Siber dünyada alarm zilleri Ali Saydam
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Geçenlerde, hizmet sektöründe son derece başarılı işler yapan bir arkadaşım aradı; “Alicim sorma, Hacklendik” dedi. “Geçmiş olsun” dememe ramak kalmıştı ki, devam etti: “Sadece hacklemekle kalmadılar, müşterilerimin gizli bilgilerini ifşa etmemek için 1.000.000 dolar istediler.”
Kendisini, bildiğimiz güvenlik sistemleri üzerine çalışan arkadaşlara yönlendirdik. Bu olay vasıtasıyla öğrendik ki, günümüzde siber güvenlik; eksantrik, heyecan verici bir başlık değil hayati bir konuymuş ve bu alandaki saldırılar hayli yaygınmış.
Teknoloji odaklı danışmanlık şirketi PwC tarafından 72 ülkeden yaklaşık 4 bin iş dünyası liderinin katılımıyla yapılan “Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026”, siber güvenliğin kurumlar için stratejik dayanıklılık, operasyonel süreklilik ve büyüme hedefleri açısından son derece kritik bir gündem haline geldiğini ortaya koymuş.
Araştırmaya göre şirketler; jeopolitik belirsizlikler, tedarik zinciri kırılganlıkları, yapay zekâ destekli tehditler, kuantum bilişim ve siber yetenek açığı gibi çok katmanlı bir risk ortamıyla karşı karşıyalarmış.
Araştırma, dünya genelinde tırmanan jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşları ile değişen ittifakların, şirketleri siber savunma hatlarını yeniden kurmaya zorladığını ortaya koymuş.
Araştırmaya katılan liderlerin yüzde 60’ı, siber risk yatırımlarını önümüzdeki yılın en önemli üç stratejik önceliğinden biri olarak görüyormuş. Dahası, her 10 şirketten yaklaşık 8’i (%78) siber güvenlik bütçesini artırmayı planlıyormuş.
Şirketlerin sadece %6’sı, araştırmada ele alınan tüm siber tehditlere karşı yüksek dayanıklılığa sahip olduğunu belirtmiş. En büyük zafiyetin ise paranın harcanış biçiminde saklı olduğu söyleniyor. Kurumların %24’ü, saldırıları önceden engellemeye çalışan proaktif (önleyici) tedbirlere, kriz anında devreye giren reaktif (tepkisel) önlemlerden daha az bütçe ayırıyormuş.
Siber saldırganların yapay zekâyı kullanma hızı, şirketleri de karşı hamle yapmaya zorluyormuş. Güvenlik liderleri, bu açığı kapatmak için ajan tabanlı yapay zekâya yönelmişler. Özellikle bulut güvenliği, veri koruma ve siber savunma süreçlerinde yapay zekâ artık potansiyel bir araç olmaktan çıkıp bütçenin merkezine yerleşmiş. Ancak bu teknolojinin başarılı olması, şirket içindeki veri risk yönetimine bağlıymış ve şirketlerin yarısı henüz temel veri sınıflandırma politikalarını bile tam olarak uygulamamışlar.
Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Cem Aracı’ya göre siber güvenlik teknik bir konu olmaktan çıkmış ve kurumların yalnızca risklere tepki veren değil; riskleri önceden gören ve ölçen bir yaklaşıma ihtiyaçları olduğunu vurgulamış.
Araştırma, siber savunmada yapay zekâ kullanımının önündeki en büyük engelin ise bilgi ve yetkinlik eksikliği olduğunu ortaya koyuyor.
Konuyu ve önlemleri derinlemesine öğrenmek ve bu alanda doğru adımları atmak isteyenlere ülkemizde başvurabilecekleri adres olarak Türkiye Bilişim Vakfı’nı tavsiye ederiz. ( https://www.tbv.org.tr )
100 yıllık TR marka serüveni
Tam 100 yıl önce, 12 Haziran 1926’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla genç Cumhuriyet’in üretim gücünü ve varlığını dünyaya tanıtmak üzere bir gemi kalkmış Galata Limanı’ndan, Karadeniz Vapuru, nam-ı diğer “Yüzen Sergi”. O gün o gemiyle dünyaya sadece mallar ihraç edilmemiş, bir ülkenin özgüveni ve markalaşma serüveni başlamış...
12 Haziran 2026’da işte o güne, o vizyoner bakışa vefa duygusuyla, İstanbul’da tarih yeniden canlandırıldı.
Galataport Tarihi Paket Postanesi’nde, Türkiye’nin markalaşma kültürünü köklendirmek ve küresel arenadaki rekabet gücünü artırmak amacıyla Türkiye Marka Yolculuğu Konferansı yapıldı. Türkiye Marka Platformu çatısı altında bir araya gelen 9 güçlü sektörel sivil toplum kuruluşu, elini taşın altına koyarak hafızalardan silinmeyecek bir organizasyona imza attılar.
Renan Bilek’in sunumuyla hayat bulan etkinlikte, adeta 100 yıl öncesine ışınlanıldı. Prof. Dr. Haluk Gürgen, İzzeddin Çalışlar ve Süleyman Orakçıoğlu gibi alanın kıymetli isimleri, markalaşmanın dünden bugüne uzanan kodları dinleyicilere aktardılar.
Bizce, etkinliğin en dikkat çekici yanlarından biri de 1926’daki o meşhur Karadeniz Vapuru seyahatine bizzat katılmış, Kurukahveci Mehmet Efendi, Ali Muhiddin Hacı Bekir Lokumları ve Türkiye İş Bankası’nın yine orada olmaları idi... Bu köklü kurumlar, bir asır önceki gemi tanıklıklarını ve yüz yıllık markalaşma serüvenlerini anlattılar. Bir markayı “marka” yapan şeyin sadece ciro, satış olmadığını gelenek, sadakat ve karakter olduğunu nasıl da güzel ispatladılar.
Türkiye Marka Platformu çatısı altında; Marka Konseyi, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD), Kurumsal İletişimciler Derneği (KİD), Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK), Film ve Görsel Efekt Yapımcıları Derneği (FilmYap), İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA), Pazarlama İletişimcileri Derneği (PİD), Yaratıcı Endüstriler Konseyi Derneği (YEKON) ve Açıkhava ve Endüstriyel Reklamcılar Derneği (ARED) ortaklığıyla düzenlenen bu organizasyon, sektörlerin bir araya geldiğinde başarılı bir sinerji yaratabileceğini açıkça ortaya koymakta.
Konferansta, 12 Haziran’ın resmî olarak “Türkiye Marka Günü” ilan edilmesi talebi kamuoyuyla paylaşıldı. Bu tarihin tescillenmesini, sadece geçmişe bir saygı duruşu değil; Türkiye’nin küresel pazarda kendi kimliğiyle, kendi değerleriyle ‘Ben de varım!’ deme kararlılığının ortak toplumsal farkındalığa dönüşmesi olarak tanımlayabiliriz.
Görüntülenme:41
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Temmuz 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















