Yatırımlar için güçlü merkez Türkiye
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
İhracatçılarımız son yıllarda gümrük tarifeleri, savaşlar ve Avrupa pazarındaki resesyon gibi ciddi meydan okumalarla karşı karşıya kaldı. Türkiye, bu tür bölgesel ve küresel şoklara rağmen ihracatını artırmayı sürdürdü. Ancak ihracattaki artış trendinin son aylarda yataylaşmaya başladığı görülüyor.
Dışsal nedenlerin yanı sıra TL'deki reel değerlenme ve ücretlerde döviz cinsinden yaşanan artışların da ihracatı olumsuz etkilediği söylenebilir. Bununla birlikte, Türkiye ekonomisinin ulaştığı büyüklük dikkate alındığında kur ve ücretler üzerinden rekabet gücü elde etmek artık eskisi kadar kolay değil. Türkiye için ilave rekabet gücünün yolu çoktandır verimlilik artışından ve inovasyondan geçiyor. Aslında reel sektör de bunun farkında. Ancak üretim modellerini ve ürün gamını değiştirmek kolay bir süreç değil. Yeni yatırımlar gerektiriyor.
CÖMERT BİR TEŞVİK VERİLDİ
İhracatçı şirketlerin zorlu finansman koşullarında nefes alabilmesi ve yeni yatırımlara teşvik edilmesi için kamudan destek bekleniyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu desteğe ilişkin müjdeli haberi cuma günü açıkladı. Normalde yüzde 25 olan kurumlar vergisi, ihracatçı şirketler için yüzde 20 olarak uygulanıyordu. Yeni düzenlemeyle birlikte kurumlar vergisi oranı imalatçı ihracatçılar için yüzde 9'a, diğer ihracatçılar için ise yüzde 14'e düşürüldü. Oldukça cömert bir teşvik söz konusu. İhracatçı şirketler verimlilik ve inovasyon üzerinden rekabet gücü inşa etmeleri için bu fırsatı iyi değerlendirmeliler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı teşvikler sadece bununla sınırlı değildi. ABDÇin rekabeti ve jeopolitk gelişmelerden kaynaklı olarak küresel ağırlık merkezleri ve kuralları değişiyor. Yeni düzende Türkiye'nin finans, lojistik ve ticaret merkezi konumunu güçlendirme potansiyeli bir hayli fazla. Türkiye'nin "bölgesel istikrar adası" hedefine ulaşmasına katkı sağlayacak nitelikteki uluslararası doğrudan yatırımları için de çeşitli teşvikler devreye alındı. Bunca bölgesel ve küresel şoka rağmen, Türkiye güvenlir bir ticaret ve yatırım ortağı ve dinamik bir ekonomi olduğunu ispat etti. Türkiye'nin cazibesi önümüzdeki dönemde katlanarak artacaktır.
BU KAFAYLA İŞİN ZOR AVRUPA!
BU gerçeği bazılarının anlaması kolay olmuyor. Gerçi "anlıyorlar ama kabullenmek istemiyorlar" desek daha doğru olur. Tıpkı AB gibi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçenlerde yaptığı konuşmasında AB'nin genişleme sürecinin ne denli önemli olduğunu vurgulamaya çalışırken, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmamız gerekiyor ki kıta Rusya, Türkiye ya da Çin etkisi altına girmesin" ifadelerini kullandı. Akla ziyan bir açıklama.
Avrupa ekonomisi son 20 yılda ABD ve Çin'in bir hayli gerisinde kaldı. İtalya borç bataklığının içerisinde. Fransa eskisi kadar yenilikçi değil. Uzun süre Avrupa sanayisini neredeyse tek başına sürükleyen Almanya, ciddi bir durgunluğun içinde.
ENTEGRASYONUN SONUNA GELİNDİ
AB entegrasyonunun sonuna gelindi. Avrupa ekonomisi yeni büyüme alanları bulamıyor. Yeşil ve dijital dönüşüm için gereken milyarlarca euroluk yatırımların finansmanı ve bütçe açıklarının sürdürülebilir yönetimi için Avrupa'da sermaye piyasalarının daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Ancak bu tür iddialı reformları mevcut kurumsal yapı içinde hayata geçirmek kolay değil.
kurumları oldukça hantal. Proaktif olmayı bırakın, çoğu zaman reaktif bile davranamıyor. Ülkelerin öncelikleri farklılaştı; ortak karar almak eskisi kadar kolay değil. Avrupa nüfusu yaşlanıyor. Bu ortamda girişimciliği ve yenilikçi ruhu teşvik etmek zorlaşıyor. Aile işletmeleri veliaht bulamadığı için kapanıyor. Ekonomiye taze kan gerekiyor; ancak Avrupa genelinde artan göçmen karşıtlığı bunu zorlaştırıyor.
AB'nin enerji, sanayi ve savunma alanlarında stratejik iş birliklerine ihtiyacı var. Aksi takdirde ABD ve Çin ile rekabet etmesi mümkün değil. Bu iş birliklerinin tesis edilemediği bir senaryoda Avrupa ekonomisinin her geçen yıl daha da gerilemesi kaçınılmaz. AB, Kuzey Afrika ülkeleri, Hindistan, Azerbaycan ve Türkiye ile mevcut iş birliklerini derinleştirmeden ekonomik açıdan ayakta kalma şansına sahip değil. Hatta Avrupa'nın uzun vadede Rusya ile de ilişkilerini bir biçimde normalleştirmesi elzem.
Bu tür iş birlikleri, Avrupa'nın alıştığı "hep bana" yaklaşımıyla yürütülemez. Kazan-kazan anlayışını Avrupalıların kafalarına kazımaları gerekiyor. Ama bunu hâlâ kabullenmek istemiyorlar. Gümrük Birliği'nin güncellenmesinden "Made in Europe" projesine Türkiye'nin dâhil edilmesine kadar, iş birliklerini kolayca güçlendirebilecek başlıklarda bile gerekli adımları atmaktan kaçınıyorlar.
Değişen küresel dengelerde Avrupa'nın Türkiye'ye olan ihtiyacı, Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha yüksek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:98
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Nisan 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















