Kazananı olmayan oyun… Ali Saydam
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Bir kuruluşun (devlet, şirket, herhangi bir organizasyon), hatta kişinin kendisi için saptadığı, sahip çıktığı
varoluş nedeni,
onun tüm süreçlerini belirler. Ancak, o takdirde kurum, kişi ve/veya marka kalıcı bir süreklilik yakalayabiliyor.
Bundan yıllar önce “CHP denince aklınıza ne geliyor?” diye seçmen kitlelerine sorduklarında şu tür yanıtlar alınırdı: “Atatürk’ün kurduğu parti”, “Cumhuriyeti inşa etmiş olan parti”, “Özgürlüklerden yana, sosyal demokrat bir parti”…
Aynı soruyu bugün sorsalar ne tür cevaplar çıkardı sizce?..
İlk cevap,
hizip
kavramıyla özdeşleştirilen “CHP’nin kendi içinde tekrar bölündüğü” olurdu herhâlde. Akla gelebilecek diğer olası tanımlar da şöyle olabilir: “1945 yılından bu yana kendi bünyesinden tam 12 siyasi partinin türemesini engelleyememiş”, “Bütünlükten (integrity) uzaklaşmış; rüşvet, irtikap, suistimal kavramlarıyla birlikte anılan”, “Ülkenin temel meseleleriyle ilgili hiçbir vizyon geliştiremeyen”, “Ciddi fikir ve duruşlardan ziyade bireysel kariyerciliğin çatıştırıldığı bir parti.”
Varoluş nedeni, kökenindeki
mana
konusunda bu kadar büyük değişim gösteren bir kurumda
eksen kaymasından
söz etmek mümkündür. Bu durumda ilk yapılacak şey de o yapının
kuruluş ayarlarına
döndürülmesidir.
Ölçümlemeler de CHP’deki değişimin hedef kitlesi tarafından pek de olumlu karşılanmadığına işaret ediyor.
Areda Survey
’in “Mayıs Sosyometre Araştırması”na göre, bu pazar milletvekilliği seçimi olsa
AK Parti’
ye oy vereceklerin oranı
yüzde
34,7
çıkmışken
CHP
’ninki
yüzde 28,6
’ya gerilemiş. Bu rakamlar aynı araştırma şirketine göre, yaklaşık bir yıl önce, AK Parti için
yüzde 32,6
, CHP içinse
yüzde 34,9
imiş.
Aynı hedef kitlenin, CHP’de olan bitenle ilgili düşüncelerine gelince, rakamlar şöyle diyor:
Delegelere maddi menfaat sağlanmasını ahlaken ve hukuken
yanlış
bulanlar
%94,3
; butlan kararını
doğru
bulanlar
%51,9
; CHP’de ayrışma yaşanacağını düşünenler
%63
;
yeni parti
kurulması gerektiğine inananlar
% 51,9
; belediye başkanlarıyla ilgili aşk iddialarını topluma
kötü örnek
olduğunu düşünenler
%63,5
;
Uşak Belediye Başkanı
’nın itiraflarının mevcut yönetimi yıprattığını söyleyenler
%58,9
;
Ekrem İmamoğlu
’nun diploma iptaline ilişkin istinaf mahkemesi kararını doğru bulanlar
%51,9
;
Ali Babacan
’ın “Ülkenin yönetimini CHP’ye bırakamayız” açıklamasını haklı bulanlar
%56,3
.
Ayrıca,
7 Haziran 2026
tarihinde
6 yerleşim
yerinde ve
362 mahallede
yapılan ara seçimlerin kesin olmayan sonuçları da bu anlamda bir uyarı olarak değerlendirilebilir. Cumhur İttifakı
5 beldede
, CHP ise
1 beldede
belediye başkanlığı kazanmış.
İletişim
biliminde ve
itibar
yönetiminde kural nettir: “Gerçeklik, algılanan şeydir.” Eğer siz kurumsal bütünlüğünüzü, yani
varoluş nedeninizi
, bireysel çekişmelerin sığ sularında feda ederseniz, kamuoyunun zihnindeki
algı faturası
böyle ağır olabilir.
CHP, adeta bir kısırdöngünün, kazananı olmayan amansız bir oyunun pençesindedir. Sadece CHP’mi kaybediyor? Güçlü bir muhalefet olmaması iktidarı da demokrasiyi de ülke itibarını da zayıflatır.
Bir tarafta Özgür Özel’in ‘agresif’ tutumu var; ki iletişimde
öfke
ve
aşırı reaksiyon
, çoğu zaman içerikteki
vizyon eksikliğini
örtme çabası olarak algılanabilir. Özel’in kapsayıcı bir devlet adamı profilinden ziyade, sürekli bir kavga ve polemik iklimini besleyen saldırgan üslubunun, partinin ihtiyaç duyduğu
toplumsal güven kredisinin
her geçen gün biraz daha erimesine neden olduğu görülüyor.
Diğer tarafta ise
Kemal Kılıçdaroğlu
’nun ‘regresif’ (gerileyen/gerileten) tutumu var ki;
siyasi iletişim
ileriye doğru yapılır, geçmişin hesaplaşmalarına, delege hesaplarına ve gizli ajandalarına sığınarak değil…
Yarına bir iz…
Satın alma davranışını doğrudan etkileyen en önemli unsurların başında, markaya duyulan
güven
gelir. Güven ise
itibarla
tesis edilir. İtibarı sağlayan parametrelerin ilk sırasında ise
kurumsal sosyal sorumluluk
çalışmaları bulunur.
Pazarlama iletişiminin bu kavram zincirini ‘doğru’ uygulayan kurumlardan
Danone Türkiye
, Kahramanmaraş depremlerinin ardından Hatay’da başlattığı “Yarına Bir’İz” kurumsal sosyal sorumluluk programıyla bölgedeki dayanışmayı kalıcı bir ‘iyileşme hareketine’ dönüştürmeyi hedeflemiş.
Gülmek İyileştirir Derneği paydaşlığında yürütülen projenin öne çıkan başlıkları şunlarmış:
Çevre dostu barınma
: Hatay’da kurulan 100. Yıl Köyü’nün sürdürülebilirlik sponsoru olan şirket, köyün ilk iki fazında bölgenin kendi toprağından, geri dönüştürülebilir kerpiç tuğlaların üretimini üstlenmiş.
Çocuk sağlığına destek
: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi çocuk ve yenidoğan bölümlerine yaklaşık 100 adet tıbbi cihaz desteği sağlanmış. Ayrıca çocuk polikliniklerinde çocukların rehabilitasyonu için iki oyun odası kurulmuş.
Gençlere mentorluk
: “Güçlü Nesillerle Güçlü Gelecek” programı kapsamında, afetzede 20 gence kişisel ve mesleki gelişim seansları ile Danone çalışanları tarafından birebir mentorluk desteği verilmiş.
"B Corp" (Faydalı Şirket) sertifikası sahibi Danone Türkiye'nin Genel Müdürü
Cem Küçükcan
, toplumsal fayda yaratmayı bugünden yarına uzanan ortak bir sorumluluk olarak gördüklerini belirterek, Hatay’ın kalkınmasına ve geleceğin yeniden inşasına uzun soluklu projelerle katkı sunmaya devam edeceklerini vurgulamış.
Bu çalışmaları kesintisiz (permanent) hale getirebildiği takdirde Danone Türkiye, kendisine ciddi bir itibar avantajı sağlayabilir.
Görüntülenme:28
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 11 Haziran 2026 04:11 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















