Dijital yankı odaları tehlikesi! Elliot Rodger bağlantısı ne anlatıyor? ‘Bu noktada hibristofili kavramı çok önemli’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan ve eski bir öğrencinin pompalı tüfekle düzenlediği saldırı, eğitim ortamlarının güvenliğine dair endişeleri gündeme taşıdı.
Ardından bu kez acı haber Kahramanmaraş’tan geldi. Onikişubat ilçesindeki Ayşel Çalık Ortaokulu’nda, 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’nin gerçekleştirdiği saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti. Her iki olayda da saldırganların yaşamlarına son vermesi, yaşanan trajediyi daha da derinleştirirken, bu tür bireysel saldırıların arka planına ve önlenebilir olup olmadığına dair soruları da beraberinde getirdi.
YAPILAN İNCELEMEDE EYLEM PLANINA İLİŞKİN VERİLER ELDE EDİLDİ
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada saldırganın bilgisayarında yapılan incelemede eylem planına ilişkin veriler elde edildiği bildirildi. Açıklamada şöyle denildi:
“Olayı gerçekleştiren failin yapılan ev aramasında, kişisel bilgisayarı ve cep telefonu gibi dijital materyallerine el konulmuş ve dijital materyallerde gerçekleştirilen incelemelerde failin bilgisayarında, yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair 11/04/2026 tarihli bir belge içeriğine ulaşılmıştır.”
WHATSAPP PROFİL FOTOĞRAFINDA ELLIOT RODGER DETAYI
Saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli’nin WhatsApp profil fotoğrafında ise 2014 yılında ABD’nin Isla Vista bölgesinde 6 kişinin ölümüne neden olan Elliot Rodger’ın fotoğrafını kullandığına dair görseller paylaşıldı.
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) de bu görseli doğruladı ve yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “15.04.2026 tarihinde Kahramanmaraş’ta bir okulda meydana gelen silahlı saldırı olayına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, yapılan ilk incelemelerde şahsın WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD’de saldırı gerçekleştiren Elliot Rodger’e atıfta bulunan bir görsel kullandığı tespit edilmiştir.”
ELLIOT RODGER KİM?
Elliot Rodger, 2014'te ABD Kaliforniya'daki Isla Vista bölgesinde bir üniversite yerleşkesine ve çevresine saldırı düzenleyerek altı kişiyi öldürmüş sonra da kendi hayatına son vermişti. Rodger, olaydan önce çevrim içi platformlarda kadın düşmanı ve nefret içerikli paylaşımlar yapan bir ideolojisiyle ilişkilendirilen kişiydi.
Saldırı, ABD’de gençlerin dijital radikalleşmesi ve çevrim içi nefret kültürü üzerine geniş tartışmalar başlatmıştı. Bu ideoloji, genel olarak kadınlara karşı düşmanca inanışlar besleyen ve bazı canice saldırılarla ilişkilendirilen bir düşünceyi kapsıyor.
En son İngiltere’de Dijital Nefretle Mücadele Merkezi (CCDH) 2022’de 17 bin üyesi ve aylık 2,6 milyon kez ziyaret edilen bu tip düşüncelerin hâkim olduğu forumda bir milyondan fazla paylaşımı taradı. Çalışma, paylaşımlarda her 29 dakikada bir tecavüzden ve ölümlerden bahsedildiğini buldu. O yıldan bugüne bu tarz paylaşımların daha da arttığı düşünülüyor.
Yaşan bu olaylardan sonra başka illerden de dikkat çeken haberler geldi. Örneğin Mersin’in Tarsus ilçesinde lise son sınıf öğrencisi, okulda tabanca ile yakalandı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. Zonguldak’ta ise sınıf arkadaşlarının bulunduğu Whatsapp grubuna okulda saldırı yapacağına yönelik mesajlar atan lise öğrencisi B.T.A. gözaltına alındı. Evde yapılan aramada 6 kurusıkı tabanca mermisi ele geçirilirken, B.T.A.’nın daha önce eğitim gördüğü lisede, sınıfta torpil patlattığı için okuldan atıldığı öğrenildi.
'ÇEVRİMİÇİ RADİKALLEŞME ARTIK ÖFKE YA DA NEFRET ÜRETME AŞAMASININ ÇOK ÖTESİNE GEÇTİ'
Bu noktada akla gelen ilk soru şu: Kahramanmaraş’taki olayda failin dijital materyallerinde eylem planı bulunması, çevrim içi radikalleşmenin hem ülkemizde hem de dünya genelinde artık hangi aşamaya geldiğini gösteriyor?
