İster at ister öp beni ama önce dinle ve bak gözlerime Serdar Tuncer
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Her şeyin her şeyle muazzam bir irtibatı var.
İnsanlar her nefeste yaşıyor bu irtibatı. Bu irtibat olmasa insanlar tek bir nefes bile yaşamayacak hatta. Fakat görmüyor, düşünmüyor, anlamıyorlar. Kendimi niye çıkardım ki bu hesabın dışına. Görmüyoruz, düşünmüyor, fark etmiyor, anlamıyoruz. Böyle daha iyi oldu.
Bazılarımız bazen görür gibi oluyor, göz açıp kapayıncaya kadar, bir an. Küçük bir hayranlık ama neticeye götürecek tefekkür yok. Neticeye tefekkürle gidilir mi? Emin değilim.
Bazılarımız bu muhteşem rabıtanın ahengini izah etmeye uğraşıyor. Nasılından haber veriyorlar bize. Yaşasın bilim! Niçin peki diyorsun, cevap yok! Eksik kalıyor…
Bazılarımız niçinini inceden seziyorlar fakat nasılını bilmiyorlar. Bilmeleri gerekir mi? Bilmem. Ama ya izah etmeye ihtiyaç duymuyorlar yahut izah bilgisinden mahrumlar. Bu da yetmiyor.
Anlamadığımız ne çok şey var.
Bahar günü kırlarda dolaşırken yemyeşil çimlerle karnını doyuran bir kuzu gördüğünüzde, gördüğünüz şey sadece karnını doyuran sevimli bir kuzudan ibaretse bu yazının size anlatabileceği bir şey yoktur. Ama kuzu çimeni ağzına aldığı anda güneşin gökyüzünde tebessüm ettiğini düşünerek başınızı göğe çevirenlerdenseniz, biraz daha yaklaşın, belki bir şeyler anlamaya çalışabiliriz birlikte. Anlatacaklarım aramızda kalsın ama adımızı deliye çıkarmayalım durduk yerde.
Güneşin merkezinde devasa bir ısı ve basınç var diyor bilim adamları. Onların yalancısıyım. Sıcaklık yaklaşık 15 milyon dereceymiş. Basınç dünyadakinin milyarlarca katı. Bu sayede hidrojen atomları birleşerek helyuma dönüşüyorlarmış. Buna nükleer füzyon tepkimesi diyorlar. Bu füzyon sırasında maddenin bir kısmı saf enerjiye dönüşüyormuş ve ortaya çıkan enerji gama ışınları şeklinde dışarı doğru fırlatılıyormuş. Dışarı deyip geçmeyin. Çekirdekte oluşan enerjinin dışarı çıkabilmesi milyonlarca yıl sürüyor. Gariban ışınlar emiliyor, yeniden yayılıyor, dalga boyları değişiyor, nihayet görünen ışığa dönüşüyor.
Bizim kuzu aç biilaç dolaşıyor bu sıra kırlarda. Çimen lazım, en yeşilinden. 150 milyon kilometre ötede uzaya salınan bu fotonlar dünyaya ulaşacak ki fotosentez gerçekleşsin. Işığın gelmesi yetmiyor üstelik, su ve karbondioksit de lazım. Oraya girersek çıkamayız işin içinden, dursun şimdilik. Bakın fotonlar yola çıktı bile. Geliyorlar. Ama ne geliş! Saniyede 300.000 kilometre hız yapıyor zalimler. 150 milyon kilometreyi 8 dakikada kat ediyorlar. Allahu Ekber!
Çimenlerdeki klorofil arkadaş güneş ışığındaki enerjiyi emmeye başlıyor.
Kökler o sıra diyor ki ‘haydi sıra bizde.’ Su molekülleri hidrojen ve oksijene ayrıştırılıyor. Kuzu sabırsız, biz henüz tepenin ardındayız, az sonra geçeceğiz oradan. Fakat nefes almamız lazım, yorulduk. Oksijen yok mu oksijen? Haydaa sesimizi bi duyan var sanki! O deminki ayrıştırma esnasında ortaya çıkan oksijeni atmosfere veriyor çimen namzedi. İşi bitti mi? Bitmez. Gözenekleriyle havadan karbondioksit alıyor ve geriye kalan hidrojenle birleştiriyor. Bu kimyasal reaksiyonla glikoz üretiyor, enerji lazım. Yeşilleniyor kırlar, kuzular bayram edecek az sonra. Hû! La bunu sana kim öğretti?
O kuzu o çimeni iştahla ağzına aldığı anda siz güneş olsanız tebessüm etmez miydiniz?
Anlayamayacağımız çok şey var!
Bu yazıyı ben değil de güneş yazıyor olsaydı, şöyle diyecekti belki de: Yeğenim sen fotosenteze hayranlık duyuyorsun ama hadisenin çok daha evveli var. 4 Milyar yıl kadar önceydi. Şu sizin dünya bir ateş topu halinde dönüp durmaktaydı divane gibi. Thea diye bir gezegen çıktı geldi tosladı size. Eksen orada eğildi, dönüş orada yavaşladı. Hani mevsimler, gece gündüz falan benden biliyorsunuz ya, o iş tam öyle değil. Thea’nın da emeği var. Bunlar çarpışınca ikisinden uzaya saçılan parçalar, kütle çekim filan derken bir araya gelmeye başladılar, hooop sizin ay dede çıktı meydana. Ay olmasa neler olurdu bir düşün hele!
Kırlarda dolaşırken bir kuzunun iştahla karnını doyurduğunu görürseniz gördüğünüz sadece karnını doyuran sevimli bir kuzu olmasın. Ayın doğumundan 10 milyar yıl kadar önce, her şey koskoca bir hiçten ibaretken, hatta hiç bile yokken, zaman daha yaratılmamışken, Big Bang Planck ölçeğinin beşiğini tıngır mıngır sallamaya başlamadan, Rezzak-ı mutlak ‘Kün!’ dedi de o kuzunun karnı öyle doydu.
Size bir sır vereyim mi?
Her şeyin her şeyle muazzam bir irtibatı var ve anladığımız hiçbir şey yok!
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:106
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 23 Mayıs 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















