AfD nin zaferi Türkler için ne anlama geliyor? Uzmanlar Hürriyet e değerlendirdi: Almanya için sonun başlangıcı
Hurriyet sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Saksonya-Anhalt'ta sandıktan çıkan geçici resmi sonuçlara göre AfD, yüzde 43,8 oy oranıyla eyalet meclisinde açık ara birinci parti oldu. Bir önceki seçime göre oyunu 19,9 puan artıran AfD, tek başına iktidar olmak için gereken çoğunluğu kazanamasa da ana akım partileri zor durumda bıraktı. Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) yüzde 17,2 ile ikinci, Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 9,3 ile üçüncü olurken, Yeşiller yüzde 8,9 ve Sol Parti yüzde 8,6 oy aldı.
AfD, iki bilinmeyenden oluşan bir denklemi andırıyor. Bir tarafta, ülkenin Nazi geçmişini kameralar önünde ve sosyal medyada açıkça savunanlar var. Gamalı haç türevi sembolleri ve Nazilerin selamlama şeklini sergilemekten çekinmiyorlar. Öte yandan, AfD'nin Alman demokrasisi için bir tehdit değil, çözüm olduğuna inanan geniş bir destekçi kitlesi bulunuyor. AfD'nin iktidar olma hayali kurmasını sağlayan bu grup için partide sayısı hiç de az olmayan aşırılıkçılar, Almanya'nın karşı karşıya olduğu sorunlardan daha önemsiz bir tehdit yaratıyor. AfD'yi kesinlikle iktidarı ele geçirmemesi gereken neo-Nazilerle işbirliği içinde bir parti olarak görenler göre ise seçim sonucunu, Almanya için "sonun başlangıcı" diye niteledi.
Saksonya-Anhalt'ta seçim zaferini kutlayan AfD'liler. Arka planda "Her şey burada başlıyor" yazısı dikkat çekiyor.
The Atlantic'e demeç veren tarihçi Andreas Rödder, on yıldan kısa bir süre önce Almanya'nın aşırılığa karşı bağışık göründüğünü ancak bugün siyasi sistemin "temelde yıkılmanın eşiğinde" olduğunu belirtmişti. AfD'nin Saksonya-Anhalt şubesinin Almanya'nın iç istihbarat teşkilatı tarafından "aşırı sağcı" olarak sınıflandırıldığını hatırlatan Dr. Canan Tercan ve Dr. Cihan Günyel, bazı seçmenlerin partinin radikal gündemi nedeniyle, bazılarının ise elitlere karşı tepkilerini göstermek için AfD'ye yöneldiğini ifade etti.
AfD'nin Saksonya-Anhalt başbakan adayı Ulrich Siegmund'un Avusturyalı destekçileri
'DUVAR' YIKILMAK ÜZERE
AfD'nin 6 Eylül'deki seçim öncesi yapılan anketlerde yüzde 40'ın üzerinde oy alacağı öngörülüyordu. AfD'nin beklentileri aşan bir sonuç elde etmesi, diğer partilerin aşırı sağ grubu iktidar koalisyonlarından uzak tutmak için sürdürdüğü "yangın duvarı" ya da kısaca "duvar" politikasının çökmesine yol açabilir. Yüzde 43,8 oy oranı yakalayan AfD'nin Saksonya-Anhalt'ta iktidar olamaması için diğer bütün partilerin birleşip koalisyon kurması gerekiyor. Sol ile merkez sağ arasındaki farklılıklar, bu senaryoyu imkansız kılıyor.
Almanya'da uzun süre siyasi sistemin dışına itilen AfD'nin başarısı, Avrupa'da aşırı sağın, ana akımı dönüştürecek güce ulaşabileceğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Uzmanlara göre asıl mesele, AfD'nin tek başına iktidara gelip gelmeyeceğinden çok, partinin ortaya koyduğu göç, kimlik, güvenlik ve ulusal egemenlik söylemlerinin Almanya'daki merkez sağ tarafından ne ölçüde benimsenmeye başlayacağı olacak.
Siegmund, "Her şey mümkün" yazısı önünde destekçilerine sesleniyor.
GÖSTERİCİLER SOKAKLARA DÖKÜLDÜ
AfD'nin zaferi sonrası binlerce gösterici, Almanya'nın başkenti Berlin'deki Brandenburg Kapısı önünde toplanarak aşırı sağı protesto etti. Berlin polisi, yerel saatle 19.00 itibarıyla gösteriye yaklaşık 5 bin kişinin katıldığını açıklarken, etkinliğin ortak düzenleyicilerinden Campact ise bu rakamın 14 bine ulaştığını öne sürdü.
Doğu Almanya'daki Magdeburg kentinde de binlerce kişi AfD'ye karşı sokaklara döküldü. Hamburg'da da protestocular, aşırı sağ partinin yükselişine tepki göstermek amacıyla gösteri düzenledi.