Bu soruma Bilişim Uzmanı Osman Demircan, “Bu bulgu, çevrim içi radikalleşmenin artık yalnızca fikir, öfke ya da nefret üretme aşamasının çok ötesine geçtiğin hatta bazı vakalarda niyetin dijital ortamda olgunlaşıp maalesef somut eylem planına dönüşebildiğini gösteriyor” cevabını verdi ve şu önemli bilgilerin altını çizdi:
“Buradaki en kritik nokta radikalleşme artık tek bir ideolojiye ya da klasik örgütlenme modeline bağlı ilerlemiyor. Terör bağlantısı tespit edilmeyen, bireysel görünen saldırılarda bile çevrim içi içerikler, dijital topluluklar, şiddeti normalize eden figürler ve algoritmik öneriler bir araya gelerek bir kişiyi bu tarz eylemlerin içerisine sürükleyebiliyor. Bu meseleyi yalnızca suç işleme kararı olarak değil, dijital ortamda beslenen çok katmanlı bir davranış dönüşümü olarak bakmak gerekiyor. Bu davranışların en büyük beslenme alanı ise şiddet içerikli oyunlar, kapalı mesajlaşma gurupları ve oyun konsollarının mesajlaşma özellikleri olarak karşımıza çıkıyor.”
‘OYUNLARIN KENDİSİ OTOMATİK OLARAK RADİKALLEŞTİRMİYOR AMA…’
Osman Demircan, “Oyunların kendisi otomatik olarak radikalleştirmiyor. Asıl risk, oyunların etrafında kurulan sosyal alanlarda ortaya çıkıyor. Özellikle chat, sesli chat, özel sunucular üzerinden iletişim ve oyun dışı topluluk kanalları bu nefret söyleminin sıradanlaştırılması, karşı tarafı insanlıktan çıkaran dilin normalleşmesi ve şiddet çağrışımlarının normalleşmiş bir şekilde dolaşıma girmesi için uygun zeminler oluşturabiliyor” dedi.
“Özetle mesele oyun oynadı ve radikalleşti gibi basit değil” diyen Demircan, “Bazı kişiler, oyun ekosistemindeki sohbet alanlarını yalnızlık, öfke, dışlanmışlık ve aidiyet arayışını istismar etmek için kullanabiliyor. Bu alanlarda önce nefret dili normalleşiyor, sonra belirli gruplara yönelik düşmanlığı meşrulaştırılıyor, en sonunda da şiddet bir ‘çıkış’ veya ‘kendini kanıtlama’ biçimi gibi sunulabiliyor” ifadelerini kullandı.
OYUN PLATFORMLARINDA KULLANICILARIN FARK EDİLMEDEN RADİKALLEŞMESİ MÜMKÜN MÜ?
Osman Demircan bu soruma ise “En büyük risk bu. Çünkü bu süreç çoğu zaman bir anda gerçekleşmiyor. Küçük dozlarda ilerliyor. Önce sert mizah dili, sonra nefret dili, ardından belirli figürlerin yüceltilmesi, sonrasında da “biz ve onlar” ayrımının güçlenmesi geliyor. Kişi çoğu zaman kendisini radikalleşmiş biri olarak görmüyor. Sadece beni anlayan topluluğu buldum hissine kapılıyor. Dijital radikalleşmenin tehlikeli yanı tam olarak bu” cevabını verdi.
‘HİBRİSTOFİLİ’ KAVRAMI ÇOK ÖNEMLİ
“Suçlu hayranlığı, kriminoloji literatüründe genellikle ‘Hibristofili’ (Hybristophilia) kavramı ekseninde; suçun romantize edilmesi odağında incelenir” diyen Siber Suç Bilimcisi Avukat Dr. Ceren Küpeli, “Bu olgularda, düşük özdenetim sahibi bireyler, özellikle şiddet içeren suçları işleyen kişilere karşı duygusal veya entelektüel hayranlık besler ve bu hayranlık zamanla suça teşvik edici bir mekanizmaya dönüşür” dedi. Küpeli, şöyle devam etti:
“Suçluların kural tanımaz ve zarar verici davranışları düşük özdenetim sahibi birey nezdinde çarpıtılarak ‘güç’, ‘kuralları yıkma yetkisi’ ve ‘korkusuzluk’ olarak yorumlanır. Bu özellikler; suçluların karizmatik olarak değerlendirilerek düşük özdenetim sahibi birey nezdinde statüsel olarak konumlandırılmasına sebep olur. Birey, toplumdan dışlandığını veya güçsüz olduğunu hissettiğinde, toplumun kurallarını reddeden ‘aykırı’ suçlu figürüyle özdeşleşmeyi arzular. Bu hedef, bireye geçici bir güç ve aidiyet duygusu verir.”
