Yüzyılın dönüm noktasında hiçbir şey şaşırtıcı değil 1 Ayşe Böhürler
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
“”Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü,
hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku.
Aydınlık mevsimiydi. Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı,
hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu...”
Fransız Devrimi sonrasının çalkantılı yıllarını Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi’nde böyle tarif etmişti.
21. yüzyıl da benzer bir altüst oluşa sahip. Bir tarafı umut diğer tarafı dijital distopya! Bu çelişkilerin içinde en çok kullanılan tanım bir Marksist kuramcı olan Gramsci’den alıntılanıyor. “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için çabalıyor: şimdi canavarların zamanı” diyen Gramsci aslında bu benzetmeyi yirminci yüzyılın başında 1930’larda Avrupa’da faşizmin yükseldiği bir dönemde yapmıştı. Canavarlar çağı alıntısıyla ortaya çıkan durumu Amerika’nın dünya liderliğini güçlendirme perspektifinden “Trump ne yapmak istiyor” sorusuyla biraz açmak istiyorum.
Trump politikalarını elbette tek başına, aklına esip gelen fikirlerle yapmadı. Arkasında bir ideoloji var, zaman ve zeminde değişen rasyonaliteye dayanan veriler, seçmen talebi, derin bir akıl ve acil ihtiyaçlar var. Bugün gördüğümüz her şey dünden öngörülmüş planlanmış ve geleceğe matuf hamleleri içeriyor. Bu yazıda elverdiği ölçüde bunu özetlemeye çalışacağım.
DÜNYANIN AMERİKA’YA İHTİYACI VAR MI?
Trump’ın bu soruya verdiği cevap net ve yapmak istediklerinin adeta özeti: “Dünyanın, diğer ülkelerinin Amerika’ya ihtiyacı var. Amerika’ya satamazlarsa hayatta kalamazlar.”
Şu yeni dünyayı anlamak için ihtiyacımız olanın genel lafların ötesinde ince detaylar, arka plan olduğunu düşünerek Çin-ABD ekonomisini ve iki ekonominin kapışmasının mahiyetini iki taraflı olarak çok iyi bilen Manchester Üniversitesi Finans bölümünde kıdemli öğretim üyesi olan Prof. İsmail Ertürk’ün yaptığımız bir sohbetten faydalanarak onun analizlerden alıntılayarak paylaşacağım.
Trump “neyi dizginlemeye” ya da “kontrol etmeye” çalışıyor…
Tüm bu olayların merkezinde Black Rock ve Vanguard State Street gibi dünyada binlerce şirkette en büyük hissedar olan; banka, silah, sanayi, teknoloji, medya şirketlerinin finansörlüğünü yapan küresel finans güçleri var.
Black Rock küresel olarak 10 trilyon dolarlık aktif yönetiyor. Bu 10 trilyon doların yüzde 50’sini Amerika dışındaki finansal piyasalarda değerlendiriyor. Amerikan emeklilik fonlarını yöneten Black Rock’tan sonra gelen Vanguard Grup ise 8 trilyon dolarlık bir parayı yönetiyor. Amerikan gayri safi milli hasılasının 30 trilyona yakın olduğunu düşünürsek, Amerika’nın en büyük iki aktif yöneticisi neredeyse Amerikan gayri safi milli hasılasına yakın; borsaların, şirketlerin değerini etkileyecek büyüklükte bir güce sahip. Londra Borsası’nın yüzde 50’den fazlası Amerikan varlık yönetimi yatırımcılarının. Yüksek risk ve yüksek getiri hedefleyen hedge fonları da kullandıkları taktiklerle şirketlerin stratejisini borsadaki yüzde 1’lik bir hisse payıyla bile değiştirebiliyorlar. Finansal güç sıralamasında dördüncü sırada ise “private equity” denilen, borsaya kotalı olmayan fonlar var. Amerikalı fonların dünyada sahip olmadığı şirket yok.
AMERİKAN HALKINA KATKISI VAR MI?
