Laiklik neden din düşmanlığı oldu? Dursun Gürlek
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Kafa karıştırmaktan ve kafa karıştırıcı sözler söylemekten ve dinlemekten hiç hoşlanmam. Karıştırma kelimesinin Osmanlı Türkçesindeki karşılığı da halt etmektir. Fakat bu karıştırmak kelimesinin bir de müspet yönü vardır. Mesela rahmetli Prof. Dr. Ahmed Süheyl Ünver arada bir, ömür kısa, kitap çok, hepsini okumaya vakit yok. Öyleyse en iyi iş kitap karıştırmaktır. Hangi konunun, hangi kitapta olduğunu böylece öğrenmiş olursunuz, bu da size kapıları açacak bir anahtarı verir.
Ben de merhum Süheyl Hoca gibi hareket ediyor, kitap, gazete ve dergi karıştırmaktan büyük bir zevk alıyorum. Bu karıştırmalar esnasında beni çok şaşırtan yahut son derece heyecanlandıran birtakım yazılara rastladığımı da bu arada belirteyim.
Mübarek Ramazan ayına bir iki gün kalmıştı ki, yine bir akşam böyle karıştırma operasyonuna başlamıştım. Sayfalarını tecessüsle çevirdiğim mevkûtenin adı Yeni İstiklal’di. Bu haftalık gazetenin 4 Ocak 1967 tarihli nüshasını gözden geçirirken “Laiklik Neden Din Düşmanlığı Oldu?” başlıklı bir yazı ile karşılaştım. Önce bu yazının başındaki şu kısa açıklamayı kaydedeyim:
“Bu yazı, Cihad Baban’ın 1948’de Tasvir gazetesi başmuharriri iken kaleme aldığı bir makaledir. Hazret, o zamanlar din hürriyetine, Diyanet’e ve Müslümanlara muhtariyet verilmesine taraftarmış. Şimdi ise azılı bir din ve vicdan hürriyeti düşmanı kesilmiştir. İbret olsun diye aynen neşrediyor ve bu bukalemun meşrepli Ulus başmuharririni teşhir ediyoruz.”
Kısa bir açıklama yapmak gerekirse, bu Babanzâde ailesi köklü bir ailedir. Bir numaralı temsilcisi de Babanzâde Zihni Paşa’dır. 1850-1929 tarihleri arasında yaşayan Zihni Paşa’nın Adana, Yanya ve Hicaz valiliklerinde bulunduğunu, ayrıca İlim ve İslam, Mikyâsü’l-Ahlak, Kuvây-ı Mâneviye, İslam’da Hilafet isimleriyle kitaplar yayınladığını biliyoruz. Babanzâde Ahmed Naim, Babanzâde İsmail Hakkı, Prof. Şükrü Baban bu zatın oğullarıdır. Bunların içinde dini ve manevi olgunluğu en yüksek olan Ahmed Naim Bey’dir. Hem İslamî ilimlere hem Batı kültürüne büyük bir vukûfiyeti vardır. Sahih-i Buhari tercümesine 500 sayfaya yakın harika bir mukaddime yazmıştır. Fatih türbedarı Ahmed Amiş Efendi’nin damadı idi. Edirnekapı Mezarlığında, Mehmed Âkif’in yanı başında yatıyor.
Şimdi gelelim, Ulus gazetesi başyazarı Cihad Baban’ın bizi şaşırtan “Laiklik” yazısına…
“Cumhuriyet hükümeti lâik olduğu halde laisizmin icap ettirdiği tarzda din işlerini cemiyete ve Türk cemaatine mâl etmemiş bulunuyor. Hükümet olarak da işi eline almayınca bizde lâiklik bir nev’i din aleyhtarlığı şeklinde tecelli ediyordu. Halbuki ne Türk milleti ne de Türk hükümeti din aleyhtarı değildir. Her inkılapta olduğu gibi, bir zamanlar taassubu baltalarken bazı lüzumsuz ve vicdan üzerine tazyik yapan münferit hareketler olmamış değildir. Fakat artık vatandaşların dini ve felsefi kanâatleri bizim için müdahaleden masun olmuştur. Öyle zannediyoruz ki laisizmin mânâsı, yani bu ana fikir iyi anlaşılmaya ve anlatılmaya muhtaçtır.
Lâisizm yalnız bize has bir şey değildir. Yanılmıyorsak büyük Fransız ihtilalinden sonra lâisizm Fransa da kabul etmişti. Fransa’da kiliseler evvela millete mâl edildi. Kendi memleketlerinde papazların tedrisat yapmalarına müsaade etmeyen Fransa, kendi lisan ve kültürünü yaymak için frerleri, sörleri ve papazları dünyanın her tarafına misyoner olarak yolladı. Kabul etmek lazımdır ki, bundan çok büyük faydalar da temin etti.
İsviçre, lâiktir. Belçika lâiktir. Fransa lâiktir. Amerika Birleşik Devletleri lâiktir. Bir de bunların yanında tamamıyla din düşmanı iken eski dini müesseselerini ihya eden bir Rusya vardır.
