İbn Abdüsselâm’a göre fıkıh mezheplerinin bağlayıcılığı Hayreddin Karaman
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
İbn Abdüsselâm, bilgi sahibi olan âlim kimselerin bir başkasını taklit etmelerini uygun görmemekle birlikte âmmî olanlar (âlim olmayanlar) için taklidin gerekli olduğu görüşündedir. O, bu konuda şunları kaydetmektedir: Allah’ın hükümleri Kitap, Sünnet, İcmâ, sahih kıyâslar ve muteber istidlallerden elde edilir… Halk tabakası (âmmî olanlar) bundan istisna edilir. Onlar, ictihad yoluyla hükümleri elde etmekten aciz oldukları için onlara düşen taklit etmektir. Müctehid ise böyle değildir. O, hükme ulaştıran araştırmayı yapabilecek güçtedir (el-Kavâidü’l-Kübrâ, II, s. 274).
“İmamlardan (mezheplerden) birini taklit eden bir kişi daha sonra bir başkasını taklit etmek istese bunu yapabilir mi?” sorusuna ise şöyle cevap vermektedir: “Avam, tüm konularda bir mezhebi taklit etme mecburiyetinde değildir. Bilakis o, her bir meselede dilediği mezhebi taklit edebilir; çünkü insanlar sahâbe devrinden dört mezhebin ortaya çıkışına kadar olan dönemde rast geldikleri imamları taklit eder ve bu muteber görülüp hiç kimse tarafından tenkit edilmezdi. Bu, batıl olsaydı tenkit edilirdi (el-Fetâvâ el-Mısriyye, s. 52).
“İlmi ve ahlakı (takvası) daha üstün (efdal) olan müctehidi taklit etmek evla olsa bile bu vacip değildir. Çünkü bu vacip olsa idi sahâbe ve tâbiîn devrinden bu yana insanlar herhangi bir tenkit söz konusu olmaksızın daha faziletli (efdal) bir kişi dururken ondan daha düşük (fâdıl) olanı taklit etmezdi. Oysa onlar daha üstün kişiler var olduğu halde, ilmî bakımından daha aşağıda kişileri taklit etmişlerdir. Söz konusu dönemde ne daha üstün kişi insanları kendisini taklide davet etmiş, ne de düşük seviyeli kişi üstün kişi bulunduğu halde sorulan soruya cevap vermekten geri durmuştur. Bu, akıllı hiçbir kimsenin şüphe etmeyeceği bir husustur” (el-Kavâidü’l-Kübrâ, II, s. 274).
İbn Abdüsselâm, taklidi caiz görmekle birlikte mezhep taassubuna karşı çıkmaktadır ve mutaassıpların tutumunu çok garipsediğini şu ifadelerle aktarmaktadır: “Mukallid fakihlerden biri bazen mezhep imamının görüşü zayıf olduğu halde ve onu savunacak bir delili olmadığı halde yine de onu taklit etmekte, Kitap, Sünnet ve sahih kıyâsa uygun olan görüşü ise kendi imamını taklit konusundaki taassubu sebebiyle terk etmektedir. Hatta taklit ettiği kişiyi savunmak adına, Kitap ve Sünnetin açık anlamını ortadan kaldırmak için çeşitli yollara başvurmakta, nassları uzak ve bâtıl yorumlara tabi tutmaktadır. Bu gibi kimselerin çeşitli münasebetlerle bir araya geldiklerini gördük. Öyle ki, onlardan birine taklit ettiği imama muhalif bir görüş zikredildiğinde, muhalif görüş hakkında son derece hayret eder ve bu konuda delile teslim olmak yerine alıştığı üzere imamının görüşünü taklide devam eder. Hakkın sadece kendi mezhep imamına ait olduğunu sanır. Eğer gerçekten araştırsa başka imamların değil, kendi taklit ettiği imamın görüşünün hayret edilmeyi daha fazla hak ettiğini görürdü (el-Kavâidü’l-Kübrâ, II, s. 274, 275; el-Kavâidü’s-Suğrâ, s. 144).
İbn Abdüsselâm, mutaassıplarla tartışmaya girmenin zaman kaybı olduğunu, hiçbir yarar sağlamayacağını, aksine bağların kopmasına ve insanların birbirine sırt çevirmesine neden olacağını belirttikten sonra şöyle devam eder:
“Bu gibilerden hiçbir kimsenin, başka mezhep imamının görüşü hak olduğu halde kendi imamının görüşünden döndüğünü görmedim. Hatta böyle bir kişi kendi imamının görüşünün haktan uzak ve zayıf olduğunu bile bile onun hak olduğunda ısrar eder. Bu gibilerle tartışmamak en iyisidir. Çünkü onlardan biri imamının görüşünü savunacak hiçbir şey bulamadığında bile şöyle der: ‘Olabilir ki bu meselede imamım benim bilmediğim bir delile dayanmıştır, ben ise o delili elde edememişimdir’. Bu miskin bilmez ki aynı söz kendi aleyhine de delil olur. Hatta karşı görüş sahibinin zikrettiği açık delil sebebiyle diğer imamın görüşü daha üstün olur.
Sübhanallah! Taklidin kör ettiği gözler ne de çok! Allah, hak nerede olursa olsun ve kimin dilinden dökülürse dökülsün ona uymayı bize nasip etsin. Bu gibi kimseler nerede, selefin hükümler konusundaki münazara ve müzakereleri nerede! Bunlar nerede, selefin hak karşı dilinden ortaya çıksa bile ona derhal bağlanması nerede!”
“İmam Şâfiî’den şu söz nakledilmiştir: ‘Münazara yaptığım herkes hakkında Allah’a şöyle dua ettim: Allah’ım doğruyu onun kalbi ve dilinde icra et, sonuçta ben haklı isem o bana uysun, o haklı ise ben ona uyayım” (el-Kavâidü’l-Kübrâ, II, s. 275; el-Kavâidü’l-Kübrâ, I, s. 277).
(Sayın Adnan Algül’ün doktora tezinden)
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:64
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 03 Mayıs 2026 05:14 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