DİJİTAL YANKI ODALARINDAKİ TEHLİKE
“Bu vakalarda bir de suçun bulaşıcılığı (Contagion Effect) mevzusunu konuşmamız gerekir. Düşük özdenetim düzeyine sahip veya suça yatkın kişilerin kümelendiği ‘dijital yankı odaları’ (echo chambers), suçluya duyulan hayranlığı sistematik ve kasten besleyen birer inkübatör (kuluçka merkezi) işlevi görür” diyen Ceren Küpeli, çok önemli bilgilerin altını çizdi:
“Bu platformlar ve bazen de şiddet içeren oyunlar, failin kullandığı modüs operandi’yi (suç işleme yöntemi) teknik bir rehber ve öğretici bir içerik olarak sunarak, suç davranışının potansiyel failler arasında hızla yayılmasına ve normalleşmesine aracılık eder. Özellikle şiddet içeren suçlar, bireysel bir eylem olmaktan çıkıp yankı odasında onaylanan, takdir edilen ve ödüllendirilen bir ‘performans’ biçimine dönüşür; bu da suçun bulaşıcılık oranını katlayarak artırır. Bu bağlamda, dijital yankı odaları sadece birer iletişim kanalı değil; suçun metodolojisini küresel ölçekte senkronize eden ve potansiyel suçlular için bir ‘suç akademisi’ görevi gören stratejik odak noktalarıdır ve bu yankı odalarıyla mücadele şarttır.”
YANKI ODALARIYLA NASIL MÜCADELE EDİLEBİLİR?
Dr. Ceren Küpeli, “Günümüzde haberleşme olanağı bulunan şiddet içerikli oyunlarla haberleşme platformlarının şifreli ve merkeziyetsiz doğası süreci zorlaştırsa da, öncelikle bu ağların tespit edilebilmesinin teknik ve operasyonel olarak mümkün olduğunu görüyoruz” dedi ve ekledi:
“Failin bu oyunlarda veya özel yazışma kanallarında sergilediği şiddet dili, gerçek dünyadaki eylem hazırlığının bir provası gibidir; bu nedenle oyun platformlarıyla yürütülecek iş birliği ve bu ağlardaki yazışma trafiğinin anlık analizi, şiddetin henüz ‘performans’ aşamasındayken önlenmesini sağlar. Failin dijital dokunulmazlık illüzyonunu parçalamak için, bu mecralardaki her türlü ‘şiddet övgüsü’ ve ‘taktiksel saldırı planı’, yüksek öncelikli risk olarak kodlanmalı ve failin dijital varlığı, fiziksel saldırıya dönüşmeden önce kararlı adli takiple izole edilmelidir.”
“Ağ analitiği, siber istihbarat incelemelerinin kriminal iz tespitleri ile desteklenmesi suretiyle, gizlendiğini sanan yapılanmaların iletişimlerinin tespit edilmesi mümkün olmaktadır” diyen Küpeli, “Bu ağlarda yakalanan kişilerin devletimize karşı teşebbüs ettikleri her türlü yıkıcı eylemin konuşmalarını dahi yapmalarının suç olduğunu; tespit edildiklerinde de devlete karşı suç soruşturmasıyla uzun yıllar hapis cezasıyla yargılanacaklarını bu vesileyle ifade etmiş olalım” şeklinde konuştu.
HANGİ ÇOCUKLAR ‘SUÇLU’ OLMAYA YATKIN OLUYOR?
