Halkın itimadı, başkanların itibarı… Ersin Çelik
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Son günlerde bazı belediye başkanlarının özel hayatlarına ilişkin ortaya saçılan görüntüler ve iddiaların sosyal medyaya yansıyan
“toplumsal hasar”
boyutu, tüm siyasetçilerin altında kalabileceği bir güven yıkımının işaretlerini veriyor.
Halka hizmetle değil de yasak ilişkilerle gündeme gelen belediye başkanları, mensubu oldukları partilerin ve yönettikleri şehirlerin de itibarlarına gölge düşürüyorlar. Misal;
Uşak şehri ağır bir bedel ödüyor.
Görüştüğüm bazı isimler, otel hadisesinin üzerine şehrin “siyasi savunmaya” geçtiğine dair oluşturulan algının ve özellikle de kadın siyasetçilerin “kalkan” olarak sahneye sürülmesinin, skandalı daha da görünür kıldığını söylüyor. Nihayetinde, hem gayriahlaki hem de gayrisiyasi bir skandalı ideolojik reflekslerle “
estetize etmeye
” yönelik her girişim, Uşak insanının yere eğdirilen başını kaldırmadığı gibi sokağın zihnindeki “acaba” sorusunu daha da derinleştiriyor.
Sosyal medyada yapılan yorumlara bakıldığında, seçmenin yalnızca olayların kendisine ya da magazinsel ayrıntılarına değil, tartışılan iddiaların doğurduğu
güven krizine
odaklandığı açıkça görülüyor. Vatandaşlar öfkelerini ve kırılganlıklarını kimi zaman mizaha vurarak ifade etse de satır aralarındaki derin öfke görülüyor. Bu öfke, yalnızca bir kişiye değil,
siyaset kurumunun tamamına
doğru yöneliyor.
Siyasi partilerin krizler karşısındaki tutumu ise kurumsal bağışıklık sistemlerinin ne kadar güçlü veya zayıf olduğunu gösteriyor.
AK Parti
, son iki ay içinde iki farklı şehirdeki ilçe belediye başkanları benzer iddialarla gündeme geldiğinde,
kesin ihraç talebiyle disiplin mekanizmasını hızla işletti.
Buna karşılık CHP cephesinde benzer iddialarla anılan başkanların korunmak istenmesi ya da sahiplenilmesi, bir bütün olarak siyasal iletişim krizlerinin kapısını araladı. İddiaların gündemi işgal etme hacmi daha da büyüdü.
Hal böyleyken; bir partinin refleksi ya da diğerinin tutumunun ayırt edilemeyeceği, siyaset kurumunun bütününü kapsayan ve giderek büyüyen “itibar” ve “itimat” krizleri,
seçmenin sandıkla olan ilişkisini aşındıracaktır.
Burada bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor:
İtibar ile itimat aynı şeyler değil; lakin birbirlerini tamamlıyorlar.
İtibar, “algıyla” ilgili. Doğru hamlelerle oluşturulur, onarılabilir ve zamanla yeniden inşa edilebilir. Ancak
itimat, yani sarsılmaz güven duygusu
, çok daha derinlerde oluşur. İtimat sarsıldığında yalnızca bir kişinin değil, temsil ettiği makamın veya kurumun tamamına mesafeler konulur. Siyasette itibar kaybı, sandıkta yenilmekten daha ağırdır. Ancak toplumda oluşan
itimat hasarı, bir meşruiyet sorununu
da beraberinde getirir.
Sosyal medyanın “görünür” olma sistematiği ve “etkileşim” baskısı altında “
performans insanlarına
” dönüşen belediye başkanlarının, daha fazla itibar için ürettikleri bazı içerikler de ne yazık ki itimat kaybına neden oluyor.
Halkla iç içe olmak ile halkın "keşfet" ekranına düşmek için videolar çekmek aynı şeyler değil.
Birilerinin artık bunları da söylemesi gerekiyor.
Diğer yandan; akrabasına, eşine, dostuna iş imkânı sağlayan, normal yollardan kazanılamayacak varlıkları ortaya çıkan, yasak aşk ilişkileri deşifre edilen ve kamunun imkânlarını siyasi çıkarları için kullanan “seçilmişler” halkasına her geçen gün yeni isimler ekleniyor. Başkanlara
güven azaldıkça, yapılan hizmetin de değeri düşüyor.
Temsilin ağırlığı hafifledikçe, siyaset, toplumun gözünde yavaş yavaş anlamını yitiriyor. Bu, sessiz ancak ağır bir yıkım demektir.
Parti ayırt etmeksizin; tüm belediye başkanlarının, her yeni çıkar ilişkisi tartışması veya gayrimeşru ilişki iddiasıyla zan altına itildiği bir iklime doğru sürükleniyoruz. Bunun önüne geçmek yine siyasetçilerin elinde. Bitirirken basit ama etkili bir önerim olacak: Bir ajansa, siyasi danışmana veya karmaşık iletişim stratejilerine gerek yok.
Ailesini, her haliyle merkeze “alabilen” siyasetçiler, mevkidaşlarının oluşturduğu bu itimatsızlık sarmalından çıkabilirler.
Çünkü aile, vatandaş için de politikacı için de en güvenli liman. Herkesin sığınağı, “aynası” ve aynı zamanda kişinin;
en sahici, en kuşatıcı itibarı olabilir. Değil mi?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:85
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Nisan 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















