Zamanın sonu faşizminin yükselişi
T24 sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Naomi Klein ve Astra Taylor
Çeviren: Albina Ulutaşlı
Şirket-şehir devletleri hareketi ne kadar şanslı olduğuna inanamıyor. Yıllardır varlıklı, vergi-karşıtı insanların kalkıp kendi yüksek-teknolojili derebeyliklerini kurmaları gerektiğini söyleyen aşırı bir fikri zorluyorlar: Uluslararası sulardaki yapay adaların üstünde kurulacak yeni ülkeler () ya da bir Honduras adasında, vahşi batı soslu bir tıbbi kaplıcayla koyun koyuna vermiş gibi ticaret yanlısı 'özgürlük şehirleri' bunlar.
Fakat kodaman kapitalist girişimciler Peter Thiel’in ve Marc Andreessen’in arka çıkmasına rağmen, aşırı özgürlükçü rüyaları çıkmaz sokaktan çıkamadı: Öyle görünüyor ki, öz-saygısı olan çoğu zengin —daha düşük vergiler anlamına gelse de— aslında yüzen petrol platformlarında yaşamak istemiyor, üstelik Próspera tatil yapmak ve biraz beden 'sürümü artırmak' için hoş olsa da ülke-dışı statüsü hâlihazırda .
Şimdiyse, şirket ayrılıkçılarının bu bir zamanlar marjinal olan şebekesi, kendini bir anda küresel gücün ölü merkezindeki açık kapıları çalarken buluyor.
Talih rüzgârlarının yön değiştirdiğine ilişkin ilk işaret 2023’te, seçim kampanyasını yürüten Donald Trump durup dururken federal topraklarda on 'özgürlük şehri' yaratılmasına öncülük edecek bir yarışma düzenleyeceğine söz verdiğinde geldi. Tepkileri ölçmek için ortaya atılan bu haber o zaman güçbela kayda geçti, dudak uçuklatan iddiaların yarattığı gündelik fırtınada kayboldu. Yeni yönetim göreve geldiğinden beriyse Trump’ın taahhütlerini gerçeğe dönüştürmeye kararlı sözde ülke kurucular kulislerde girişim çalışmalarını sürdürüyorlar.
Próspera’nın ekip amiri Trey Goff, yakınlardaki Capitol Hill seyahatinden sonra coşkuluydu: “DC’deki enerji kesinlikle cayır cayır!” Goff büyük bir şirket-şehir devleti grubunun yolunu döşeyecek mevzuatın yıl sonuna kadar hazır edilmesi gerektiğini iddia ediyor.
İlhamını siyaset felsefecisi Albert Hirschman’ın çarpık bir okumasından almış, aralarında Goff, Thiel ve yatırımcı-yazar Balaji Srinivasan’ın da bulunduğu tipler 'çıkış' adını verdikleri, imkânı olanların vatandaşlığın yükümlülüklerinden, bilhassa da vergilerden ve ağır düzenlemelerden uzaklaşma hakkı olduğunu söyleyen bir ilkeyi savunmakta. İmparatorlukların eski ihtiraslarını ve ayrıcalıklarını yeniden araç edinip markalaştırarak hükümetleri parçalara ayırmayı ve dünyayı, sadece müthiş varlıklıların denetimi altında, paralı askerler tarafından korunacak, yapay zekâ robotlarının hizmet verdiği ve kripto parayla finanse edilecek hiper-kapitalist, demokrasiden muaf melcelere bölmeyi düşlüyorlar.
Bunun, yani milyarder tanrı-krallar tarafından yönetilecek bağımsız topraklar tasavvurunu desteklemenin, 'önce Amerika' bayraklarının sallandığı bir platform üstünde seçilen Trump için çelişkili olduğu düşünülebilir. Gururlu bir milliyetçi ve popülist olan Maga sözcüsü Steve Bannon ile 'tekno-feodeller' diye saldırdığı Trump müttefiki ve —bırakın ulus devleti, 'insan varlığına bile sinek kanadı kadar değer vermeyen'— milyarderler arasında geçen renkli çevrimiçi öfke savaşlarından da epey malzeme çıktı. Trump’ın baştan savma kurulmuş, beceriksiz koalisyonunda da çatışmalar var şüphesiz; yakın dönemde gümrük vergileri üzerinden ulaştılar hatta. Yine de altta yatan tasavvurlar ilk bakışta görüldüğü kadar uyumsuz olmayabilir.
Yeni kurulan şirket-ülke birliği açıkça şok tarifleriyle, kıtlıkla ve yıkımla damgalanacak bir gelecek öngörmekte. Yüksek teknolojili özel alanları; öncelikli olarak kale hâline getirilmiş, seçilmiş azınlığın mümkün görünen her türlü konfordan ve insan optimizasyonu fırsatından faydalanması için tasarlanmış kaçış kapsüllerinden oluşuyor. Bu da onlara ve çocuklarına, gittikçe daha da barbarlaşan bir gelecek için üstünlük kazandırıyor. İşin aslı dünyanın en güçlü insanları dünyanın sonu için hazırlanıyorlar ve yine kendilerinin hummalı bir biçimde hızlandırdıkları bir son bu.
Aşırı sağı küresel olarak —İtalya’dan İsrail’e, Avustralya’dan Birleşik Devletler’e— pençeleri içine almış olan korunaklı istihkam ülkelerinin 'daha çok kitlesel pazar' mantığından çok da farklı değil bu: Tehlikenin daim olduğu bir zamanda bu ülkelerdeki aleni üstünlükçü hareketler, görece varlıklı devletlerini, silahlandırılmış sığınaklar olarak konumlandırıyorlar. Bu sığınaklar istenmeyen insanları sınır dışı etmek ve hapse atmak yönünde acımasız bir kararlılıkla hareket ediyorlar (Manus Adası’ndan Guantánamo Körfezi’ne ulus-ötesi ceza kolonilerinde süresiz kapatmalar gerektirse de) ve yaklaşan sarsıntıları atlatmak için gerekli buldukları topraklar ve kaynaklar (su, enerji, kritik mineraller) üstünde şiddetle hak iddia etmek konusundaki istekliliklerinde de aynı ölçüde acımasızlar.