Şimdi Fransa’ya bakalım. Paris’te bir Universite Catholique mevcuttur. Bu üniversitenin seminerlerinde yetişenler dini tedrisatı yapacak insanlar olarak meydana çıkarlar. Fransız ruhbanının mektebi budur. Bu üniversite dünyanın her tarafına Fransız kültürünü yayacak unsurları gönderir.
Yanılmıyorsak Belçika’da da Louven’de bir Katolik üniversitesi mevcuttur. Belçika’dan bahsederken burada üç tane din cemaatinin meydanda olduğu da bir hakikattir. Protestan, Katolik ve Musevi… Bu cemaatlere, Belçika devletinin zaman zaman müsavi (eşit) tarzda yardım ettiği de görülmüştür.
Amerika daha şâyân-ı dikkat bir manzara arz eder. Burada 305 ilahiyat fakültesi mevcuttur. Bunların doksanı Katolik, beşi Musevi dininin tedrisatını yapar. Bu yetişmez, bunun yanında Bible House ve Genç Hıristiyanlar Cemiyeti’nin faaliyeti de malumdur. Her ikisi de Hıristiyan dinini neşrederken Amerikan dâvâsına insan kazanırlar. İbtidai cemiyetlerin içine, din yoluyla hulûl ederek onları kendi milletleri namına teshir ederler.
Gerek Bible House’ın ve gerek Genç Hıristiyanlar Cemiyeti’nin İstanbul’daki faaliyetlerini cümlemiz biliriz.
Amerika’dan sonra da nazarlarımızı Rusya’ya çevirelim. 1917 Rus ihtilali, Fransız ihtilalinden fazla din müesseselerine karşı husumet göstermişken, İkinci Cihan Harbinden biraz evvel Sovyet idarecileri dine doğru yeni bir hareket yaptılar. Milyonlarca insanın kalbinde boş kalan bir hissi doldurmak istediler. Patrikhane ihya edildi. Kiliseler açıldı. Tahrip edilenler tamir gördü ve binlerce genç, yeniden ihya edilen seminerlere devam etmeye başladılar. Dikkat ederseniz şunu da müşahede edersiniz. Din düşmanı Rusya’da Ortodoksluk politika oldu ve Çarlar zamanında olduğu gibi, Kızıl Rus İhtilali de şimdi Ortodoksluk dâvâsını ele aldı. Halbuki bizde gayesi dini işlere yönelik cemiyetler kurmak yasak olduğu ve esasen bu istikamete müteveccih gayretler, bir nev’i din aleyhtarlığı taassubu ile hoş görülmediği için Türk cemaati, din işlerini tanzim edebilecek bir yola giremedi. Buna mukabil Türkiye’de ikamet eden ekalliyetler, cemaat teşkilatından istifade ediyorlar. Hatta kendi mekteplerinde ruhban yetiştiriyorlardı. Heybeliada’da olduğu gibi…
Yani, Türkiye’de oturan ekalliyet (azınlık), kendi dini müesseselerini teçhiz edebilirken, Türk vatandaşı kendi vatanında bu hakkından mahrum kalıyordu. Laisizmi kabul ettiğimize göre, Türk vatandaşına da dini müesseselerini yaşatmanın imkânını vermek doğru olur kanaatindeyiz.
Diyanet işlerimiz, devlet bünyesinden ayrılabilir, dini müesseselere Evkafın (vakıfların) vâridatı da (gelirleri de) eklenebilir. Bu suretle hiç zahmet çekmeden, bu cemaat teşkilatı kurulur.
Yazımızı bitirmeden şu esas nokta üzerinde tekrar durmak lüzumunu hissediyoruz. Maksadımız, lâisizmi izah etmek ve lâisizmi din aleyhtarlığının baskısından kurtarmaktır. Din derken de irticaı ve memleketin inkişafına mâni olan taassubu, hurafeyi elbette ki kastetmiyoruz. Vatandaşların kalbinde yaşayan içtimai bir vâkıanın mevcudiyetini kabul ederek, bu beşeri ihtiyaca cevap verelim ve dini temayülleri de bu memleketin, hayrı, ahlaki terbiyesi, memlekette vazife ahlakının teşekkülü, milli dâvâların billurlaşması uğrunda kullanalım diyoruz. Kim bilir, bir gün, bu memleketten ihraç edeceğimiz münevver din adamlarımız Türkiye’nin kuvvet ve satvetini İslam âleminde yükseltirken, Fransızların, Amerikalıların yaptıkları kadar kendi memleketlerine milli hizmetler ifa ederlerse bundan da cümleten iftihar duyacağız.”
Cihad Baban’ın bu yazısını, lâiklik bildirisi yayınlayarak yine kafaları karıştırmak ve mübarek Ramazan ayının manevi havasını ihlal etmek isteyen çığırtkanlara ithaf ediyorum. Bizde genellikle dinsizlik anlamında kullanılan laikliğin gerçek anlamını -samimi bir şekilde öğrenmek isteyenlere de- merhum Ord. Prof. Ali Fuat Başgil ile rahmetli Prof. Osman Turan’ın aynı adla yayınladıkları “Din ve Laiklik” isimli kitapları okumalarını tavsiye ediyorum.
Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:73
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Şubat 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