Küreselleşmenin ortaya çıkardığı bu finansal gücün “Amerikan halkına katkısı nedir?” sorusu politik paradigmaların değişiminde etkili oldu. Ortaya çıkan tabloda en tehlikeli sonuç ise Amerikan finans gücünün Amerikan halkının refahını artırmazken Çin’in büyümesine katkı sağlaması oldu. Trump bir iş adamı. Bu finansal gücü dizginlemeye çalışırken de yine iş insanlarının fikirlerini, desteklerini aldı. Özetle Trump reel ekonomiye hizmet etmeyen büyük finans şirketleriyle kavga ederken hedefte yine Çin var.
ÇİN EKONOMİSİNİ FİNANSALLAŞTIRMADI
Prof. İsmail Ertürk, Amerikan finans gücüne dair bu çerçeveyi çizerken Çin’in dersini iyi öğrendiğini; tam tersini yaptığını, ekonomisini finansallaştırmadığını söylüyor.
“Çin finansı reel ekonomiye hizmet edecek bir şekilde tasarlandı. O yüzden parasını uzun süre korudu, hâlen dengeli açıyor. Mesela; Alibaba’nın kurucusu Jack Ma fintech bankasını kurdu. Ant Financial diye bunu borsaya açacaktı, borsaya açtığı takdirde Ant Financial bir anda dünyanın borsa değeri en yüksek finansal şirketlerinden biri olacaktı, Citibank’ın da daha üzerinde olacaktı. Çin hükümeti bunu durdurdu. Şimdi bunu şöyle yorumlayanlar oldu, ‘Jack Ma çok güçlü olacaktı, o yüzden.’ Yok, Jack Ma ile sorunu olsaydı Çin Komünist Partisi’nin o borsaya açıldıktan sonra şirketi Jack Ma’dan alır başkasına verirdi. Orada verdikleri karar, Çin ekonomisinin Ant Financial’a ihtiyacı yok, çünkü Ant Financial sonuçta cep telefonunuzdan ödeme yapabileceğiniz hizmetler veren, mevduat toplamayan bir fintech. Çin hükümetine gerekli olan elektrikli arabalarını, yapay zekâ şirketlerini finanse edecek finansal sistem, bu yüzden onu durdurdular.
“Çin elektrikli araba üreticilerine rekabetçi bir şekilde ciddi krediler veriyor, banka gibi bir yan kuruluşuyla sermaye ve uzun vadeli fon sağlıyor. Ayrıca Çin dışında bir ülke elektrikli araba yapmak istese Çin o elektrikli arabaların motorunu, bataryasını yapmak için gerekli ham maddelerin, minerallerin yüzde 90’ına sahip. Satmak istemezse kimse elektrikli araba yapamaz. Bütün bunları düşünerek çok kapsamlı bir sistem geliştirdi. Volvo’yu satın aldı, ondan sonra Mercedes’te hisseleri var. Alman araba endüstrisi, geleceğini Çinli elektrikli araba üreticileri ile ortak görüyor. Batarya ile çalışan araba satışına baktığınız zaman BYD, Tesla’yı geçti, fakat borsa değeri Tesla kadar değil. İşte bu finansallaşmış ekonomide borsadaki değerin nasıl saptandığıyla ilgili bir şey. Evet, küreselleşme sona ermedi fakat Amerika’ya olan güven azaldığı için küreselleşmenin ağları değişecek. Özellikle Avrupa’da ciddi bir güven eksikliği var. Belki Çin ve Avrupa’nın ortak geliştirecekleri yeni bir küreselleşme içinde Brezilya’nın da olduğu, Japonya’nın bile olduğu yeni bir tedarik zincirleri ağı kurulabilir.
“Trump ise tam da bu ağı engellemeye çalışıyor. Amerika’nın sorunu o ülkelerden Amerika’ya mal ihraç eden şirketler. Bu, Amerika’da enflasyonun çok düşük olmasına aynı zamanda da Amerikan şirketlerinin değerinin çok yüksek olmasına neden oldu. Amerika’daki sorun, bu varlığın Amerika’da yüksek maaşlı işlere dönüşmemesi. Apple, kendi mağazalarında çalışan insanlara yüksek maaş verebilir. Amazon o depolarda çalışanlara yüksek maaş verebilir, varlıkları var. Sorun, yükselen şirketlerin yüksek maaş vermemeleri, kaynakların eşit bir şekilde paylaşılmaması…
Trump bunlara karşı çıkıyor.”
DEVAMI YARIN
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:80
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 08 Şubat 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















