Ramazan medeniyeti ve “Eşitlik” içinde “Adalet” anlayışı mümkün müdür? Yusuf Kaplan
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Ramazan’ı medeniyet olarak tarif etmek, oruca ve bütün ibadetlere bambaşka bir gözle bakmayı gerektirir. Medeniyet, hem bütüncül bakış hem de İslâm’ın hayatımıza nasıl aktarılabileceğinin usullerini gösteren bir yolculuk hâli, yol olma hâli; sünnet-i seniyye yani.
Ramazan da bir ay boyunca İslâm’ın medeniyetinin ne olabileceğini, nasıl olabileceğini, insan tasavvurunun, kâinat tasavvurunun, Allah, insan ve kâinat arasındaki ilişkilerin nasılı belirlenebileceğini gösteren muhteşem bir direniş, diriliş ve varoluş mevsimi. İslâm’ın bütün emirlerinin özeti, özetlenmesi ve örneklenmesi yolculuğu.
İslâm’ın insana ve dünyaya ne verebileceğinin, insana ve hayata nasıl huzur ve kardeşlik armağan edebileceğinin örneklemesi. Dünyanın cennete dönmesi, cennetten iz taşıması.
MTO Azerbaycan Temsilcimiz Vuqar Azizov kardeşimin bu minvalde yazıların insan terbiye ve tezkiyesi üzerinde odaklanan bölümüyle sizleri baş başa bırakıyorum. Zihin açıcı okumalar.
***
Kibirde her şey “ben” üzerine kuruluyken tevazuda “biz” belirleyici rol oynar. Buradan eşitlik ve adalet farklılığı doğar. Her “ben”, “biz”den kopuk hâl içinde özgürlük mücadelesine girer. Bu özgürlük, doğası gereği eşitlik anlayışını doğurur. Ancak bu eşitlik hiçbir zaman gerçekleşemiyor. Bunun nedeni, özerklik kazanan anlayışın özgürlüğünü koruması için durmadan çalışmasıdır. Arzulardan kaynaklanan üstünlük dürtüsü, sahip olma ihtirasını besler. Bu bağlamda her şey kendi konumunu kaybeder, çünkü tek değer ve ölçü kendisidir.
Eşitlik kavramı, üstünlük kazanan “ben”in diğerlerini aşağıda tutma hayalidir. Her “ben”e göre yahut ben’in belirlediği eşitliktir. Fıtratı gereği böyle kibir, çatışmayı götürür. Birlikte barış yerine benlikler “biz” zemini savaş alanına dönüştürerek hakikati yıkar. Moderniteyle yapılan yıkımı böyle anlatmak mümkündür. Yani “eşitlik”, uyduruk kavramdır. Adaletin tersi olan zulümdür.
Ramazan Medeniyeti, Adalet’in ruhunu inşa eder.
Kibir; eşitlik diye bir şey uydurur ve kendisini hiçbir zaman eşit görmez.
Tevazu ise adalet ruhuna uydurur kendisini.
Adalet, her şeyin kendi yerini bil’mesidir. Hiyerarşi bağlamında bütünü bul’masıdır. Büyük varlık dairesi içinde hakikatle birlik ol’masıdır. Çünkü adalet, insanların kurduğu bir düzen değildir; insanların da kendilerinin ait olduğu konumu belirleyen hakikatin tecellisidir. Aslında eşitlik varsa o da adalet kavramının içindedir. Eşitlik anlayışı içinde her şeye sahip olmak isteyen insan hiçbir şeye sahip olamıyor. Ama adaletin gölgesinde tevazu sahibi insan, hem konumunda sahip hem de hakikatle huzur içindedir.
Tevazu, “biz” anlayışı içinde hem özgündür hem de özgür. Aslolan hakikate bakan gözlerin bakışları bu âleme takılı kalmaz. Melekûtî alemden beslenir. Ramazan Medeniyeti, “ben”in körlüğünü «biz”in aydınlığına çıkarır. Kibir, tevazuun derinliğinde eriyerek gerçek kimliğine erişir.
Buradan başlar İnsan-ı Kâmilin hayata dokunuşu. Tevazu olmasan adalet olmaz. Adalet olmadan da vahdet olmaz. Vahdetin hakikati insanla buluşmadan insan kendini bilemez. İnsan-ı Kâmil’e musahhar kılınmıştır bu âlem. Zaman ve mekan bendedir şuuru, bu idrak ile insanın âleme dokunuşudur. Bir medeniyet ancak bu mertebeden beslenen ruhların sanat eseri olabilir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:32
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 23 Şubat 2026 04:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















