Akıl, arzu ve ihtiyaç üçgeninde ahlâk Ömer Türker
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Bilindiği üzere ahlâk, bireyin kendisinde meydana gelen hal ve melekelere verilen isimdir. İnsanda meydana gelen hal ve melekeler ise pek çok etkenin katkısıyla oluşur. Çünkü canlılar gibi insan fertleri de birtakım özelliklerle donanmış olarak doğar. Bu özellikleri temelde üç grupta değerlendirmek mümkündür.
Birincisi, insanın diğer canlılardan ayrışmasını sağlayan akıldır. İnsan kendisine ve nesnelere ilişkin bütün algılarını akıl vasıtasıyla bilgi haline getirir. Bazı şeylere dair bilgimiz, sadece akılla elde edilir. Mesela kendi varlığımızı görmekle, işitmekle, tatmakla, koklamakla veya dokunmakla bilmeyiz, sadece aklımızla bilebiliriz. Yine duyu organlarımızda algıladığımız nesneleri de aklımızla biliriz. Mesela gözümüzün gördüğünü aklımız sayesinde biliriz. Nitekim göz ne kadar iyi görürse görsün ve ne kadar sağlıklı olursa olsun akıl ile ilişkisi kurulmadığı sürece görmenin bizim için herhangi bir değeri olmaz. Çünkü gözde herhangi bir hastalık veya kusur olmasa bile akılda bir kusur olduğu takdirde insan gördüklerini algılamayabilir. Bu da göstermektedir ki akıl, bütün organlarımızın algılarını birleştiren ve bizim için bilgiye dönüştüren temel güçtür.
İkincisi, arzu gücüdür. Arzu gücü, göz, kulak, el, burun ve ağız gibi organlar vasıtasıyla işlevselleştiğinden oldukça geniş bir alana sahiptir. İnsan mesela denizi, kuşları, ağaçları, toprağı, kısaca yaşadığı dünyada var olan nesneleri görmek ister. Yine sesleri işitmek, türlü lezzetleri tatmak, güzel kokuları koklamak ister. Arzu gücünün algıladığı ve aklın bildiği nesne ve durumlar ise bireyde birtakım duygular oluşturur. Güzel sesleri duymak ve beğendiği lezzetleri tatmak, insanda hoşnutluk ve rahatlık duygusu oluşturur. İstemediği şeylerle karşılaşmak, öfke, tiksinti, mücadele veya hayal kırıklığı gibi duygular oluşturur. Dolayısıyla nesnelere, olaylara, insanlara karşı duygularımız hem onlara karşı davranışlarımızı etkiler hem de onlarla ilişkili olduğunu düşündüğümüz başka şeylere karşı davranışlarımızı etkiler. Bu bakımdan iyi ve kötüyü idrak etmemizi sağlayan aklımız, ahlâkî bir varlık oluşumuzun temelinde bulunduğu gibi arzu ve duygularımız da davranışlarımızın ahlâkî değerlerine etki eder.
Üçüncüsü ise ihtiyaçlarımızdır. Her bir davranışımız, aslında birtakım ihtiyaçlarımızı gidermeyi amaçlar. Fakat biz insanların hem ihtiyaçları hem de ihtiyaçlarını karşılama biçimleri hayvanlardan farklıdır. Hayvanların bir takım doğal ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar aslında beslenme, büyüme ve üreme gibi temel ihtiyaçlardır. Fakat insanların ihtiyaçları, beslenme, büyüme ve üreme gibi ihtiyaçlardan ibaret değildir. İnsanın hayvanlardan farklı olarak aklı ve hayalinden kaynaklanan ihtiyaçları vardır. İnsan, bilmek, öğrenmek, beğenilmek, üstün niteliklerle donanmak ister. Bir hayvan karnını doyurduğu ve herhangi bir tehdit altında bulunmadığında hoşnut olur. Fakat bir insan, yemek ve içmek gibi zaruri ihtiyaçlarını giderse bile mutsuz olabilir. Zira insanın aklı ve hayali, böylesi zaruri ihtiyaçların karşılanmasıyla tatmin olmaz. Hatta bu ihtiyaçlar tam olarak karşılansa bile aklın ve hayalin istekleri yerine getirilmediği takdirde mutlu olamaz. Akıl, varlıkları araştırmak ve bilmek ister. Hayal, organlarımızın ihtiyaçlarının aklın ihtiyaçları ile birleşmesinden oluşan bir dizi şeye ihtiyaç duyar.
Bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, aynı zamanda insana haz verir. Bunlardan haz almak, aynı zamanda insanın bu ihtiyaçlarını karşılamak için çaba ve gayret göstermesini mümkün ve sürekli hale getirir. İnsan, aklı sayesinde hayvanlardan ayrıştığına göre akıl olgunlaştığı ve yetkinleştiğinde insan yetkinleşmiş olur. Kuşkusuz sağlıklı bir bedene ve istekleri yerine getirmeyi sağlayacak maddî imkânlara sahip olmak değerlidir. Fakat akıl bilgiyle donanmadığı ve bu bilginin gereğine uygun şekilde hareket etmediğinde insanın gerçek anlamda mutlu olmasından bahsedilemez. Akıl sadece etrafımızdaki cisimleri veya dünyayı bilmekle tatmin olmamaktadır. Zira özü gereği manevî varlıkları bilmeyi, ölümsüzleşmeyi ve böylesi amaçlara uygun bir hayatın nasıl olabileceğini keşfetmeyi istemektedir. İşte insan davranışlarının farklı değer kazanmasını gerektiren şey, tam da insanın yetkinliğinin farklı derecelerde gerçekleşmesidir. Bu demektir ki insan aklı asıl itibariyle manevî şeylerden haz alır ve ebedî bir mutluluğu hedefler. Gerçekte aklın doğasına uygun olan da budur. Bu sebeple de insanın ihtiyaçları ve hazları; akıl, hayal ve duyuların ihtiyaçları ve hazları şeklinde sıralanır. Duyuların ve hayalin ihtiyaç ve hazları, aklın ihtiyaç ve hazlarına hizmet edecek şekilde düzenlendiğinde iyi ve güzele hizmet eder. Ama akıl, duyuların ve hayalin hizmetkârı yapılırsa iyi ve güzel olan şeyler de yerini kötü ve çirkin olanlara bırakmaya başlar. İşte insanın ahlâkî bir varlık oluşu, ihtiyaç ve hazlarını, kendisi için olabilecek en üstün seviyeye, en yüce mutluluğa ve en büyük iyiliğe ulaşacak şekilde düzenleyebilmesidir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:35
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Şubat 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















