Baht meselesi ve gol pozisyonları Gökhan Özcan
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
İyi kötü karnımı doyurabilmek için kendime herhangi bir iş aradığım yıllarda (bu hali bilenler bilir), yarı resmi bir kurumun iş ilanını görmüş ve hemen müracaat etmiştim. Bir süre sonra müracaatıma cevaben mülakata çağırdılar. Günü geldiğinde arkadaşımın (Cengiz Er) takım elbisesini ödünç alıp giydim ve verilen adrese gittim. Baktım ki benden başka sadece bir aday var. İkimizi beraber mülakatın yapılacağı odaya aldılar. Diğer aday hanım olduğu için mülakat heyeti başkanı (sonradan kurumun da başkanı olduğunu öğrendim) centilmenlik gereği ilk soruyu ona sordu. Türk edebiyatıyla ilgili bir soruydu ve hanımefendi çok tuhaf, çok alakasız bir cevap vererek fena halde çuvalladı. Bunun üzerine bana bir şey sormadılar, hafta başı işe başladım. Orada 7-8 ay çalıştım, gazetede başka ve daha cazip bir iş ilanı görene kadar… Bir kamu kurumuna birçok farklı unvanlarla sözleşmeli personel alınacaktı. Maaşı mevcut maaşımın neredeyse iki katıydı. Hemen durumuma en uygun kadroya müracaatımı yaptım. Sınav günü mülakat yapılacak salonun önü oldukça kalabalıktı. Belli bir sırayla seçtikleri kadroya göre adayları isimlerini okuyarak salona çağırıyorlardı. Adaylar da kalabalık gruplar halinde içeriye giriyordu. Epeyce benim seçtiğim kadronun sırasının gelmesini bekledim. Nihayet sıra geldiğinde ilgili kişi kapıda göründü ve elindeki listeden sadece tek bir isim okudu. Bilin bakalım kim? Evet, o kadroya muhtemelen asortik bir unvan olduğundan benden başka müracaat eden olmamıştı. Ben gülerek salona girerken etraftaki herkes hasetle bana bakıyordu. Tabii işi aldım ve bir süre de orada çalıştım.
Benim için bahtımın çok açık olduğu bir yıldı. Bu anlattıklarımdan bütün hayatımın böyle geçtiği sanılmasın; bu iki örnek dışında sayısız hayal kırıklığım, çuvallamam, işi batırmışlığım var. Bazen arabanın tekeri düştüğü çukurdan patinaj yapa yapa da çıkabiliyor. Diyeceğim o ki, hayat böyle arkadaşlar! Kaleye milyon tane şut atıyorsunuz, sadece birkaçı gol oluyor. Ama şüpheniz olmasın, birkaçı mutlaka gol oluyor. Pes etmeyip o şutları atmak lazım! Çok kötü futbolcu olsanız bile bazen eğrisi doğrusuna denk geliyor ya da sahalarımızın meşhur deyişiyle topun canı gol olmak istiyor!
Diyelim yaptığınız akademik müracaat reddedildi, işe giriş mülakatında iyiydiniz ama başkasını seçtiler ya da rahatlıkla altından kalkabileceğiniz kadro için nedense sizi tercih etmediler. Durun hele, enseyi karartmayın, hemen hazır bulduk diye depresyona falan da girmeyin! Böyle şeyler herkesin başına gelebiliyor. Gerçekten herkesin başına gelebiliyor. İnanmadınız öyle mi? O zaman bir sonraki cümleyi okuyun: Einstein, öğretim üyeliği için bir üniversiteye başvurdu ve red cevabı aldı. Ardından öğretmenlik yapmak için bir liseye müracaat etti, yine reddedildi. Mecburen bulduğuna razı oldu ve azımsanmayacak bir zaman boyunca bir iş yerinde üçüncü sınıf uzman olarak çalıştı. Yanlış okumadınız: Üçüncü sınıf! Belki bu duruma canı sıkıldı ama depresyona da girmedi Einstein, düşünmeye, aramaya devam etti. “Nerede Einstein, nerede biz?” diyenler olabilir. Şöyle düşünün bir de: Sizin kendinize göre bir muvaffakiyet sahibi olmanız için görelilik kuramı filan geliştirmeniz gerekmiyor. Mesela ilk onundan sonuç alamadıysanız on birinci müracaatta sizin her şey değişebiliyor, bu gayet mümkün! Işık hızına yetişmeye çalışmaktan daha kolay değil mi bu? Baht denen şey kapandığı gibi açılabiliyor da, bunu hatırınızdan çıkarmayın!
Einstein demişken… Bu en meşhur bilim insanının çorap giymekten nefret ettiğini biliyor muydunuz? Baş ayak parmakları her zaman çorapları deldiği için çorap giymiyor, resmi davetlere bile çorapsız gidiyormuş. Bu da lüzumu tartışılır detay da, “Ben hiç normal değilim, o yüzden başarısızım!” diyenlere gelsin! Demek ki günün cari ‘normal’ standartlarına uymayanlar, hatta düpedüz bir şeylere takıntılı olanlar bile bir gün pekâlâ başarılı olabiliyor!
Bir şey daha var: İş başvurularında dağarcığınızdaki birikim kadar, karşınızdakilerin birtakım tahmin edilemez kriterleri de olabiliyor. Thomas Edison’un kriteri oldukça ilginç mesela. Siz buna takıntı da diyebilirsiniz! Edison, işe alacağı mühendislere çorba testi yaparmış. Eğer aday çorbaya tadına bakmadan önce tuz atıyorsa Edison onu hemen elermiş. Soranlara: “Henüz denemediği bir şeyi ön yargıyla değiştirmeye çalışan biriyle çalışamam!” diyormuş. Bir takıntı için fazla mâkul bir açıklama bu bana kalırsa! Ben Edison’dan çorbayı falan işe karıştırmayıp, çuvallayan bahtsız adayların yüzüne direkt “Sizden hiç elektrik alamadım!” demesini beklerdim doğrusu.
Görüntülenme:55
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Mart 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