Suça sürüklenen çocukların profili incelendiğinde, bunların çoğunlukla ‘biyopsikososyal kırılganlık’ kümesine sahip çocuklardan oluştuğunun görüldüğünü söyleyen Dr. Ceren Küpeli, şu bilgileri paylaştı:
-- Bu çocuklar genellikle nörobiyolojik olarak prefrontal korteks gelişimleri tamamlanmadığı için dürtü kontrolü zayıf olan, ‘anlık ödül’ arayışına odaklı ve risk algısı düşük bireylerdir. Özellikle sosyal dışlanmışlık yaşayan, akran zorbalığına maruz kalan veya ‘görünmez’ hissettiği için yoğun bir aidiyet açlığı duyan çocuklar, suçluları koydukları ‘özel kişi’ illüzyonuna karşı savunmasız kalabilmektedir.
-- Çocuğun yaşadığı narsisistik yaralanmalar ve sisteme karşı biriktirdiği öfkeyle, kendi başarısız ve sıradan hayatını; gerçekleştirdiği şiddet eylemiyle ‘anlamlı’ (kendince) ve ‘ikonik’ kılmaya çalışır. Fail, fiziksel çevresinden koptukça, dijital dünyadaki ya şiddet eğilimli oyunlara ya da sanal suç arkadaşlarına (yankı odasına) daha bağımlı hale gelir. Fail, okul arkadaşlarına karşı fiziksel bir empati kurmak yerine, onlara yüklediği ‘sistemin piyonları’, ‘zorbalar’ veya ‘değersiz nesneler’ olarak etiketler.
-- Bu etiketler, failin vicdani bariyerlerini (inhibition) tamamen ortadan kaldırır. Fail için o okul, artık bir eğitim yuvası değil, kendi narsisistik intikamının gerçekleşeceği bir sahneye dönüşür. Ailelerin, çocuklarının arkadaşlarına veya çevresine karşı kullandığı etiketleri (zorba, piyon vb.) fark ettiği an müdahale etmeleri bu nedenle kritiktir. Ailelerin bu etiketlerin, kurbanı ‘insan’ olmaktan çıkardığını ve failin kendi vicdanını susturma biçimi olduğunu net şekilde görmeleri gerekir.
AİLELER BUNLARA DİKKAT!
“Ailelerin bu noktada; nelerin normal, neyin ‘tehlikeli’ olduğunu ayırt etmesi hayat kurtarıcı olabilir” diyen Dr. Ceren Küpeli, “Eğer çocukları sürekli olarak ‘sisteme karşı nefret’, ‘intikam’ veya ‘şiddeti öven’ içerikler tüketiyorsa, bu bir kriz sinyalidir. Onu dijital dünyadan koparmak yerine, tükettiği içeriğin gerçeklik algısını (failin kurbanları nesneleştirme yöntemini) tartışarak onunla eleştirel bir diyalog kurmaları tavsiye edilir. Benzer şekilde çocuk, gerçek hayattaki değersizlik hissini şiddetle telafi etmeye çalışıyorsa, çocuğa alternatif bir aidiyet alanı yaratılması düşünülmeli” dedi.
SUÇLULARIN EYLEM ÖNCESİNDE MAĞDURLARA SİBER ORTAMDA TEHDİTTE BULUNMALARINI NASIL YORUMLAMAK GEREKİYOR?
Tehdit mesajlarının suç biliminde titizlikle incelenen olgular olduğunu ve mesajların ne kadar çok paylaşılır veya ne kadar çok ‘yıkıcı’ bulunursa, failin fiziksel saldırıyı yapma kararlılığının o kadar arttığını söyleyen Dr. Ceren Küpeli, “Tehdit burada bir ‘geri dönüşü olmayan nokta’ (point of no return) oluşturur. Her bir tehdit, failin dijital dokunulmazlık illüzyonunu parçalamak ve eylemi ‘gösteri’ aşamasındayken önlemek adına müdahale edilmesi gereken olgu olarak değerlendirilmelidir” dedi ve ekledi:
“Bu hassasiyetimiz; failin taklit ettiği suç figürlerinin, kullandığı teknik jargonun ve dijital ayak izinin, siber istihbarat birimleri tarafından ‘yüksek öncelikli risk’ olarak kodlanmasını gerektirir. Çünkü failin dijital ortamda açıkça sergilediği bu yıkım arzusu, kriminolojik literatürde saldırının gerçekleşme olasılığına dair en güçlü göstergedir ve dolayısıyla, tehdidi izole etmek, fiziksel bir şiddeti engellemekle eşdeğerdir.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:112
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 16 Nisan 2026 13:23 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















