlığının birlikte düzenledikleri “Gençlik, Spor, Kültür ve Sanat” başlıklarının harmanlanacağı bir sempozyum var… Bilindiği üzere film ve diziler ve dijital dünya, gençlerin ortak ruhi şekillenmesini etkileyen bir numaralı belirleyici hâline geldi, orada da tartışılır yazdıklarınız… Çok da iyi olur…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:54
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 27 Ocak 2026 04:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















