İDİL DEMİREL Lüks markaların yeni mekan oyunu
Sabah kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Son dönemde büyük moda evlerinin açtığı kafe ve yeme- içme odaklı mekanlara bakınca, bunun yalnızca logolu latte satmakla ilgili olmadığı çok net görülüyor. Asıl mesele, markanın dünyasını mağaza rafının dışına taşımak. Çünkü bugün fiziksel perakende tek başına satışla ayakta durmuyor; insanı içeride tutan, geri getiren ve günlük hayatına sızan bir sebep yaratmak gerekiyor. Kahve de tam burada devreye giriyor: çantayı herkes aynı gün almıyor ama bir espresso, bir tatlı, bir kahvaltı ya da iyi kurgulanmış bir masa için markanın içine girmek çok daha kolay. Lüks de giderek sahip olmaktan çok, bir dünyanın parçası gibi hissetmeye kayıyor.
AMERİKAN YAŞAM TARZI
Bu hikayeyi en erken anlayan markalardan biri Ralph Lauren'di. Ralph's Coffee bugün artık yan ürün değil, doğrudan marka mimarisinin bir parçası. Ocak ayında Newport Beach'te açılan yeni Ralph Lauren mağazasıyla birlikte California'daki ilk Ralph's Coffee noktası da devreye girdi. Marka bunu açılış metninde özellikle vurguluyor; yani kahve köşesi sonradan eklenmiş bir fikir değil, yeni mağazanın başlıca çekim alanlarından biri. Oraya özel satılan Newport Beach kupa (şehir adına özel hatıra kupa) da bu stratejinin küçük ama akıllı ayrıntılarından biri. Ralph Lauren burada kahveyi yalnızca servis edilen bir ürün gibi değil, kendi Amerikan yaşam tarzı fantezisinin devamı olarak kuruyor: koyu yeşil kupalar, country club hissi, beyaz çiçekler, monogramlı paketler. Kahve bahanesiyle içeri giren biri, aslında doğrudan Ralph Lauren evrenine girmiş oluyor.
MICHELIN YILDIZLI ŞEF EŞLİĞİNDE
Dior tarafında kafe fikri, mağazanın içine yerleştirilmiş zarif bir mola alanından çok daha büyük bir role sahip. Bangkok'taki Dior Gold House, modayı, yaşam tarzını ve mimariyi tek çatı altında buluşturan hibrit bir alan olarak kurgulandı; içinde yer alan Café Dior ise üç Michelin yıldızlı Arjantin asıllı şef Mauro Colagreco tarafından tasarlanan tatlı ve hafif yiyeceklerle çalışıyor. Dior'un kendi anlatısında da mekan benzersiz bir Dior alanı olarak tarif ediliyor. İlginç olan şu: Gold House yalnızca butik değil, mevsimlere ve koleksiyonlara göre değişen bir konsept ev gibi düşünülmüş. Yani kafeye girmek, bir mağazaya uğramaktan çok, Dior'un belli bir anda nasıl yaşanmak istediğini görmek anlamına geliyor. Burada asıl satılan şey kahve değil; zarafet duygusunun gündelikleştirilmiş, fotojenik ve paylaşılabilir versiyonu.
MÜCEVHER GİBİ TATLILAR
Tiffany&Co. bu alanın en sembolik oyuncularından biri çünkü Breakfast at Tiffany's fikrini gerçek mekâna çeviren marka o. New York'taki Blue Box Café zaten güçlü bir ikondu; daha yeni ve daha dikkat çekici hamle ise Japonya'daki ilk Blue Box Café'nin Tiffany Ginza'da açılması oldu. Mekanın mutfağını yöneten Natsuko Shoji, Tokyo'nun çağdaş gastronomi sahnesinin en tanınan şeflerinden biri; Tiffany de onu özellikle mücevher gibi tatlıları ile öne çıkarıyor. Burada ilginç olan şey, New York rüyasının Japon zarafetiyle birleşmesi. Yani Tiffany bir film sahnesini kopyalamıyor; onu yeni bir şehirde yeniden yazıyor. Mavi kutu artık yalnızca mücevher ambalajı değil, kahvaltı ve çay saati için gidilen gerçek bir mekân hâline geliyor.
UYGUN FİYATA LÜKS DENEYİM
Bu listenin en zeki hamlesi büyük ihtimalle Givenchy'den. Çünkü marka klasik lüks kafe modelini tamamen kırdı ve Şanghay'da üç günlük bir sabah pop-up'ı yaptı. Üstelik bunu butik içinde değil, mahallenin gerçek kahvaltı ritüeline girerek yaptı. Menüde xiaolongbao (Şanghay usulü sulu buharda mantı), jianbing (Çin usulü kahvaltılık ince krep), soya sütü ve youtiao (kızarmış hamur çubuğu) vardı. En çarpıcı detay ise fiyatlardı:. Bazı ürünler çok uygun fiyata satılıyordu. Yani Givenchy burada lüksü premium'laştırmak yerine, bilinçli olarak gündelik seviyeye indiriyor.
90'LAR ETKİSİ SÜRÜYOR
Carolyn Bessette-Kennedy stilinin etkisi yani kısaca 90'lar bu yaz sezonunda da etkisi sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde arkadaş grubuyla dışarıda görüntülenen ünlü şarkıcı Taylor Swift'in bu tarzı tamamen 90'lar stilini yansıtıyordu. Uzun saten eteği, minik siyah çantasıyla Swift, 90'lardan günümüze ışınlanmış gibiydi.
YIRTIK JEAN'LER GERİ DÖNÜYOR
Madonna'nın iddialı stili dikkat çekmeyecek gibi değil. Üzerindeki yırtık jean de hepimize uzun zamandır unuttuğumuz bir modeli hatırlattı. Evet, bu görünüm kesin olarak yırtık jean'lerin moda arenasına geri döndüğüne işaret ediyor. Son yıllarda daha şık kot pantolonların trend döngüsüne hakim olmasıyla yırtık kotlar gözden düşmüş olabilir.
Ancak, 2026 ve hatta 2027 başlarındaki defilelere göre, yırtık kotlar yakında yeniden yükselişe geçebilir: Jonathan Anderson, Dior'un 2027 yaz koleksiyonu defilesinde salaş, yıpranmış mavi kot pantolonları zarif bar ceketleriyle kombinlerken, McQueen oleksiyonunda kalçanın altına kadar uzanan yırtık, dar paçalı kot pantolonlar sergiledi.
TENİS KORTLARI PODYUMA DÖNDÜ
Tenis kortlarına kesinlikle bir haller oluyor. Bir yıl önce Paris'te Coco Gauff, kortlara deri ceketle çıkarak dikkatleri üzerine çekti ve diğer oyunculara tenis kortlarına girişlerini bir podyum anı gibi ele almaları çağrısında bulundu. O zamandan beri oyuncular, markalar ve tasarımcılar bu çağrıya yanıt verdi. Bu yılki Roland Garros'ta, turnuvanın en büyük kort içi açıklamalarından bazıları tek bir topa vurulmadan önce gerçekleşti. Naomi Osaka'nın haute couture'den ilham alan görünümlerinden Novak Djokovic'in özel kurt desenli ceketine kadar, kortlara giriş, tenisin en görünür sahnelerinden biri haline geldi....
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:47
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Haziran 2026 07:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















