İstanbul’u camilerle süsleyen padişah Dursun Gürlek
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Şehir kültürüne az çok âşina olan herkesin bildiği bir gerçektir ki, İstanbul tam bir camiler şehridir. Osmanlı padişahları, hanım sultanlar ve ileri gelen devlet adamları bu tarihi şehri, yaptırdıkları birbirinden güzel mâbetlerle bir güzel süslemişlerdir. Özellikle selatin camileri bu tezyinatın en gözde eserleri olarak arz-ı endam etmektedir. Fazla söze ne hacet… Fatih, Bayezid, Süleymaniye, Sultan Ahmed Camii gibi diğer bütün ecdat eseri olan camileri ortadan kaldırsak, muhakkak ki İstanbul tarihi özelliğinin ve güzelliğinin hepsini değilse bile, büyük bölümünü kaybetmiş olur. Bu zâyiat ise, hiç şüphesiz ki, tam bir manevi deprem olarak karşımıza çıkar.
Bu mukaddimeden sonra sözü, İstanbul’a en fazla cami kazandıran Osmanlı padişahına, Sultan Üçüncü Mustafa Han’a getirmek istiyorum. Laleli’deki Laleli Camii’nin, Mercan’daki Mercan Camii’nin, Üsküdar’daki Ayazma Camii’nin, Kadıköy’deki İskele Camii’nin bânisi işte bu mütedeyyin hükümdardır.
Bitmedi. İstanbul’da 1766 yılında meydana gelen korkunç depremde Eyüp Sultan Camiiyle birlikte Fatih Camii de tamiri mümkün olmayacak şekilde yıkıldı ve bu padişah tarafından yeniden yaptırıldı. Yani adları geçen bu camiler, mimari özellikleriyle ve hacimleri itibariyle “Mustafa-yı Sâlis” devrinin eseridir. Yine bitmedi. Gülhane Parkı’nın karşısındaki Zeynep Sultan Camii’nin inşaatını da -keza- bu padişah tamamlattı.
Bizde güzel bir gelenektir. Genellikle selatin camileri başta olmak üzere, diğer birtakım tarihi mabetlerde onların bânilerine ve bâniyelerine de dua edilir. Mesela Üsküdar’daki Vâlide-i Cedit Camii’nin müezzinleri, farza durulmadan önce yaptıkları duaya, bir de “Bu caminin bâniyesi Gülnuş Emetullah Valide Sultanın da ruhi içün…” cümlesini eklerler. Bu valide sultan, ne kadar şanslıymış ki, hem “binâgerde”si olan camiinin yanı başındaki üstü açık türbesinde yatıyor, hem de her namazda kendisine böyle dua ediliyor.
Eh, mademki Üsküdar’dan misal verdik. Buna bir ilavede daha bulunalım. Yine aynı ilçemizdeki Mihrimah Sultan Camii’nde de Kânûnî Sultan Süleyman’ın ve Hürrem Sultan’ın kerimesi olan bu Osmanlı hanımefendisi de her namazda bu duadan hissedar oluyor. Mihrimah Sultan, Gülnuş Emetullah Valide Sultan’dan daha şanslı olmalı ki, ona Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nde de dua ediliyor. Yani bire karşı iki.
Yine Üsküdar’da Atik Valide Camii ile Çinili Cami de, fethi gören Üsküdar’ı, zarif minareleriyle biraz yükseklerden seyrediyorlar ve beş vakitte okunan ezan-ı Muhammedilerle bu “Kâbe Toprağı”nı ihya ediyorlar. İkinci Selim’in hanımı Nurbânu Sultan’ın, nâm-ı diğer Atik Valide’nin inşa ettirdiği bu camide ve Sultan Birinci Ahmed’in zevcesi, Dördüncü Murad’ın annesi Mahpeyker Kösem Sultan’ın yaptırdığı bu mabedde, kendilerine -isimleri zikredilerek- dua edilip edilmediğini, her ikisine de seyrek gittiğim için hatırlamıyorum. Gülfem Hatun’u gücendirmemek için onun da ilçenin merkezini süsleyen bir camisi olduğunu hatırlatalım. Kendisine dua edilip edilmediğini hep ben mi söyleyeceğim. Buyurun, gelin. Bir cuma namazını Aziz Mahmud Hüdayi külliyesinin eteğinde bir mücevher gibi parlayan bu zarif camide cuma namazını edâ edin. Hanımefendi’ye dua okunup okunmadığını, karşılaştığım bir yerde ben de sizden öğrenmiş olurum. Hatırlatayım. Gülfem Hatun da camisinin kıble duvarının dibinde yatıyor. Rahmetullahi aleyha…
Kusura bakmayınız efendim. Ben de Üsküdarlı olduğum için bu şirin ilçemizi süsleyen hanım sultan camilerini ve dua konusunu anlatırken sözü biraz uzattım. Gelin öyleyse, rotayı Suriçi’ne, yani asıl İstanbul’a çevirip mesela Fatih Camii’ne gidelim. Tabii ki bu camii tercih edişimin sebebi var. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu tarihi mabet 1766 depreminde yıkılınca Sultan Üçüncü Mustafa yeniden yaptırdı.
