Epistemolojik kriz, simülasyon ve simulakr çağı Ayşe Keşir
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
20. yüzyılın önemli isimlerinden biri olan
Jean Baudrillard
, modern dünyayı, medya, tüketim ve teknoloji üzerinden çözümleyen, post-modernizmin en radikal sosyoloğu ve filozofudur. Baudrillard, ‘’gerçekliğin ölümü’’ fikri üzerinden modern topluma en çarpıcı teşhislerinden birini koyarak, simülasyon, simulakr, hipergerçeklik ve tüketim toplumu kavramları üzerinden bir tanımlama yapar.
Baudrillard’a göre, artık imgeler, görüntüler gerçeği temsil etmiyor; gerçeğin yerine geçiyor. Hatta bir noktadan sonra ortada temsil edilecek bir gerçek bile kalmıyor. İnsanlar hakikatin kendisiyle değil, hakikatin kurgulanmış suretleriyle muhatap oluyor. Baudrillard’ın “simülakr” diye tanımladığı ise aslında gerçekliğin kendisi gibi algılanan kopyası.
TEKNOLOJİK DEĞİL EPİSTEMOLOJİK KRİZ
Bugün sosyal medya ve yapay zekâ çağında yaşadığımız kriz, aslında teknolojik değil; epistemolojik bir krizdir. Yani bilgiye nasıl ulaştığımız, doğruyu yanlıştan, gerçeği kopyasından nasıl ayırt ettiğimiz ve gerçeği nasıl algıladığımız meselesidir.
Önce PR girdi hayatımıza, daha sonra, reklam, imaj, algı, internet, sanal medya ve yapay zeka… Bir olayın yaşanmasından çok, nasıl sunulduğu, nasıl algılandığı önem kazandı. Gerçeğin yerini algı, hakikatin yerini imaj aldı. Artık “ne oluyor?” sorusundan önce “nasıl görünüyor?” sorusu soruluyor. ‘’Algı mı, olgu mu?’’ tartışması gündelik hayatta, sıradan insanların gündemi oldu.
Masum görünen, küçük dokunuşlar, iyi hissettirme beklentileri, eğlencelik işler üzerinden başlayan bir süreç artık ‘’gerçek nedir?’’ sorusunu sıkça sormamıza neden oluyor.
"GÜNDELİK HAYATIN DRAMATURJİSİ"
Baudillard ile hemen hemen aynı dönemde yaşayan Erving Goffman’ın 1950’li yılların sonlarına doğru ortaya koyduğu “gündelik hayatın dramaturjisi” yaklaşımı sanal medya çağında yeni bir anlam kazanıyor. Goffman, sosyal hayatı bir tiyatro sahnesi, bireyler ise bu sahnede rol yapan aktörlere benzetir. İnsanlar sosyal hayatta roller oynarlar. Günümüzde sanal medya araçları ve yapay zeka ise bu rolleri olağanüstü büyüttü. Eskiden yalnızca kendi sosyal çevremize karşı oynadığımız roller artık milyonların önünde dijitalde sergilenen performanslara dönüştü.
Siyasetten ticarete, STK faaliyetlerinden, bir ev kadınının gündelik yaşamına kadar her alan bir tür sahneye dönüşmüş durumda. Sosyal medya hesapları kendine aşık insanların hayatlarını yaşamaktan çok sergiledikleri vitrinler…
Restoranda tadına vara vara yemek yemiyor, konserde keyifle müzik dinlemiyor, tatilin tadını çıkarmıyor artık insanlar… Anı paylaşmak, orada bulunmayı pazarlamak ile meşgul… Özel günler artık post atmak için hazırlanıyor. Seyirlik olmanın büyüsü, anı yaşamanın keyfinin yerini aldı.
Mutluluk coşkuyla paylaşılırken mutsuzluk saklanmakta, yok sayılmakta, başarı büyütülürken başarısızlık görünmez kılınmakta.
Böylece insanlar gerçek hayatlarla değil, filtrelenmiş dijital karakterlerin özenle montajlanmış ve sahnelenmiş hayatları ile karşı karşıya... Herkes yönetmen, herkes oyuncu…
GERÇEK Mİ, KURGU MU?
Diğer yandan yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte gerçek ile kurgu arasındaki sınırlar iyice bulanıklaştı. Sesler taklit edilebilmekte, görüntüler üretilebilmekte, hiç yaşanmamış olaylar yaşanmış gibi gösterilebilmekte.
Böyle bir dünyada yalnızca bilgiye ulaşmak yeterli değildir; bilginin kaynağını sorgulamak da arık bir mecburiyet.
Ne yazık ki bu enkazın altında en çok çocuklar ve gençler kalıyor. Bizim önemli bir sorumluluğumuz da çocukları yetişkinlikte yaşayacakları hayata hazırlamak değil mi? Gerçekliği tartışılır bir dünyada yaşayan gençler, yetişkinlikte içinde buldukları gerçek dünyayı nasıl yönetecekler, gerçek krizler ile nasıl baş edecekler?
Sadece çocuklar değil, sanal medyayı yoğun kullanan ve beklemediği bir hızda yapay zekaya maruz kalan 65+ yaş grubu da aynı simulakrların içinde gerçeklik algıları yitirmek üzere.
ENTELEKTÜEL SORUMLULUĞUMUZ
Kimse yazdıklarımızdan iletişim teknoloji karşıtlığını vs çıkarmasın. Bir iletişimci olarak, aldığım eğitim ve zihin dünyam buna müsaade etmez…
Bugün temel mesele, hakikatin yerini koyduklarımız… Viral olanın doğruya, algının gerçeğe galebe çalmasına, gerçek bilginin göz ardı edilmesine bütün itirazım.
Goffman ve Baudrillard’ın yıllar önce işaret ettiği ‘’simülasyon evreni’’ ve ‘’gündelik hayatın dramaturjisi’’ sadece teorik bir tartışma değil. Hayatın sıradan ama acı bir gerçeği…
Belki de çağımızın en büyük entelektüel görevi, görünürlüğün, imajın, algının ardından gizlenen hakikati yeniden aramak.
Belki daha yavaş okumak, daha derin ve ince düşünmek ve daha çok sorgulamak… Her şeyi az az bilmekten ziyade, uzmanlığın inceliğine ve sabrına doğru yol almak…
Hakikat, kalabalıkların içinde çığlık çığlığa bağırmak yerine, sessizce bekliyor.
Simülasyon çağında artık hakikati durduğu yerde bulabilmek için, her zamankinden daha fazla fikri emek, ahlaki cesaret ve sağlam bir kültürel direnç göstermek zorundayız.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:116
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Haziran 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















