YÜKSEL AYTUĞ Çocuklarımızı ne zaman nerede yitirdik?
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Kabul etmeliyiz ki bir nesli kaybettik. Avuçlarımızın arasından kayıp gittiler.
Söz dinlemiyorlar. Sohbet etmiyorlar. Büyüklerine saygı göstermiyor, küçüklerine merhamet etmiyorlar. Dünyaları düz kare... Sadece cep telefonu, tablet ya da bilgisayar ekranından ibaret. Dünyada neler olup bittiğine ilgisizler. Okumuyor, sadece izliyor ve çoğunlukla kaydırıyorlar. Hedefsizler. Sebatsızlar. Sabırsızlar ve çok fena halde asabiler..
İtirazı olan? Yok, değil mi?
Peki biz çocuklarımızı nerede kaybettik? Öncelikle, hepsine birer özel oda verdiğimizde. Onları elimizle "kendi inlerine çekilmeye" zorladık. Oysa biz üç erkek kardeş aynı odada büyüdük. Ne saklanabildik, ne saklayabildik. Bir tek odada soba yanardı. O nedenle anne babamızın dizi dibinde büyümekten başka şansınız yoktu. Yine tek bir odada bir tanecik televizyonumuz vardı. Ailece o tek ekrana odaklanır, aynı dünyayı, aynı duyguları, aynı hayalleri paylaşır, aynı anda aynı şeye güler, aynı şeye ağlardık.
Bir de "özgüven" modasına kurban ettik evlatlarımızı. Onun uğruna ne yasak ne kural koyabildik, ne sınır çizebildik davranışlarına. Özgürlük ve özgüvenin bildiğimiz şeyler olmadığını anladığımızda ise vakit çok geç olmuş, dizginler çoktan onların eline geçmişti. Onları televizyon ve tabletin önüne "park edip", işimizi gücümüzü rahatça yapabilmenin kolaycılığına alıştıkça, yalnızlaştı çocuklarımız. Böyle olunca da en büyük takdir, sanal medyadan topladıkları tık'lanmalar ve beğeniler oldu onlar için. En büyük sırlarını bizimle değil, yapay zeka ile paylaşır oldular. ChatGPT ne derse, onlar için ata sözü yerine geçti. Böylece eğitimsiz, inançsız, sevgisiz, saygısız, köksüz ve ahlaken öksüz bir neslin ebeveyni olarak bulduk kendimizi. Neden 15 yaşında çete üyesi oluyorlar, neden birbirlerini vuruyor, öldürüyorlar, neden akran zorbalığı ata sporumuz oldu diye hâlâ soranınız varsa, bu yazıyı en başından tekrar okusun!
"Hav hav" yerine ilahi
Neden rahatsız olduklarını, neye karşı çıktıklarını anlamakta inanın güçlük çekiyorum. Ramazan gibi kutsal bir ayda öğrencilerin hep birlikte ilahi söylemesinin nesi kötü, neresi yanlış?
Öyleyse ben de sormak istiyorum: Bu öğrenciler teneffüste, çoğu yüz kızartıcı suçlardan sabıkalı rap'çilerin "Havlayarak" söyledikleri sözde şarkıları seslendirirken neden hiç rahatsız olmadınız?
İlahi seküler tayfa, vallahi çok hoşsunuz!..
Buna gerek var mıydı?
Arka Sokaklar'da bu hafta şarkıcı Güllü'nün hayatını kaybettiği sahne canlandırıldı. Tabii farklı isimlerle...
Ne yalan söyleyeyim, izlemeye yüreğim dayanmadı. Bir de Güllü'nün akrabalarını, yakınlarını, sevenlerini düşündüm. Kim bilir o an neler hissetmişlerdir?..
Arka Sokaklar gibi başarısını kanıtlamış, kemik izleyiciye sahip, kült bir dizide bu "reyting oltasına", sırf cazibe unsuru olsun diye planlanan bu "iliştirmeye" gerek var mıydı bilemedim. Ama emin olduğum bir şey var:
Diziyi Türk televizyon tarihine kazandıran merhum Türker İnanoğlu ağabeyim eğer yaşasaydı, bu sahnenin çekilmesine asla izin vermezdi.
Gaf'let kürsüsü
Türkiye bu fotoğrafı konuşuyor. İftar sofrasında orucunu açmaya hazırlanan Özgür Özel'in önündeki bardak düz konulmuş, dibinde bir miktar su var ve şişesindeki su yarım.
Zap'tiye
Adam elektrikli aracına bağladığı römorkta şarj için jeneratör taşıyor. Bunu başkasına nasıl kaptırdık?
Ne demiş?
"Akmayan rimel yerine, ağlatmayan erkek yapsalar da kızlar rahatlasa." (Yine büyük bir kitleye oynadım, haydi hayırlısı!)
Görüntülenme:25
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Mart 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