Fatih Camii’nde kıldığım bir cuma namazı esnasında aklıma gelmişti. Müezzin efendi, müezzin mahfilinde “Camimizin bânisi Ebu’l-Feth, Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin rûhiyçûn” cümlesini de içine alan duasını o güzel sesiyle terennüm ediyordu. Aklıma geldi, keşke müezzin efendi bu duasına bir cümle daha ekleyip, “Camimizin ikinci bânisi Sultan Üçüncü Mustafa Han hazretlerinin rûhiyçûn de Fatiha” dese diye içimden geçirdim. Bu durum, daha doğrusu bu temenni, tabii ki Eyüp Sultan Camii için de söz konusu…
Mevzuyu, bir arkadaş grubunda dile getirince onlardan biri, hocam Diyanet İşleri Başkanlığına hitaben bir yazı yazsanız dedi. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa olduğum için kâle almazlar cevabını verme ihtiyacını duydum.
Her ne ise… Sitemi bırakıp sistemi anlatmayı sürdürelim. 16 yıl, üç ay, padişahlık tahtında oturan Sultan Üçüncü Mustafa 58 yaşında irtihal-i dâr-ı bekâ edince kendi camisinin, Laleli Camii’nin kurbündeki (bitişiğindeki) türbeye defnedildi. Hem de oğlu Sultan Üçüncü Selim de aynı türbede, babasının yanı başında bulunuyor. Türbenin caddeye bakan duvarında görülen ve taş işçiliğinin zarif bir örneğini teşkil eden kuşevi, bakanların, aslında görenlerin gözlerini ziynetlendiriyor.
Bu satırları okuduktan sonra adı geçen camiyi Sultan Üçüncü Mustafa yaptırdığı halde neden onun adıyla anılmıyor da “Laleli Camii” diye biliniyor, şeklinde bir soru yönelteceğinizi biliyorum. Cevabı uzun olacağı için onu başka bir zamana erteleyelim. Şu kadarını belirtmek gerekirse, bu camiye adını veren ve ermişlerden bir zat olduğu rivayet edilen Laleli Baba’nın kabri de 1950’li yıllara kadar hemen caminin bitişiğinde bulunuyordu. Yol genişletme gerekçesiyle ortadan kaldırılan tarihi eserler grubuna Laleli Baba’nın mezarı da dahil edildi, bulunduğu yerden alınarak Şehzadebaşı’na giden caddenin sol tarafında bulunan küçük bir caminin haziresine nakledildi. Kabir taşında da bir lale resmi mevcut.
Siz Laleli Baba’ya, Üçüncü Mustafa’ya, Üçüncü Selim’e bir Fatiha, üç İhlas okurken ben de İstanbul’a çok cami kazandıran bu padişahın dualı şiiriyle yazımı bitireyim:
Yâ Rab, beni bu mesned-i vâlâya getirdin
Envâ-ı inâyâtını kıldın bana ihsân
Ol şâh-ı rüsûl, fâhr-i cihân aşkına yâ Rab
Nimetlerinin şükrüne kıl beni şâyân
Ettin fukara kullarını bana emânet
Bu hizmetin ikmâlini kıl bendene ihsân
Ahkâm-ı hilâfette beni eyle muvaffak
Şeriat üzre metânetle fâik-i akrân
Dergâh-ı muallâna budur arz-ı niyâzım
Mâkbul-ü dua kıl beni ey Hâlık-ı ekvân.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:93
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Nisan 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