AfD, Almanya federal parlamentosunda halihazırda ikinci büyük parti konumunda bulunuyor ve aylardır ulusal anketlerde ilk sıradaki yerini koruyor.
AFD'NİN YÜKSELİŞİ TÜRKLERİ NASIL ETKİLEYECEK?
Dr. Canan Tercan, AfD'nin seçimde ulaştığı sonucun Almanya'da artık görmezden gelinemeyecek bir siyasi dönüşümün göstergesi olduğunu belirterek, "Bu bir dönüşümün tetikleyicisi olabilir. Diğer partilerin kendi göç ve güvenlik politikalarını AfD'ye doğru çekmesi, önümüzdeki süreçte Almanya'da göçmenlere karşı daha sert bir süreci beraberinde getirebilir" dedi.
Türkler açısından meselenin hassas olduğunu vurgulayan Tercan, AfD'nin "remigration" (tersine göç) söyleminin yalnızca yeni gelen sığınmacılar üzerinden okunmaması gerektiğini ifade etti. Dr. Tercan, Partinin resmî metinlerinin Alman vatandaşlarının sırf göçmen kökenli oldukları için geri gönderilmesini savunmadığını ancak göçün azaltılması, vatandaşlığa geçişin zorlaştırılması, çifte vatandaşlık ve Müslüman göçmenlere yönelik daha sert politikaların Türk toplumunun tamamını dolaylı olarak etkileyebileceğini kaydetti.
AfD'nin göçmenlere ilişkin resmi söylemleri, kapalı kapılar arkasında yürüttüğü çalışmalarla örtüşmüyor. Alman devlet televizyonu ZDF, ocak 2024'te AfD'li siyasetçilerin Alman entelektüelleri, siyaset elitleri ve iş insanlarıyla yaptığı gizli bir toplantıyı ortaya çıkarmıştı. Toplantının konusu, gizli bir tersine göç planının nasıl uygulanacağıydı. AfD'li siyasetçilerin yanı sıra bazı CDU üyelerinin de bulunduğu toplantıda yalnızca Almanya'ya son dönemde göç edenlerin geri gönderilmesi değil, "Alman toplumuyla uyumsuz" diye nitelenen insanların da baskı, dışlama, sömürü ve psikolojik manipülasyon metotlarıyla ülkeden ayrılmaya zorlanması tartışılmıştı. Toplantının en dikkat çeken yanlarından biri, on yıllara yayılması planlanan bu politikanın bir anlamda "sinsice" yürütülmesi konusunda bütün isimlerin görüş birliğinde olmasıydı. Temsilcileri toplantıya katılan partiler, böyle bir planla ilgileri olduğunu reddetti. Alman istihbaratının soruşturması ise odada bulunan insanlar dışında kimseye uzanmadı.
Tercan, "AfD'nin politikası Türkler açısından yalnızca 'Kim sınır dışı edilecek?' sorusuyla değil, Almanya'daki göçmenlerin gelecekteki hukuki ve toplumsal konumuyla birlikte değerlendirilmeli" diye konuştu.
Siegmund, seçim sonuçları kesinleştikten kısa süre sonra AfD eş genel başkanları Alice Weidel (sağda) ve Tino Chrupalla ile birlikte kameralar karşısına çıktı.
DÖNÜŞEN AŞIRI SAĞ
Dr. Cihan Günyel, AfD'nin yükselişini Avrupa aşırı sağının geçirdiği dönüşüm ve ortaya çıkan uluslararası destek ağı içinde değerlendirmek gerektiğini söyledi. Günyel, Avrupa'da 2010'lu yıllardan itibaren aşırı sağ partilerin önemli bir bölümünün ideolojik ve politik bir dönüşüm geçirdiğini kaydetti.
Günyel, "faşizmin çöküşü sonrası beliren ve 1970'lerden günümüze uzanan aşırı sağın geçmişteki benzer yapılardan tamamen farklı" olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
"Dönüşen aşırı sağ, artık ulusçuluk üzerine ve bağımsız hareket eden dar kitleli partilerden oluşmuyor. İsrail-Netanyahu ve ABD-Trump siyasal ekibi ile bağlantılı, finansal destek, medya, propaganda ağları, düşünce kuruluşları, lobi faaliyetleri ve siyasi iletişim kanalları üzerinden daha geniş bir ekosistem içinde hareket ediyor."
Geleneksel aşırı sağın ulusalcılık, antisemitizm, anti-Amerikancılık, anti-kapitalizm ve anti-Avrupacılık söyleminin değiştiğini, temel düşman figürünün Müslüman göçmen haline geldiğini ve ABD ile İsrail karşıtlığının dostluğa dönüştüğünü ifade eden Günyel, bu değişimin en çarpıcı örneklerinden birinin Fransa'daki Ulusal Cephe'nin Marine Le Pen liderliğinde geçirdiği dönüşüm olduğunu hatırlattı. Günyel, partinin antisemitizmi bırakarak İsrail'le ilişkilerini geliştirdiğine ve bu sayede oylarını yüzde onlardan yüzde kırklara yükselttiğine dikkat çekti.
