Eğitim, ikinci farkındalık ve fikrî anarşi Ömer Türker
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
İnsan pek çok canlıdan farklı olarak bakım ve eğitime muhtaç bir varlık. Hayatını tek başına idame ettirecek melekelerle doğmuyor, kabiliyetlerle doğuyor. Yaşadığımız sürece öğrendiğimiz bilgileri, kazandığımız alışkanlıkları, edindiğimiz meslekleri düşündüğümüzde bir insan ferdindeki kabiliyetler yelpazesinin ne denli geniş olduğu hemen fark edilir. Her bir fert gerçekten bütün bu bilgi, alışkanlık ve mesleklere açık bir varlık tarzına sahip olarak dünyaya geliyor. Evet, bir bilgiyi öğrenme, bir alışkanlığı kazanma veya bir mesleği edinme hususunda bazı fertlerin diğerlerine nispetle daha kabiliyetli olduğunu gözlemliyoruz. Fakat bu durum mutlak değil, zira insan tür olarak zeki bir varlık. Fertleri ayrıştıran şey, zekalarından ziyade ilgileridir. Burada kritik nokta, kabiliyet ve ilgilerinin örtüşmesidir. Çünkü ortak ilgilere sahip insanlar ekseriyetle ilgilerine eşlik eden cesaret, yoğunlaşma, ısrar, azim, sabır gibi duygu ve karakter özellikleriyle ayrışırlar. Kabiliyet ise asıl itibariyle zekanın duygu ve karakter özellikleriyle birlikte olduğu durumda anlaşılır. Ferde mahsus duygu ve karakter özelliklerinden bağımsızlaştırıldığında kabiliyet mutlaklaşır ve insan türünün kendisine nispetle konuşulabilir hale gelir.
Burada sorun, çoğunlukla ilgilerin belirli bir toplumsal vasatta oluşmasıdır. Daha açık bir ifadeyle ilgilerimiz nadiren kendimizden kaynaklanır, çoğunlukla başkalarının etkisi, telkini veya özendirmesiyle oluşur. İlgi oluşumunun nihai bir evresi ve yaşı da yoktur. Genellikle insanın -hangi yaşta olursa olsun- kimlik edindiği zamanlarda ilgi aktarımı da olur. Herhalde çocukluktan gençliğe geçiş ve ilk gençlik yılları kimlik oluşumunun daha yoğun olduğu, dolayısıyla ilgi aktarımının daha güçlü olduğu yıllardadır. İlgi aktarımı, aslında öğrenme, kazanma ve edinme süreçlerinin bir parçasıdır ve olmaması değil, olması büyük lütuftur. Fakat ferdin duygu ve karakter özellikleriyle uyuşmayan ilgi aktarımları, zekanın kusursuz çalışmasını engeller. Bu bakımdan doğuştan yahut sonradan ortaya çıkan hastalık veya yetersizlikler, bir kimseyi zihinsel olarak kötürümleştirmiyorsa insan fertlerinin tamamı kabiliyetleri ve ilgilerini buluşturabildiği takdirde ilgisine eşlik eden duygu ve karakter özellikleri zekasını keskinleştirir. Yine de kabiliyetlerin işlenip melekelere dönüşmesi uzun zamana yayılan bir eğitim faaliyetiyle gerçekleşir.
Geniş anlamıyla eğitimin temel özelliği, ferdin ikinci farkındalığını artırmasıdır. İkinci farkındalıkla bildiğini bilmek ve fark ettiğini fark etmek kastedilir. Fakat ikinci farkındalık, katmanlı bir durumdur. Farkına vardığımız her şeyi bir bilgi, meleke veya alışkanlık olarak kazanamayız. Fark etmek, elde etmek değildir. Eğitimin başarısı da sorunu da bu noktada tebellür eder. Eğitim, fark ettirerek ilgi oluşturma, ardında edindirmeyi amaçlar. Bunu başarabildiği ölçüde gayesine doğru emin adımlarla ilerler. Fakat fark ettirdiği halde edindirmeyi başaramayan bir eğitim, bir evi yapmak için yıkmaya benzer. Şayet evi yapma süreci yarım kalırsa daha güzel veya kullanışlı bir evin nasıl olacağına dair farkındalık sadece hayal kırıklığı ve -öfke ve ıstırabı içerecek şekilde- duygu bulanıklığına yol açar. İnsan zihnini uyararak eksikliğini fark ettiren ama yarım kalan bir eğitim sürecinin yol açtığı en önemli sonuç ise sadece hayal kırıklığı ve duygu bulanıklığı değil aynı zamanda fikri anarşidir. Böylesi bir durumda düşünceler amacını yitirir yahut amacından sapar, bilgiler hiyerarşik düzenini kaybeder, bilginin konusu olan şeyler ya gereksiz yüceltmeye ya da haksız tahkire konu olur. Bu bakımdan ikinci farkındalık ile eğitim sürecinin uyumlu ve orantılı bir şekilde ilerlemesi gerekir.
Örgün eğitimin bütün vatandaşları kuşatacak ve “temel eğitimin ötesine geçecek” şekilde yaygınlaşması şimdilerle daha açık gözlemlediğimiz bir hayal kırıklığı, duygu bulanıklığı ve fikri anarşiye yol açmaya başladı. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde bu denli kalabalık bir nüfus, temel eğitimin ötesine geçen maksatlarına ulaşabilecek bir örgün eğitime tabi tutulamaz. Herhangi bir devletin böyle bir imkanı da olamaz. Zorunlu eğitimin bireylerin kabiliyet, ilgi ve karakter farklılığına rağmen on sekiz yaşına kadar devam ettirilmesi bu sorunu iyiden iyiye perçinliyor. Bu sebeple eğitimin bilinçli, köklü ve kararlı bir zihinle yeniden ele alınması gerekir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:22
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Şubat 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