İlginç bir biçimde —önceleri seküler olan Silikon Vadisi elitlerinin İsa’yı buldukları bir zamanda— bu iki vizyonun (geçiş öncelikli-şirket devleti ve kitlesel-pazar sığınak ulusu), İncil’deki ’nın köktenci Hıristiyan yorumuyla büyük bir ortaklığı olduğunu not etmekte fayda var: İnançlılar güya cennetteki bir altın şehre çıkarılırken, lanetliler apokaliptik bir son savaşı sürdürmek için burada, aşağıda, dünyada bırakılırlar.
Bu tarihi eşikten geçebilmek istiyorsak karşımızdakilerin önceden gördüğümüz rakiplerden olmadığı gerçeğini kabul etmeliyiz: Zamanın sonu faşizmiyle mücadele bu. Romancı ve felsefeci Umberto Eco, bilinen bir Mussolini döneminde geçen çocukluğu üzerine akıl yürütürken faşizmin alışılageldik bir 'Kıyamet kompleksi' olduğunu gözlemlemişti; bir büyük nihai savaşta düşmanları alt etmek üzerine bir saplantı. Fakat 1930’ların ve 40’ların Avrupa faşizminin bir ufku da vardı: Kan banyosundan sonra kendi gruplanması için gelecek bir altın çağın barış dolu, yemyeşil ve tertemiz olacağı tasavvuruydu bu. Bugün bu yok.
İklim krizinden nükleer savaşa, roket fırlatmadaki eşitsizlikten düzensiz yapay zekâya, sahici varoluşsal tehlikeyle bezenmiş çağımızda yaşayan, ama söz konusu tehditleri finansal ve ideolojik olarak derinleştirmeye adanmış günümüz aşırı sağı, umut dolu bir gelecek için herhangi bir güvenilir tasavvurdan yoksun. Ortalama bir seçmene artık sadece mazide kalmış parçalardan yeniymiş gibi gösterilen düzenlemeler sunuluyor; yanısıra görülense, sonsuza kadar genişleyen bir canavarlaştırılmış ötekiler topluluğu üstünde kurulan hâkimiyetten alınan sadistik zevkler.
Sonuç olarak elimizde Trump yönetiminin yalnızca bu pornografik emeller uğruna gerçek görüntülerle ve oluşturulmuş propaganda içeriğini istikrarlı bir biçimde yayın akışına sokmak konusundaki kararlılığı var. Zincirlenmiş mahkûmların sınır dışı edilmek üzere uçaklara bindirilmesine eşlik eden çarpışan zincir ve kilitlenen kelepçe sesleri, Beyaz Saray’ın resmi X hesabında 'ASMR' servis ediliyor: Sinir sistemini sakinleştiren bir gönderme bu. Ya da aynı hesap, Birleşik Devletler'de kalıcı oturma izni olan ve Columbia Üniversitesi’nin Filistin yanlısı protestolarında etkin görev alan tutuklanma haberlerini şu sinsi sözlerle : “ŞALOM MAHMOUD.” Ya da iç güvenlik bakanı Kristi Noem’in sadist-şık için gazetecilere verdiği envai çeşit sipariş poz: Amerika-Meksika sınırında bir üstünde, El Salvador’da kalabalık bir önünde, Arizona’da göçmenleri tutuklarken bir makineli tüfekle…
Yaşadığımız bu artan felaketler çağında, aşırı sağın yönetim ideolojisi canavarca bir üstünlükçü hayatta kalma yandaşlığına dönüştü.
Kötülüğü bağlamında dehşet verici, evet. Fakat bu direniş açısından da güçlü olasılıklara kapı aralıyor. Gelecek üzerine bu ölçüde bahse girmek —sığınağına yatırım yapmak— en temel seviyede birbirimize olan yükümlülüklerimize, sevdiğimiz çocuklarımıza ve evimiz olan bu gezegeni paylaştığımız diğer bütün yaşam türlerine ihanet etmektir. Bu dünyanın güzelliğine ve şaşırtıcılığına karşı özünde soykırımcı ve hain bir inanç sistemidir bu. İnsanlar sağın Kıyamet kompleksine hangi ölçüde yenik düştüğünü ne kadar anlarsa, artık kesinlikle her şeyin risk altında olduğunun farkına varılmasıyla karşı koyma isteklerinin de aynı oranda artacağına kani olduk biz.
Rakiplerimiz bir acil durum çağına girdiğimizi gayet iyi biliyor, ama ölümcül de olsa kendilerine hizmet eden yanılsamaları kucaklayarak yanıt verdiler buna. Güvenliğin sığınaklara kapanarak elde edilebileceğini söyleyen birtakım ırkçı-ayrımcı [apartheid] fantezilerine inandıkları için Dünya’nın yanmasına izin vermeyi tercih ediyorlar. Bizim işimizse, bu aklını kaçırmış hainleri durdurabilecek kadar güçlü, ruhani olduğu kadar siyasi, geniş ve derinlikli bir hareket inşa etmek. Tüm farklılıklarımızın ve ayrımlarımızın ötesinde birbirimize ve bu mucizevi, biricik gezegene göstereceğimiz kararlı bağlılıkta köklenecek bir hareket.
Çok eski değil, uzundur beklenen Taşınma’ya dair kıyamet alametlerini sinsi sinsi gülerek heyecanla karşılayanlar öncelikle köktenci dincilerdi. Trump bu ateşli tutuculuğu destekleyen kişilere kritik görevler verdi; İsrail’in topraklarını genişletmek için kullandığı yıkıcı şiddeti, yasadışı vahşilikler olarak değil de Kutsal Topraklar'ın, Mesih’in geri dönmesini sağlayacak ve inançlıları da göksel krallıklarına ulaştıracak koşullara yaklaştığının isabetli kanıtı olarak gören Hıristiyan Siyonistler de rasındaydı.
