Dijital köyün yeni muhtarı: Algoritmalar Düşünce Günlüğü Haberleri
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Doç. Dr. Abdulkerim Diktaş - Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi
Nisan ayının tazeliğiyle uyanan tabiat, insanoğluna her bahar yeni bir diriliş müjdeler. 2026 yılının bu ilk baharında penceremizden giren rüzgâr kadar gerçektir ki; artık sadece tabiatın değil, ekranların arkasındaki algoritmaların çizdiği bir bahar tasarımına uyanıyoruz.
Eskiler mahalle kültürünü anlatırken, mahallenin muhtarından, bakkalından, cami cemaatinin o birbirini kollayan ülfetinden bahsederdi. Muhtar; kimin aşının kaynadığını, kimin kapısının çalınmadığını bilen, köyü veya mahalleyi bir “insan” odağında birleştiren isimdi. Bugün ise köylerin/mahallelerin yerini, adına “Dijital Köy” dediğimiz o devasa, soğuk ve uçsuz bucaksız veri yığınları aldı. Bu köyün yeni muhtarı ise bir insan değil; satır aralarına gizlenmiş kodlar ve kullanıcı alışkanlıklarımızı bizden iyi bilen algoritmalardır.
ALGORİTMİK KABİLECİLİK VE YANKI ODALARI
Sosyolojik bir perspektifle baktığımızda, 2026 toplumunun en büyük açmazı “Algoritmik Kabilecilik”tir. Eskiden kabileler ortak inançlar, coğrafi yakınlıklar ve gelenekler etrafında toplanırdı. Bugünün dijital dünyasında ise algoritmalar bizi “benzerlerimizle” bir araya getirirken, “öteki” ile olan bağımızı tamamen koparıyor.
Siz sosyal medyada bir fikri beğendiğinizde, dijital muhtarınız size hemen o fikrin on katı fazlasını getiriyor. Böylece insan, kendi doğrularının içine hapsolmuş bir “Yankı Odası” mahkûmuna dönüşüyor. Karşı mahallede ne konuşulduğunu, o insanların hangi dertlerle dertlendiğini bilmiyoruz. Bilmediğimiz gibi, algoritmaların bizi beslediği ön yargılarla, tanımadığımız bir “öteki”ne karşı dijital siperler kazıyoruz. Bu, toplumun dokusunu bir arada tutan “sosyal yapıştırıcının” kuruması anlamına geliyor.
MAHREMİYETİN VE İRADENİN SESSİZ İSTİLASI
Geleneksel muhtarın mahalleliyi tanıması bir zamanlar emniyet vesilesiydi. Fakat bugünün dijital muhtarı, bizi denetlemek ve yönetmek için tanıyor. Tüketim alışkanlıklarımızdan siyasi tercihlerimize, hatta bahar mevsiminin kalemimize yansıttığı neşeli ruh halimize kadar her şey bir “veri” olarak işleniyor.
Buradaki asıl tehlike, insanın en temel vasfı olan “irade”nin devredilmesidir. Seçtiğimizi sandığımız ayakkabıdan, okuduğumuzu sandığımız habere kadar her şey aslında önümüze dijital muhtar tarafından “servis” ediliyor. Sosyolog Bauman’ın bahsettiği akışkan modernite, 2026’da algoritmaların kabında şekil alan bir topluma dönüştü. İnsan artık özne değil, algoritmanın beslediği bir nesne konumuna itiliyor.
Peki, bu dijital vesayetten kurtulmak mümkün mü?
Medeniyetimiz, her zaman “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuyla hareket etmiştir. Bugün ise “İnsanı koru ki hakikat yaşasın” dememiz gereken bir noktadayız. Algoritmaların bizi hapsettiği o dar kalıpları kırmak, karşı mahalledeki kardeşimizin elini tutmak, ekrana değil insana bakmak zorundayız.
2026’nın bu Nisan sabahında, dijital köyün soğuk muhtarlarına inat; sahici bir selamın, bir bardak çayın ve yüz yüze bakmanın hukukuna her zamankinden daha fazla muhtacız. Çünkü hakikat bir kod diziliminde değil, insanın kalbindeki arayışta gizlidir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:60
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Nisan 2026 07:50 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















