Vakti birlikte idrak etmeyince öğrenme ve öğretme bahsi eksik kalıyor... Fatma Barbarosoğlu
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Vakti birlikte idrak etme meselesi mühim. Yaşanan pek çok sorunun temelinde vakti birlikte idrak edemeyişimizin bulunduğunu düşünüyorum.
Beş altı yıl önce o zamanlar adı Twitter olan sosyal medyada “Sadece beyler cevaplasın lütfen, babanızdan ne öğrendiniz?” diye sordum. Eksik olmasın okuyucularım ciddiyetle cevap verdi. Genellikle erdemli davranışlar sıralandı. Dürüstlüğü, fedakarlığı, saygıyı öğrendim şeklinde.
Somut olarak babanızdan ne öğrendiniz sorusu genellikle salata yapmak diye cevaplanırken bir iki kişi de araba kullanmayı ve tamir etmeyi öğrendiğini söyledi.
Tamir kısmı önemli. Bizim zamanımızın babaları “erkek işi” olan bütün işleri yapar, dışardan usta getirmek pek söz konusu olmazdı. Genellikle bu işler boya badana yapmak, odun yarmak, yarılmış odunları küçücük mekanlara sanatkârane bir şekilde istiflemek olurdu. Hafta sonu bütün ailenin ayakkabılarını boyamak da babaların işleri arasındaydı. O zamanlar hayatımızda spor ayakkabı olmadığı için dar gelirli aileler için kösele-deri ayakkabıların boyanması ciddi bir iş idi. Gençler “Boyayalım mı abi?” cümlesini Yeşilçam filmlerinden duymuştur muhakkak diyeceğim de… O da hayatımıza sosyal medya girmeden evveldi. Yeşilçam filmleri bile 2020’den sonra herkesin seyrettiği ortak payda olmaktan çıktı.
Amerika’da yaşayan bir arkadaşım, yapı alanında profesör olan yetmiş yaşındaki hocasının hafta sonu aktivitesi olarak torunuyla eski bilgisayarların içini açtıklarını söyledi. Dede torun saatlerce bilgisayarı parçalayıp sohbet ediyorlarmış. Büyük ebeveynlerle vakit geçirme aktivitesini hayranlıkla karşıladığımı görünce “Babalar da çocukları ile hafta sonu araba yıkamaya gider. Aileler birlikte sosyalleşir” dedi.
Büyüklerimden ne öğrendim sorusunu kendime de sordum. Annemden öğrendiğim en çarpıcı iş, daha doğrusu annemin bunu nasıl yaptığına şaşırarak baktığım iş annemin bizi de dahil ederek çamur karıp kerpiç kesmeseydi. Çamurlar kalıplara kondu, güneşte kurutuldu ve evin bir odası o hep birlikte kestiğimiz kerpiç ile örüldü. Annemin her türlü ev işi ve el işi yaptığına tanıktık ve bu bize hiç şaşırtıcı gelmiyordu. Bütün anneleri öyle sanıyorduk.
Kalabalık misafir geldiğinde yemek yapamayan, ördüğü örgünün kol takma kısmını denkleştiremeyen, kasnağa kumaş germekte zorlananlar için mahallenin hamarat hanımları yardıma koşar, işin başında olanlara destek çıkarlardı. Bir müddet sonra dünün acemisi günün kalfası olur, o da başkalarına iş öğretirdi.
Soru şu: Biz işi öğrenmiştik ama işi öğretme bahsinde bizden önceki kuşak kadar başarılı olmuş muyduk?
Bizim kuşak anne olduğunda “vakit daralmıştı”, çocuklar yavaş yavaş kurslara taşınmaya başlamıştı. Oğlumu spora, kızımı müzik kursuna götürdüm bir dönem. Ama ben onlara ne öğrettim sorusunu bir türlü net olarak cevaplayamam. Bizden önceki kuşağın hayatına televizyon orta yaşlarında girdiği için ev işi yapıldıktan sonra radyo dinleyerek el işi yapılırdı. Ev hanımları tutku ile radyodan arkası yarın dinler, bazen bu uğurda ocakta yemekler unutulurdu.
Bakkaldan ancak birkaç kalem ürünün alındığı, hane halkının bütün kışlık erzakını yaz ve sonbaharda hazırlayan, hayatın her alanında kendi başının çaresine bakabilen bir kuşağın diplomalı çocukları olarak hayat yordamımız büyüklerimize nazaran biraz güdük kaldı belki de. Reçel yapmayı, peynir, yoğurt, hamur mayalamayı biliyor, kendi hazırladığımız ikramlarla arkadaşlarımızı evimizde ağırlayabiliyorduk. Kazak, dantel örüyor, kanaviçe işliyorduk. Ama bütün bunları biraz daha kitap okuyabilme izni koparabilmek için yapıyorduk. Maharet sahibi olmak önemliydi, “elinden hiçbir iş gelmez” yaftasını yememek için yapıyorduk muhtemelen.
Hane halkının sobanın başında toplandığı orta gelirli ailelerde evin çocukları aynı odada ders yapar, anneler örgü örer, babalar “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” misali evin içinde hane halkına pek karışmadan günün yorgunluğunu atmaya çalışırdı. Bazen misafir gelir, yetişmeyen ödevler için “Öğretmenim dün misafir geldi.” mazereti dile getirilirdi.
Bütün bunları nostaljik bir tat olsun diye, “Geçmiş çok güzeldi” demek için yazmıyorum. Zaman ve mekân idrakinin değişen yüzünü kavrayabilmek için tasvir ediyorum.
Birlikte el işi yapma eylemini günün şartlarına taşımak üzere birkaç ay önce bir iplik markası eş zamanlı olarak Türkiye’nin dokuz şehrinde kadınları sinema solanlarında ağırladı ve kadınlar hem birlikte film izleyip hem de ördükleri parçaları birleştirerek bir yaşlılar yurduna hediye olarak gönderdi.
Beraber kelimesini günümüzde en çok iki takım aynı skorla maçı bitirdiğinde kullanıyoruz. Hayatın aşırı bireyselleşmesi sebebiyle yapılan ortak işler yara aldı. Her sahada yapılan “atölye” çalışmaları, “beraber olmayı” ayakta tutmak için gösterilen çabalar gibi geliyor bana.
Yazıyı gazeteye göndermeden önce kızıma okuyup “Sen annenden ne öğrendin?” diye sordum. Neler öğrendiğini sıralarken cümlesine “dinlemeyi” diye başlaması çok çarpıcı geldi. O an, dinlemeyi, toprağı ve yaprağı incitmeyen annemden öğrendiğimi fark ettim. Yaşlı kadınlar, kederli gelinler anneme gelir anlatır, anlatır, anlatır, annem de o esnada hem onları can kulağı ile dinler hem de işini yapmaya devam ederdi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:61
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Mayıs 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