Trump’ın taze onaylı İsrail büyükelçisi Mike Huckabee’nin Hıristiyan Siyonizmi’yle var, savunma bakanı ’in de öyle. Noem ile Project 2025’in mimarı ve şimdilerde yönetim ve bütçe ofisinin başında olan Russell Vought; Hıristiyan milliyetçiliğinin savunucularından. Eşcinsel ve alemcilikten yapmış Thiel bile son Deccal’in geldiğini kulaklara yakalandı (spoiler: Onun Greta Thunberg olduğunu düşünüyor; bununla ilgili daha fazlası yakında.)
Fakat bir zamanın sonu faşisti olmak için İncil’i okuyup yutmuş olmanız veya dindar bile olmanız gerekmiyor. Bugün bir dolu kudretli seküler kişi, aynı senaryoyu neredeyse harfi harfine takip eden bir gelecek tasavvurunu benimsemiş durumda. Bildiğimiz dünyanın kendi ağırlığı altında ezildiği ve az sayıda seçilmiş kişinin hayatta kalıp envai çeşit gemide, sığınakta ve bariyerli “özgürlük şehirlerinde” serpilip geliştiği bir senaryo bu. 2019’da, “Geride Kalan: Gelecek Fetişistleri, Hazırlık ve Dünya’nın Terk Edilişi” başlığıyla yayımlanan bir , iletişim akademisyenleri Sarah T Roberts ve Mél Hogan seküler bir Taşınma’ya duyulan hasreti tarif ettiler: “İvmecilerin hayalinde gelecek zarar gidermekle, kâfi kılmakla ya da yeniden yapılandırmakla ilgili değil, daha ziyade bir son oyuna doğru yönlenme siyaseti bu.”
Servetini Paypal’da Thiel’le yan yana çarpıcı biçimde büyüten bu içten patlamalı dünya görüşünün vücut bulmuş hâli. Gece göğünün harikalarına bakan ve belli ki o zifiri boşlukta sadece kendi uzay çöpüyle dolduracağı fırsatlar gören bir insan. Şöhretini iklim krizinin ve yapay zekânın tehlikelerine karşı uyarılar yaparak parlatmış olsa da, o ve onun o sözde 'yönetim verimliliği dairesi' (Doge) yandaşları, günlerini şimdi o aynı risklere (ve daha nicelerine) ivme kazandırarak geçirmekte ve bunu sadece çevre düzenlemelerini değil, bütün düzenleme kurullarını o bariz, federal çalışanları sohbet robotlarıyla değiştirme yerle bir ederek yapıyorlar.
Uzay boşluğu bu kadar ayartıcıyken —Musk’un tek takıntısı olduğu söyleniyor şimdilerde— kimin işleyen bir ulus devlete ihtiyacı olabilir ki? Musk için Mars, insan uygarlığının hayatta kalabilmesinin anahtarı olduğunu iddia ettiği seküler bir kaçış alanı hâline geldi; bilincin bir genel yapay zekâya yüklenmesi yoluyla belki de…
Musk’ı kısmen etkilemiş görünen bilim kurgu eser Mars Üçlemesi’nin yazarı Kim Stanley Robinson, milyarderin fantezilerinin tehlikelerine dair lafını esirgemiyor. Bu, , “Dünya’yı enkaz hâline getirip yine de iyi olabileceğimiz yanılsamasını yaratan ahlaki bir afet. Hiçbir şekilde doğru değil.”
Tıpkı maddi alemden kaçmaya can atan dindar ahir zamancılar gibi, Musk’ın insanlığa uygun bulduğu 'çok gezegenli' istikamet de, tek evimizin çok-türlü görkemini takdir etmekteki acziyle mümkün. Kendisini çevreleyen muazzam bollukla ya da Dünya’nın kendi çeşitliliğiyle vızıldamaya devam edebilmesini sağlamakla belli ki hiç ilgilenmeyen Musk, büyük servetini bunlar yerine bir avuç insanla robotun iki kürede (kökü kurutulmuş bir Dünya ile Dünya’ya benzetilmiş bir Mars) yaşam adına kastırıp durduğu bir gelecek doğurmak için mevzilendiriyor. Gerçekten de, kendilerine tanrıvari güçler atfetmiş olan Musk ve milyarder teknolojik hemcinsleri, Eski Ahid masalında yapılan tuhaf bir çarpıtmanın içinde yalnızca gemileri inşa ediyor olmaktan hoşnut değiller. Tufana sebep olmak için ellerinden gelenin en iyisini yapıyor gibi görünüyorlar. Bugünün sağ kanat liderleri ve onların zengin müttefikleri felaketlerden faydalanmakla kalmıyor, eş zamanlı olarak onları planlayıp —şok doktrini ve felaket kapitalizmi tarzı— provoke de ediyorlar.
Pekiyi, Maga üssündekilere ne demeli? Bir kere, Taşınma’ya ciddiyetle inanacak kadar inançlı değil hepsi ve çoğunun, bırakın bir roket gemisini, bir 'özgürlük şehri'nde yer satın alacak parası bile kesinlikle yok. Korkmayın. Zamanın sonu faşizmi daha birçok bütçe dostu gemi ve sığınak vaadi sunuyor ve bunlar aşağıdaki emir erlerinin erişebileceği mesafelerde.
