Gazzelinin Nazi kamplarındaki Yahudi’den farkı veya Hitler ile Netanyahu’nun farksızlığı Yasin Aktay
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Gazze’de ateşkesten sonra soykırımcı barbar İsrail saldırıları durmadı ama sanki Gazze’ye ilgi de yardımlar da büyük ölçüde durmuş vaziyette. Oysa Gazze’ye ilgi orada canlarını, mallarını ortaya koyan yiğit Gazze halkından ziyade ilgilenenleri ihya edecek bir ilgidir.
Bingöl’deki panelde özellikle Gazze’nin bir acizlik, bir zavallılık, bir dram hikayesi değil bir direniş, isyan ve bütün insanlığa yeni bir umut hikayesi olduğunu vurguladık. Bu laf olsun diye söylenmiş bir söz değil. Gazze halkı kimseden yardım umarak bu yola koyulmadı. Kendini kimseye ve kimse için değil sadece Allah’a ve Allah için adayan bir özgürlük yoluna girdi. Bu yola şehadet de, bugün çektikleri şeyler de dahildi ve çektiklerinden dolayı şimdiye kadar en ufak bir tereddüt, bir pişmanlık göstermedi veya geri adım atmadı.
Onlar açısından bu yola dünyanın da Müslümanların da acizlikleri veya ilgisizlikleri hatta ihanetleri de dahildi. Onların bu yolda ortaya koydukları fedakârlık bütün dünyaya hâkim olan eşkıya düzeninden mustarip olanlara bir umut ışığı yakıyor. İnsanın bu dünyada aşağılık mahluklara tanrı diyerek boyun eğmek zorunda olmadığını gösteriyor. Kula kulluğun insanların kanıksadıkları bir normal olduğu bir yerde başka bir ihtimali de gösteriyor.
Bugün Filistin halkına Nazi kamplarında babalarının-dedelerinin maruz kaldıklarının aynısını hatta beterini yaşatmaya çalışan İsrail kendi eski düşmanına yeterince benzedi. Ama bugün aynı zulmü çektirdiği Filistinlileri kendisine benzetemedi, benzetemiyor. Aralarındaki fark tam da Musa ile Firavun arasındaki fark kadar. İbrahim ile Nemrut arasındaki fark kadar. Yahudi anlatısındaki İshak ile Kur’an anlatımındaki İshak veya İsmail kadar.
Nazi kamplarında maruz kalınan Holokost’ta yüceltilen Yahudi mağdur bir zavallıdır, bir mazlum bir kurban, bir çıplak hayat bir homo sacer’dir. Onun mazlumluğundan, mağdurluğundan insanlığa seslenecek “imdat” çığlığından başka bir şey yoktur. Oradan kurtulduğu taktirde de insanlık için vaat ettiği hınçtan, kin ve öfkeden ve intikamdan başka bir şey yoktur.
Nitekim oradan kurtulduktan sonra sadece kendisine o zulümleri yapanlardan değil bütün insanlıktan intikam alma yoluna girdi. Başta “bir daha asla” sloganıyla bütün soykırım ihtimallerine yolu kapatan bir erdem kuralını işledi. Ama zamanla o kural bile sadece Yahudilere, hatta sadece İsrail devletine yarayacak şekilde bir sömürü tezgahına dönüştü. Kendi çektiği acıların üzerinden bütün dünyaya kendini alacaklı ilan etti. Bütün insan hakları söylemini, uluslararası hukuk düzenini, ekonomik düzeni kendi acılarının tazminatına dönüşecek şekilde yorumladı. Soykırım acılarını bile kendi tekeline aldı. Başka kimsenin acılarının kayda değer olmadığı izlenimini başarılı bir biçimde işledi.
Tanrısının kendisine verdiği on emiri bile Yahudi olmayanlar için askıya aldı: Öldürdü, yalan söyledi, fuhuşu-zinayı-pornografiyi yaydı, çaldı, faiz düzeniyle insanlığı iliklerine kadar sömürdü, komşusunun bütün haklarını yok saydı, tecavüz etti. Bütün bunların bir mazereti vardı onun için: Holokost mağduriyeti. Bir mağduriyetten bu kadar bitimsiz bir öfke ve intikam: işte İsrail. Nazi kamplarındaki zavallı, mağdur, aciz, çaresiz Yahudi’nin insanlığa vaat ettiği ve doğurduğu kıyım makinesidir İsrail.
Gazzeliler ise bugün çektikleri acılar ortada olsa da, Nazilere fazlasıyla benzemiş olan düşmanları karşısında, asla düşmanlarına benzemiyorlar. İsrail terör makinasının karşısında acizlik sergilemiyorlar, saf mazlum ve mağdur değiller, pes etmiyorlar, soykırım makinasının önünde ölüyü oynamıyorlar, Nazi kamplarının Muselmann imgesi gibi eğilmiyorlar. Malum Nazi kamplarında tam da bu tükenmişlik noktasına gelmiş, dibe vurmuş, vücutları kambur eğrisi sergileyen insanlara kampın diğer mağdurlarının taktıkları isimdir Muselmann. Oysa onlar Müslüman değildiler. O kamplarda, o hallerinde bile Müslümanlar hakkındaki aşağılayıcı oryantalist imgeyi işletmeye devam ediyorlarmış.
7 Ekim’de Gazzeli, bütün dünyadan Holokost’un intikamını almaya ahdetmiş, zamanın Nazisi hâline gelmiş bir güce karşı adeta bütün insanlık adına itiraz eden, direnen bir özne olarak ortaya çıktı. Bugün ise Gazze halkı, yalnızca İsrail’den ve onun hamisi olan ABD’den değil; onların yaptıklarını sınırsız bir suskunlukla seyreden, hatta yer yer içten içe bundan memnuniyet duyan rejimlerden de büyük acılar çekiyor. Fakat buna rağmen Gazzeli, yaşadığı acıları bir intikam gerekçesine dönüştüren bir yaklaşımın içinde değil. Bu çok büyük, çok hayati bir fark. Tam da dediğimiz gibi Firavun ile Musa, İbrahim ile Nemrut arasındaki fark gibidir.
Gazzeliler bugün bu zulme karşı çıkarak bütün dünyadan bir alacak talep etmiyorlar. Kendi özgürlüklerinin mücadelesini veriyorlar. Hapishanenin ardında da olsalar, zincirlere vurulmuş da olsalar, Allah’a, sadece Allah’a dayandıkları sürece özgür olduklarını, kula kul olmayacaklarını ilan ediyorlar (Akhî ente hurrun…). Kendi acılarını dramatize ederek buradan bir acizlik edebiyatıyla insanları kendilerine acındırma ve buradan insanlara bir fatura, bir intikam hesabı çıkarmıyorlar. Bilakis duruşlarıyla bütün insanların bu eşkıya düzeninin elinde esir ve kul hale gelmiş olduğunu ifşa ediyorlar, bütün insanlara bu esaretten kurtuluş, kula kulluktan sıyrılış yolunun mümkün olduğunu gösteriyorlar. Bir iyilik, bir ihsan talep etmiyorlar, bir iyilik vermeyi teklif ediyorlar ve duruşlarıyla bunu vaat ediyorlar.
Gazze ile ilgilenmek bu teklife icabet etmek, esaretten kurtuluş için umutları yeşertir, insanı ihya eder.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:67
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 11 Mayıs 2026 04:47 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















