BomBosch tartışma (!) Ali Saydam
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
En sonda söyleyeceğimizi en başta ifade edelim: Konuyla ilgili fikir yürüten insanların karpuz efekti ile ikiye bölünmelerinden en kârlı çıkan taraf, Bosch markası olmuştur…
İki gündür ne Gazze, ne İsrail, ne İran, ne Ukrayna, ne enflasyon ne de Trump… Varsa yoksa; ‘Anneler Günü’ vesilesiyle yayınlanan, bir kadının köpeğine duyduğu sevgi ile, annelerin çocuklarına duydukları sevginin eş tutulabileceğini konu alan reklam filminin topluma zarar verip vermediği tartışması…
Algılama yönetiminin 11 altın kuralının birincisi şudur: Değerlerle uyumlu olmalısın… Sunumlarımızda, mesele daha iyi anlaşılsın diye halkımızın deyişlerinden birini örnek olarak veririz: “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.”
İletişim konusunda temel eserlerden biri olarak kabul edilen “Algılama Yönetimi” isimli kitapta yer alan ikinci altın kural ise şöyle: Kültüre özen göstermelisin… Bizim kültürümüzden kaynaklanmayan, Hristiyan Batı’dan ithal bazı gün ve kavramlar vardır. St. Valentine’s Day (Sevgililer Günü), 8 Mart Kadınlar Günü, Noel, 1 Mayıs, Babalar Günü…
Anneler Günü de ithal ürünlerdendir. Ülkemizde halkın yüzde 100’ü tarafından kutlandığı da söylenemez.
Anna Jarvis Hanım’ın 1908 yılında kaybettiği annesi için Batı Virginia’daki (ABD) Andrews Methodist Episcopal Kilisesi’nde ibadet ve kutlama töreni düzenleyerek başlattığı bu ‘özel gün’, 1914 yılında ABD Kongresi’nin onayıyla ülke çapında yayılmış. Bizde de Mayıs 1955’te Türk Kadınlar Birliği’nin girişimiyle resmen Anneler Günü olarak kabul edilmiş.
O gün bugün bizde kaç aile tarafından kutlanır, toplumun yüzde kaçı bugünü anlam ve değerleriyle benimsemiştir, bu konuda bizim bildiğimiz somut bir araştırma yok. Daha çok “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”, “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar”, “Cennet anaların ayağının altındadır” gibi atasözleri bu konudaki millî kültür ve değerlerimizi ifade eder.
Bu açıdan bakıldığında, Bosch’un reklam filminin toplumun hayli dar bir kesimine, büyük olasılıkla bilinçli bir seçimle, hedef kitle segmentasyonuna uygun olarak, ekonomik olanakları nispeten daha gelişmiş bölümüne hitap etmek için hazırlandığı söylenebilir.
Olayı, toplumun tamamının kültür ve değerlerine mugayir (aykırı) bir girişim olarak değerlendirip bu kadar büyük bir tartışma konusu yapmak ise stratejik iletişim anlayışıyla bağdaşmaz. Hele de markanın hedef kitlesi içinde kalan kadınların tamamına yakınının kedi ve köpeklerini, tabii ki çocukları kadar olmasa da, onlar için kullandıkları sevgi sözcükleriyle bağırlarına bastıkları bir ortamda…
Reklamın yayınlanmaya başladığı tarih de hayli ilginç. Tesadüf o ki, tam da Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi”ni açıkladığı günlere denk geldi. Erdoğan’ın özellikle vurguladığı şu tanım, aile konusundaki millî konumlandırmayı çok net ifade etmekte:
“Aile, cemiyete sağlam fertler veren, içine sızmak isteyen bakterileri yaşatmayan ve üretmeyen, yerleşmiş nizamlara ve temel kıymetlere yaylım ateşi açarak tahribat yapmak isteyenlere fırsat vermeyen, arınmış, inanmış ve kendini sağlama almış bir bünyedir” …
“Güçlü aile, güçlü toplum” şiarına evet. Aileyi, çocuk sevgisini yücelten bütün yumuşak güç girişimlerine evet, toplumun dinamizmi ve genişlemesini artırmak için doğurganlığın desteklenmesine evet; ancak toplumun dar bir kesimini ilgilendiren bir reklam filmindeki yaklaşımı, ülkenin bir numaralı gündemi hâline getirip olayı bu kadar büyütmeye, hatta daha da ileri götürüp RTÜK’ü ve hükûmeti eleştiri oklarının hedefi hâline getirmeye kocaman bir hayır!
Işık deyip geçmeyin
Harvard Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre; çalışanların yüzde 47’si ofisteki yetersiz ışık nedeniyle ortaya çıkan yorgunluktan şikâyetçi imiş.
Araştırma gösteriyor ki, ofis tasarımı sadece metrekare ya da mobilya seçimi meselesi değil. Estetik bir kaygıdan çok daha derin. Ofis kasvetliyse ruh da kasvetli oluyormuş. Ve tabii ki ruh kasvetliyse motivasyon da büroya uğramıyormuş.
Türkiye’deki Aura Design’ın kurucusu Mimar Filiz Cingi Yurdakul da ışığın mekândaki hareketinin sadece bir aydınlatma meselesi olmadığını belirterek çok net ifade ediyor: “Işık, doğrudan çalışanın biyolojik ritmini ve zihinsel sağlığını belirleyen bir unsurdur.”
Yurdakul, ofislerin; doğal ışığı derinlemesine alan, ferah ve akışkan mekân kurgularına sahip, farklı çalışma senaryolarına izin veren ve çalışan sağlığını gözeten alanlar olarak tasarlanması gerektiğinin altını çiziyor.
Gün ışığının merkezde olduğu, iyi tasarlanmış mekânlar iş sonuçlarını da başarı yolunda aydınlatıyormuş.
“Şeytan detayda gizlidir” derler. Işık deyip geçmemek lazım.
Kendin yap!
İnsanın kendisine ve sevdiklerine ayırdığı zamanın içini boşaltan, hız çağına ve bitmek bilmeyen dijital gürültüye ara vermek giderek önem kazanıyor.
Yetişkinlerin çocukluk dönemine ait aktivitelerle yeniden bağ kurmasını ifade eden bir yaklaşım, nostaljinin yanı sıra zihinsel rahatlama ve yaratıcılık ihtiyacına da karşılık veriyormuş.
D&R verilerine göre son bir yıl içinde bu tür ürünlerin satışlarında yaklaşık yüzde 50’li artan kendin yap projeleri; odaklanmayı artırırken kaygıyı azaltıyor ve meditasyona benzer bir deneyim sunuyormuş.
Ailece paylaşılabilen kendin yap projelerinin; kaliteli vakit geçirmenin yanı sıra sabretmeyi, birlikte çözmeyi öğütlediğini belirten uzmanlar, finalde ortaya çıkan ürünün de evin bir köşesinde “Biz yaptık” gururuyla sergilenmesini tavsiye ediyorlar.
Görüntülenme:76
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Mayıs 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