Steve Bannon’ın günlük yayınını dinleyin —kendisini Maga’nın birincil yayın noktası olarak gösterir—, size yaylım ateşle tek bir mesaj verecek: Dünya cehenneme gidiyor, kafirler barikatları yıkıyor ve nihai bir savaş yaklaşıyor. Hazırlıklı olun. Bannon reklam vereninin ürünlerini pazarlamaya geçtiğinde kıyamet alameti bilhassa vurgulanır hâle geliyor. Birch [huş ağacı] Altın’dan alın, Bannon dinleyicisine, çünkü aşırı borçlanmış Amerikan ekonomisi çökecek ve bankalara güvenemezsiniz. Yenmeye hazır etlerinizi ’dan [Vatansever Tedarik] stoklayın. Keskin nişancılık yeteneklerinizi lazer kılavuzlu ev sistemleriyle geliştirin. Yapmak isteyeceğiniz son şey bir felaket anında hükümete güvenmektir, diye de hatırlatıyor dinleyicilerine (Atlamışız: Hele ki şimdi Doge oğlanları hükümeti parça parça elden çıkarmaya başlamışken.)
Tabii Bannon dinleyicilerini sadece kendi sığınaklarını yapmaları yönünde sıkıştırmıyor. Bir de ICE [Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birliği] ajanlarının sokaklarda, işyerlerinde ve kampüslerde kol gezdiği, Amerikan siyasetinin ve çıkarlarının düşmanı addedilmişleri ortadan kaldırdığı, başlıbaşına sığınak olan bir Amerika tasavvurunu öne sürüyor. Maga gündeminin kalbinde sığınak ulus ve zamanın sonu faşizmi yatıyor. Mantığında, ilk iş olarak ulusal sınırları güçlendirmek ve tüm düşmanları yok etmek var; içeridekileri de dışarıdakileri de. Bu çirkin çalışma altında şimdi tıkır tıkır ilerlemekte; yüzlerce Venezüellalı göçmeni Cecot’a —El Salvador’daki adı artık kötüye çıkmış mega hapishane—gönderme programını yürürlüğe koyan yüce divan tarafından önü açıldı. Mahkumların kafalarını tıraş edip 100 kişiye kadar insanı tek hücrede toplayıp çıplak ranzalara istifleyen tesis; ilk kez üç yıl kadar önce kripto âşığı, Hıristiyan Siyonist Başbakan Nayib Bukele tarafından ilân edilen ve temel hakları yok eden 'istisnai hâl' çatısında işliyor.
Bukele bu sistemi, hizmet bedeli karşılığında yönetimin hukuki bir kara deliğe atmak isteyebileceği Amerikan vatandaşları için de sağlamayı önerdi. Trump yakın zamanda teklif hakkında sorulan soruya, “Buna bayıldım” yanıt verdi. 'Özgür şehir' fantezisinin mantıksal bağlayanı her şeyin satılık olduğu ve kanuni prosedürün uygulanmadığı bir bölgeyse, Cecot da onun hastalığıdır elbette. Bu sadizmin çok daha fazlasını beklemeliyiz. ICE’ın yapmacık yöneticisi Todd Lyons ise 2025 Sınır Güvenliği Fuarında [Border Security Expo] tüyleri ürperten bir samimiyetle yaptığı bir açıklamada, bu sınır dışı etmelere yönelik daha 'ticaret' odaklı bir yaklaşım görmek istediğini söyledi: “Prime (Amazon) gibi ama onun insanlarla yapılanı.”
Zamanın sonu faşizminin birinci görevi sığınakçı ulusun sınır politikalarını belirlemekse, eşit ölçüde önemli ikinci işi de Amerikan hükümetinin, korunan vatandaşlarının, zor zamanları atlatmak için ihtiyaç duyabileceği her türlü kaynak üzerinde hak iddia etmesidir. Belki Panama kanalıdır bu. Veya Grönland’ın hızla eriyen gemi yollarıdır. Ukrayna’nın nadir metalleri de olabilir. Ya da Kanada’nın içme suyu. Bunu ulus devlet düzeyinde eski usul bir emperyalizmden ziyade büyük boy bir hazırlık olarak düşünmeliyiz. Etrafa demokrasi veya Tanrı’nın kelamını yayan o eski kolonyal incir yaprakları yok artık. Trump açgözlü bir biçimde gezegeni tararken uygarlığın çöküşü için hammadde stokluyor.
Bu sığınakçı mantığı JD Vance’ın Katolik teolojiyle giriştiği tartışmalı yorumlamaları açıklamaya da yardım ediyor. Siyasi kariyerinin küçümsenmeyecek bir kısmını kıyameti ilk sıradan bekleyen Thiel’in cömertliğine borçlu olan Başkan Yardımcısı, Fox Haber’e açıkladı ki, Ortaçağ Hıristiyan kavramı ordo amoris’e (hem 'sevgi yasası' hem de 'hayırseverlik yasası' olarak çevrilir) göre sevgi sığınağın dışında kalanlara borçlu değildir: “Ailenizi seversiniz, sonra komşunuzu seversiniz, sonra topluluğunuzu seversiniz, sonra da kendi ülkenizin emsal vatandaşlarınızı seversiniz. Ancak ondan sonra artık, dünyanın geri kalanına odaklanabilir ve onu öncelik sıranıza dahil edebilirsiniz.” (Ya da Trump yönetiminin dış politikasının da gösterdiği gibi, etmezsiniz.) Başka bir ifadeyle, sığınağımız dışında kalan kimseye hiçbir şey borçlu değiliz.
Mevcut sağcı eğilimler üstüne inşa ediliyor olsa da nefret dolu dışlamaları haklı çıkarmak etnik-milliyetçi güneşin altında yeni bir iş değil; daha önce hükümet içinde hiç bu kadar güçlü ve gergin bir kıyamet anlatısıyla karşılaşmamıştık, o kadar. Soğuk savaş sonrası dönemin o 'tarihin sonu' ukalalığının yerini artık hızla gerçekten zamanın sonunda olduğumuza dair bir kanı alıyor. Doge kendisini ekonomik 'yeterlik' bayrağına sarmalayabilir ve Musk’ın astları da gençliğin anılarını canlandırabilir —Augusto Pinochet’in dikta rejimi için ekonomik şok terapiyi hazırlamış olan Amerikan tedrisatlı 'Chicago Boys' — ama bu, neoliberalizmle yeni muhafazarkârlığın o eski birlikteliği değil basitçe. Paraya tapan, yeni bir tür milenyum püresi bu; 'israfı, yolsuzluğu ve suistimali' kesebilmek için bürokrasiyi —çünkü Trump’a direnen şeytanlar da burada saklanıyor— ezmemiz ve insanların yerine de sohbet robotlarını koymamız gerektiğini söylüyor. Tekno-biraderlerin, ’le ve Trump yönetimindeki diğer isimlerle taşıdığı bağlarla birlikte, hiper-ataerkil Hıristiyan üstünlükçü gerçek bir grup olan ’la [teoloji biraderleri] birleştiği yer burası.