Berlin'de AfD karşıtı bir protestocu. Pankartta 'Bir daha asla' yazıyor.
AFD'NİN POLİTİKA ÖNERİLERİ
AfD'nin 35 yaşındaki Saksonya-Anhalt başbakan adayı Ulrich Siegmund'un genç ve karizmatik bir lider olarak öne çıktığını belirten Günyel, partinin seçim programında "Alman kültürüne yabancı" göçü durdurmayı, çalışmayan ve entegre olmayan göçmenleri ülkelerine geri göndermek için bir "sınır dışı görev gücü" kurmayı, Alman ulusal kimliğinin korunmasını ve Alman tarihi derslerinin değiştirilmesini vaat ettiğini aktardı. Programda ayrıca Ukrayna'ya mali ve askeri desteğin kesilmesi, Rusya ile ilişkilerin yeniden güçlendirilmesi ve Euro Bölgesi'nden ayrılma gibi maddeler de yer alıyor.
Siegmund'un yönetimde başarı sağlaması durumunda bunun önce Almanya, daha sonra Avrupa'yı etkileme olasılığı olduğunu vurgulayan Günyel, "Burada Avrupa'da kökleşmiş merkez sağ ve merkez sol partilerin hangi dersleri çıkartacağı belirleyici olacak" dedi.
Uzman isim, Almanya'daki genel seçimlerdeki yüzde 5'lik baraj nedeniyle ufak partilerin merkez sağ ve sol partilerle işbirliği yapmamasının da AfD'nin başarısını etkileyeceğini savundu.
İSLAM KARŞITLIĞI ÜZERİNE KURULU SÖYLEM
AfD'nin genel politikasının göçmen ve İslam karşıtlığı üzerine kurulu olduğunu belirten Günyel, partinin oy kazanmak amacıyla zaman zaman çelişkili ve pragmatik görünen taktiksel söylemlere başvurabildiğini ifade etti.
Günyel, "AfD'nin seçimleri kazanmak için göçmen oylarını, bununla beraber en büyük topluluklardan olan Türk toplumunu hedeflemesi de seçim pragmatizmi olarak adlandırılmalıdır. Partinin ideolojik yapısına baktığımızda zaten kapsayıcı olmadığını ve göçmen karşıtı olduğunu belirtmek gerekiyor" dedi.
Dr. Tercan ise göçmen karşıtı söylem üzerinden kurulan politikaların temelinin sığ ve sakat olduğunu vurgulayarak, "İşsizlik göçmen kaynaklı olmak yerine, Çin ve Asya merkezli üretimin artışı, ABD ve Trump'ın AB gümrük vergilerini artırması, Avrupa'nın enerjide dışa bağımlı olması gibi durumlardan kaynaklanıyor. Bu doğrudan göçmenlerle alakalı bir durum değil. Türk toplumu gibi birkaç kuşaktır Almanya ve Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmen toplumları iş gücüne katılım, fikir ve sanatsal üretim, siyaset yönetimi gibi bu ülkelerin yükünü çeken kesimleri oluşturuyor" ifadelerini kullandı.
SAKSONYA-ANHALT: AŞIRI SAĞIN İLK LABORATUVARI MI?
Günyel, Saksonya bölgesinin Almanya siyasetinde çok belirleyici olmadığını ancak 2 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olduğunu belirtti.
Bölgenin Soğuk Savaş döneminde Doğu Almanya içinde Sovyet etkisinde kaldığını hatırlatan Günyel, "Genel olarak eski Sovyet yönetimindeki Doğu Avrupa ülkeleri, NATO ve AB üyeliğini gerçekleştirmiş ve o dönemi işgal olarak hatırlarken, AfD'nin Rusya ile ilişkileri tekrar güçlendirme politikası ve seçimde başarı sağlaması da ayrı bir tezat olarak okunabilir" dedi.
Eyalet yönetimindeki başarının Almanya'nın geri kalanı için bir laboratuvar örneği olacağını ifade eden Günyel, "Başarı veya başarısızlık genelde bir kanaatin oluşmasına ve belki de seçmenlerin oy verme davranışına yansıyacaktır. En kötü olasılık olarak, partinin söylemi, vaatleri ve bunu pratikte uygulaması göçmenler bağlamında en kötü sonuçlardan birisidir diyebiliriz" diye konuştu.
Günyel, Almanya'nın Nazi geçmişi ve 2. Dünya Savaşı'na sebep olması, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi ve soykırım ile anılan bir toplum haline gelmesinin bu hafızanın bugünlerde Avrupa'da arka planda kalmış gibi görünse de zamanla ters bir tepki oluşturabileceğini sözlerine ekledi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:70
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 08 Eylül 2026 07:11 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