Bugünün Mahşer kompleksi de faşizmin her zaman yaptığını yapıp milyarderleri Maga üssüne bağlayarak sınıf çizgilerini aşıyor. İşçileri birbirine kırdırtan ustalıklı ve aralıksız mesajların yanısıra on yıllardır derinleşen ekonomik sancılar da sağ olsun, birçok insan kendini tüm çevresine sirayet eden parçalanmadan korumak konusunda anlaşılabilir bir biçimde aciz hissediyor (kaç ay yetecek kadar yenmeye hazır et aldıkları da fark etmiyor). Fakat önlerine birtakım duygu telafileri de sunulmakta: Pozitif ayrımcılığın ve çeşitliliğin, eşitliğin, kapsayıcılığın [DEI: diversity, equality, inclusion] sonunu kutlayabilir, kitlesel sınır dışı etmeleri ululayabilir, trans bireylerin beden uyumu gözetiminden mahrum bırakılmalarından zevk alabilir, sizden daha iyisini bildiğini düşünen eğitimcilerin ve sağlık çalışanlarının saygınlığını azaltabilir ve liberallere hadlerini bildirmenin bir yolu olarak ekonomik ve çevre düzenlemelerinin ölümünü alkışlayabilirsin. Zamanın sonu faşizmi karanlık bir şenlik kaderciliği; yıkımı kutlamayı, üstüncülük olmadan yaşayabilmeyi hayal etmekten daha kolay bulanların sığınabileceği son liman.
Aynı zamanda kendini aşağıya doğru zorlayan bir spiral bu: Trump’ın halkı hastalıklardan, tehlikeli yiyeceklerden ve felaketlerden koruması için oluşturulmuş her yapıya karşı bu şiddetli saldırıları —felaketlerin ne zaman yola çıktıklarını kamuya bile— zenginiyle yoksuluyla bütün uçlarda kıyamete hazırlanma olgusunu güçlendirdi. Tüm bunlar, bir taraftan da bu sosyal ve mevzuata dayalı devleti parçalayan süratli yangına benzinle giden oligarkların özelleştirme ve kâr amacıyla kullanacağı bir dolu fırsat yaratılırken oluyor.
New Yorker gazetesi Trump’ın ilk döneminin şafağında “süper zenginler için kıyamet hazırlığı” diye bir hadiseyi inceledi. Silikon Vadisi’nin ve Wall Street’in, felaket senaryolarına hazırlanma işini gerçekten ciddiye alan üst düzey zenginlerinin, sipariş üzerine inşa edilen yeraltı sığınaklarından mekan satın alarak ve Hawaii (Mark Zuckerberg yeraltındaki yaklaşık 5 bin m2’lik evini “küçük bir barınak” diye tanımlayarak önemsiz gösterdi), Yeni Zelanda (Thiel burada yaklaşık 500 dönüm satın aldı ama herkesten sonra hayatta kalmasını sağlayacak bir lüks yerleşke yapma planlarının 2022’de yerel merciler tarafından göze battığı gerekçesiyle reddedilmesiyle karşılaştı) gibi yerlerdeki yüksek bölgelere kaçış evleri inşa ederek iklim yarılmasına ve toplumsal çöküşe karşı yatırım yaptıkları daha o zamandan ortadaydı.
Bu binyılcılık Silikon Vadisi’ndeki diğer bir dizi entelektüel hevesle de ilgili ve bunların hepsi, gezegenimizin bir felakete doğru yol aldığını ve insanlığın hangi parçalarının kurtarılabilir olduğuna dair bazı zor tercihler yapma vaktinin geldiğini söyleyen bir zamanın-sonu-saptırması inancıyla harmanlanmış durumda. Transhümanizm böyle bir ideoloji; en küçük insan-makine 'iyileştirmesinden', insan zekâsını hâlâ muallakta olan bir genel yapay zekâya yükleme arayışına kadar her şeyi kapsıyor. Bir de etkili özgecilik ile uzun vadecilik var ki, ikisi de burada ve şimdi ihtiyaç hâlinde olanlara yardım edecek yeniden paylaştırma yaklaşımlarını uzun vadede en iyi olanı yapmaya yönelik bir fayda-maliyet yaklaşımı uğruna es geçiyor.
İlk bakışta zararsız görünseler de bu fikirler insanlığın hangi kısımlarının geliştirilmeye ve kurtarılmaya değer olduğuna dair ırklara, engelli ayrımcılığına ve cinselliğe dayanan önyargılarla dolu ve bütünün varsayılan iyiliği adına hangisinin kurban edilebileceğini de içermekteler. Yıkımın altta yatan etmenlerini bir an önce ele almaya — büyüyen bir grup şahsiyetin şu anda bilfiil kaçındığı sorumlu ve mantıklı bir hedef— yönelik belirgin bir ilgisizliği de paylaşmaktalar ayrıca. Mar-a-Lago müdavimi Andreessen ve diğerleri, etkili özgecilik yerine bariyerlerin olmadığı ''i ya da 'teknolojik gelişmeyi kasıtlı tahrik'i kucakladılar.
Aynı esnada, yeni-gerici monarşi yanlısı kod yazarı Curtis Yarvin’in (Thiel’in akıl aldığı bir diğer referans noktası) laf ebelikleri ya da çarpıcı bir biçimde artacak “batılı” bebek takıntısıyla '' hareketi (bir Musk saplantısı), yanısıra çıkış gurusu Srinivasan’ın, şirket birlikçileri ve polisin güçlerini birleştirerek bu liberal şehir şebekelerinden oluşan ırk-ayrımcı devletlerini kurmak için siyaseten temizledikleri 'tekno-Siyonist' bir San Francisco tasavvuru gibi daha bile karanlık felsefeler de kendine daha geniş hedef kitleleri bulmakta.
Yapay zekâ çalışan akademisyenler Timmit Gebru’nun ve Émile P. Torres’in yazdığı gibi, yöntemler yeni olsa da bu ideolojik hevesler 'demeti', 'doğrudan', insanlığın hangi parçalarının devam etmeye değer, hangilerinin dışarıda bırakılmaya, temizlenmeye veya yok edilmeye ihtiyacı olduğuna karar veren küçük bir altkümesini de görmüş olan 'beşinci dalga öjenikten geliyor'. Yakın zamana kadar pek az kişi buna dikkatini verdi. Bu zihinsel hevesler, üyelerinin insan-makine birlikteliğiyle halihazırda deneyler —Tesla anahtarlarını ellerinin içine gibi— yapabildiği Próspera’ya benzer şekilde, birkaç paralı ve ihtiyatsız Bay Area meraklısının marjinal hobi atı gibiydi. Artık değil.
Son dönemdeki üç maddi gelişme zamanın sonu faşizminin kıyamet çağrısını hızlandırdı. İlki iklim krizi. Çok göz önünde olan kimi figürler bu tehdidi kamunun karşısında hâlâ inkâr edebiliyor ya da küçümseyebiliyor olsa da, okyanus gören mülkleri ve data merkezleri, yükselen sıcaklıklara ve deniz seviyelerine karşı epey hassas olan küresel elitler hep ısınan bir dünyanın dallanıp budaklanan risklerine dair hayli bilgililer. İkincisi Covid-19: Epidemiyolojik modeller, küresel bir şebeke olan dünyamızı yerinden oynatacak bir salgın olasılığını uzun zaman önce öngörmüşlerdi. Bu olasılıklardan birinin gerçekten vuku bulmuş olması, birçok güçlü insan tarafından, Amerikan ordusu analistlerinin 'Neticeler Çağı' diye şeye vardığımızın işareti olarak ele alındı. Öngörüler yok artık; olan olmakta… Üçüncü etmen hızla ilerleyen ve benimsenen yapay zekâ: Uzun süre boyunca bilim kurgularda makinelerin kendilerini yapanlara karşı acımasız bir randımanla düşmanlaştığı dehşetengiz durumlarla örtüştürülen bir teknolojiler bütünü bu ve ona ilişkin korkular da en gür halleriyle bu teknolojileri geliştiren aynı insanlar tarafından dillendirildi. Tüm bu varoluş krizleri, nükleer silahlı güçler arasında tırmanan gerginliklerin tepesinde yeni katmanlar oluşturuyor.
Bunlardan hiçbiri paranoya olarak kenara itilmemeli. Çoğumuz yıkımın yaklaştığını o kadar yoğun bir biçimde hissediyoruz ki, bu durumla, kendimizi post-apokaliptik bir sığınakta yaşamanın başka başka varsayımlarıyla eğlendirerek baş ediyoruz: Apple’da veya Hulu’da seyrederek örneğin. İngiliz analist ve editör Richard Seymour’un bize Felaket Milliyetçiliği isimli son kitabında hatırlattığı gibi: “Kıyamet artık sadece bir fantezi değil. Ölümcül virüslerden toprak erozyonuna, ekonomik krizlerden jeopolitik kaoslara kadar nihayet onun içinde yaşıyoruz.”
Trump’ın 2.0 ekonomik projesi tüm bu tehditleri harekete geçiren sanayilerden oluşmuş bir Frankenstein canavarı: Fosil yakıtlar, silahlar ve kaynaklara akbaba bakışı atan kripto para ile yapay zekâ… Bu sektörlere dahil olan herkes yapay zekânın vadettiği yapay ayna dünyayı bu dünyayı kurban etmeden inşa etmenin hiçbir yolu olmadığını biliyor. Bu teknolojiler, bu iki dünyanın denge içinde birarada var olmasına izin vermeyecek kadar çok enerji, çok nadir metal ve çok su tüketiyor. Google’ın eski yöneticisi Eric Schmidt bu ay Kongre’ye yapay zekânın 'derin' enerji ihtiyaçlarının sonraki birkaç yılda üçe katlanacağının öngörüldüğünü en azından bu kadarını kabul etti. Bu ihtiyacın büyük bir bölümü de fosil yakıtlardan karşılanacak; çünkü nükleer yeterince hızlı bir biçimde çevrimiçine dönüşemiyor. Gezegeni kül edecek seviyedeki bu tüketim, diye açıkladı, insanlığınkinden 'daha üst' bir zekâ, gözden çıkarılmış dünyamızın küllerinden doğacak bir dijital tanrı için gerekli.
Üstelik endişeliler de! Ortaya saldıkları esas tehditlere dair değil, o kadar. Bu iç içe geçmiş sanayilerin liderlerini gece uyutmayan, uygarlıktan gelecek bir uyan çağrısı: Çok geç olmadan onları üçkâğıtçı sektörlerinde dizginlemeye yönelik ciddi, uluslararası bir eşgüdümle çalışma çabası. Onların, devamlı genişlemekte olan kâr-zarar haneleri açısından kıyamet, yıkım değil; düzenleme.
Kârlarının gezegenin tahribatına dayanması olgusu, güçlülerin kullandığı iyiliksever üslubun, ortak insanlığımızın meşruiyeti adına her şeyi birbirimize borçlu olduğumuz fikrine yönelik üstü açık küçümseme ifadelerine neden izin verdiğini açıklamaya yardım ediyor. Silikon Vadisi’nin, etkili olsun ya da olmasın, özgecilikle işi bitti. Meta’nın Mark Zuckerberg’ü 'saldırganlığı' alkışlayan bir kültüre özlem duyuyor. Gözetim şirketi Palantir Technologies’den Thiel’in iş ortağı olan Alex Karp, Amerikan üstünlüğünü ve (bununla bağlantılı olarak da Karp’ın devasa servetini yaratan kârlı askeri anlaşmalarını) sorgulayanların 'kaybeden' 'kendi kendini kırbaçlama hallerini' . Musk, Joe Rogan’a empatinin “batı uygarlığının en temel zayıflığı” olduğunu söylüyor ve Wisconsin’deki bir yüksek mahkemeyi satın almayı başaramadıktan sonra öfkesini şöyle çıkarıyor: “İnsanlığın dijital süper zekâ için biyolojik bir ön-yükleyici [bootloader] olduğu gitgide daha iyi görünüyor.” Biz insanların Musk’ın sahibi olduğu yapay zekâ sağlayıcısı Grok için hammadden başka bir şey olmadığımız anlamına geliyor bu. (Kendisinin 'karanlık Maga' olduğunu bize söylemişti ve bu konuda yalnız da değil.)
İklim yorgunu kurak İspanya’da, yeni data merkezlerinin durdurulmasını isteyen gruplardan birinin kendine verdiği isim Tu Nube Sema Mi Río (“Senin bulutun benim nehrimi kurutuyor”un İspanyolcası). Yerinde bir adlandırma bu; sadece İspanya için de değil.
Gözlerimizin önünde ve bizim rızamız dışında kelimeleri kifayetsiz bırakacak kadar iç karartıcı bir tercih yapılmakta: İnsanlar yerine makineler, canlılık yerine cansızlık, geride kalan her şey yerine kâr. Büyük teknoloji megalomanları sıfır-emisyon taahhütlerini baş döndürücü bir hızla ve sessizce geri çekip Trump’ın yanında hizaya dizildiler; emin adımlarla bu dünyanın gerçek ve kıymetli kaynaklarıyla yaratıcılığını, vampirvari bir sanal alemin sunağında kurban etmeye gidiyorlar. Bu son büyük soygun ve onlar kendilerinin çağırmakta olduğu fırtınalardan sağ çıkmaya hazırlanıyorlar; yollarına çıkan herkesi de karalamaya ve yok etmeye çalışacaklar.
Vance’ın son Avrupa ziyaretini düşünün: Başkan yardımcısı bir yandan Nazi ve faşist dil kullanımın çevrimiçi ortamda kısıtlanmamasını talep ederken, diğer yandan da meslek-öğütücü yapay zekâyla ilgili olarak 'güvenlik kaygısıyla yumruklarını sıkan' dünya liderlerine nutuk çekti. Bir noktada, hiç gelmeyen bir kahkahayı bekleyerek parantez içine şu sözleri sıkıştırdı: “Amerikan demokrasisi on yıldır Greta Thunberg’in çektiği fırçalardan sağ çıktıysa, sizler de birkaç ay çekeceğiniz bir Elon Musk’tan sağ çıkabilirsiniz”.
Bu yorumuyla mizahtan bir o kadar yoksun patronu Thiel’i yankıladı. Son söyleşileri aşırı sağ politikalarının teolojik temellerine odaklanan Hıristiyan milyarder, genç iklim eylemcisini tekrar tekrar Deccal'le —yanıltıcı bir 'barış ve güvenlik' mesajı taşıyarak geleceği kehanet edilmiş olan kişi diye uyarıyor— karşılaştırıyordu. Thiel donuk sesiyle, “Greta gezegendeki herkese bisiklet kullandırmayı başarsa iklim değişikliğini çözmenin bir yolu olur belki ama, bu da kızgın tavadan kaçarken ateşe düşmek gibi bir şey işte” dedi.
Neden Thunberg, neden şimdi? Bir yanda, düzenlemelerin kendilerinin süper-kazançlarını eritmesinden duydukları kıyametvari korku tabii: Thiel’e , Thunberg ve diğerlerinin talep ettiği bilim temelli iklim hareketi yalnızca bir 'totaliter devlet' tarafından uygulanabilir; bu da ona göre iklim yıkımından çok daha korkunç bir tehdit (daha da vahimiyse, o koşullar altında vergiler muhtemelen olacaktır). Thunberg’de onları korkutan bir şey daha olabilir: Bu dünyanın yapay zekâ tarafından üretilmiş simülasyonlarına ya da yaşamı kimin hak edip etmediğine karar veren bir hiyerarşiye ve hatta zamanın sonu faşistlerinin sattığı başka gezegene kaçış fantezilerinden hiçbirine değil de, bu gezegene ve ona yuva diyen birçok yaşam türüne duyduğu değişmez bağlılık, vb.
Zamanın sonu faşistleri en azından kendi hayal dünyalarında bu diyarları çoktan terk etmiş, varlıklı barınaklarına yerleşmiş ya da dijital etere veya Mars’a yükselmiş olsalar da, o kalmaya kararlı.
Trump yeniden seçildikten kısa bir süre sonra birimizin Anohni ile fırsatı oldu. Anohni, dünyamızı kıskacına almış olan ölüm güdüsünü kucaklayan sanatı yapmaya teşebbüs edebilmiş yegâne sanatçılardan. Güçlülerin gezegenin yanmasına izin verme isteğini ve bedenin özerkliğini yadsıma güdülerini kadınlara ve onun gibi trans insanlara bağlayanın ne olduğu sorulduğunda, Anohni yetiştirilirken tanıdığı Katolik İrlanda köklerine eğilerek yanıt verdi: Bu, “yeniden canlandırdığımızı ve cismanileştirdiğimizi söyleyen çok uzun soluklu bir mit. Onların Taşınması’nın doruğa çıktığı an bu. Yaratımın haz dolu döngüsünden kaçıyorlar. Bu onların Anne’den kaçışları.”
Bu kıyamet ateşini nasıl söndüreceğiz? Öncelikle bütün ülkelerimizdeki aşırı sağı parmaklarının arasına almış yozlaşmanın derinliği karşısında birbirimize yardım edeceğiz. Odağımızı koruyarak ilerleyebilmek için şu basit olguyu anlamalıyız: Sadece liberal demokrasi ön koşulundan ve sözünden değil, aynı zamanda paylaştığımız dünyanın yaşanabilirliğinden de —onun güzelliğinden, insanlarından, çocuklarımızdan, diğer türlerden— vazgeçmiş bir ideolojiyle karşı karşıyayız. Karşı karşıya olduğumuz güçler kitlesel ölümle barış yaptılar. Bu dünyaya, insanlarına ve insan olmayan sakinlerine ihanet ediyorlar.
İkincisi, onların kıyamet anlatısına, önümüzdeki zor zamanları kimseyi geride bırakmadan nasıl atlatacağımıza dair çok daha iyi bir hikâyeyle karşılık veriyoruz. Zamanın sonu faşizmini gotik gücünden arındırabilecek ve kolektif varlığımızı sürdürmek için her şeyi açıkça ortaya koymaya hazır bir hareketi ateşleyebilecek bir hikâye… Zamanın sonunu değil daha iyi zamanları, ayrılığı ve üstünlüğü değil birbirine bağlılığı ve ait olmayı, kaçmayı değil olduğumuz yerde durmayı ve dolaşık ve mecbur olduğumuz bu sorunlu dünyevi gerçekliğe karşı vefakâr kalmayı anlatan bir hikâye…
Temel hissiyat yeni değil elbet. Yerli halkların kozmolojilerinin merkezinde de o var, animizmin kalbinde de o yatıyor. Yeterince geriye gidince, her kültürün ve inancın, buranın kutsallığına kendi geleneğince bir saygı sunma yolu olduğu ve sonsuza kadar uzaklaştığı için bulunması hep daha da zor bir vaadedilmiş toprakta Siyon’u aramadığı görülür. Yahudi Sosyalist Emek Birliği, faşist ve Stalinci yıkımlardan önce Doğu Avrupa’da Yiddiş Doikayt, yani 'buradalık' mefhumu etrafında örgütlendi. Bu gözardı edilmiş tarih hakkında yayınlanmak üzere olan bir kitap yazan Molly Crabapple, Doikayt’ı “yaşadıkları yerlerde ölmelerini isteyen herkese karşı çıkarak özgürlük ve güvenlik için verilen kavga” diye —yani güvenliği Filistin’de veya Birleşik Devletler'de aramak için kaçmaya zorlanmak yerine, bunu yapıyorlar. Belki de bu mefhumun modern zamanlar için evrenselleştirilmiş bir hâline ihtiyaç vardır: Hastalanan bu istisnai gezegenin 'buradalık' hakkına, bu çelimsiz bedenlere, gezegenin neresinde olursak olalım, önlenemez sarsıntılar bizi hareket etmeye zorlasa da haysiyetli yaşama hakkına duyulan bir bağlılık. 'Buradalık' taşınabilirdir; milliyetçilikten muaftır; dayanışma içinde köklenmiştir; yerli halkların haklarına saygılıdır ve sınırlarla örülü değildir.
Gelecek kendi kıyametini, kendi dünyanın-sonunu ve vahyini gerektiriyor olabilir; ama çok daha farklı bir türünü. Denetim eğitimi veren Robyn Maynard’ın da gözlemlediği gibi: “Bu dünyevi gezegende hayatta kalmayı mümkün kılmak için, bu dünyaya ilişkin kimi varyasyonların son bulması gerekiyor.”
Bir tercih noktasına ulaştık; mesele artık kıyametle yüzleşip yüzleşmemek değil, kıyamet hangi biçimi alacak meselesi. Eylemci kardeşler Adrienne Maree ile Autumn Brown yakın zamanda ismiyle müsemma podcast’lerinde (How to Survive the End of the World – Dünyanın Sonunda Nasıl Hayatta Kalınır) bu konuyu ele aldılar. Zamanın sonu faşizminin bütün cephelerde savaş açtığı şu anda kurulacak yeni ittifaklar hayati önem taşıyor. Fakat “Hepimiz aynı dünya görüşünü mü paylaşıyoruz?” diye sormak yerine, Adrienne şunu sormamızda ısrar ediyor: “Kalbin atıyor mu ve yaşamak istiyor musun? O zaman buraya bir gel de, geri kalanını bu taraftan bakıp anlayalım.”
Zamanın sonu faşistleriyle, onların bu mütemadiyen kısıtlayan ve boğan eş-merkezli 'buyurulmuş sevgi' çemberleriyle mücadele etme umudu taşıyabilmek için, zapt edilemez bir yürek açıklığıyla Dünya-sever inancı taşıyan bir hareket inşa etmeye ihtiyacımız olacak: Bu dünyaya, insanlarına, yaratıklarına ve hepimiz için yaşanabilir bir gelecek ihtimaline inanç. Buraya sadık. Veya tekrar Anohni’den alıntılayarak ama bu kez onun şimdi vefasını teslim ettiği tanrıçaya atıfta bulunarak söyleyelim: “Onun şimdiye kadarki en iyi fikrinin bu olabileceğini hesaba katmaktan vaz mı geçtin?”
Yazının orijinali:
Metne Türkçe okur için eklenmiş bir dış bağlantıdır (ç. n.).
Metne Türkçe okur için eklenmiş dış bağlantıdır (ç. n.).
Musk tarafından oluşturulan, çeşitli federal kurum ve idarelerin verilerinin tamamına veya bir kısmına erişim talep eden ve bunu sağlayan genç mühendis grubu. (ç.n.)
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:27
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Şubat 2026 18:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















