Ankara24.com
close
up
Menu

Tekirdağ da yeni aldığı motoru mezarı oldu: Feci kaza anları kamerada

FETÖ hükümlüsü ihraç edilen kıdemli albay yakalandı

Sivaslılar Günü nde Ebru Yaşar rüzgarı Kayseri de Sivaslılar Günü programında konser alanı doldu taştı Kayseri Haberleri Habertürk Yerel Haberler

Seferleri durdurulan nostalji tramvayına yanıcı madde atıldı: O anlar kamerada

MIX Festival 10. edisyonuyla sahnede

‘Yaz sıcakları tansiyon hastalarında risk oluşturuyor’

Saklı Bahar da Anamika nın acımasız planı! Kimler zarar görecek?

Bakan Kacır: Terörsüz Türkiye ile yatırımın, üretimin ve kalkınmanın önü açılacak

Altına rakip çıktı: Adeta yarışıyor! Kilosu servet değerinde...

Sosyal medyayı küçük yaşta kullanan çocuklar bazı derslerde daha başarısız olabiliyor Haberler

Dünyanın en temiz 10 şehri açıklandı: Sokaklarında çöp görmek neredeyse imkansız Sözcü Gazetesi

28 Şubat ta DGM de yargılanıp görevden alınan Kürt siyasetçiden Bahçeli açıklaması

Tekerlekli sandalyeli genel cerrahın yaşam öyküsü Amerikan tıp dergisinde

İran istihbaratından İsrail’e sosyal medya kancası: Sahte iş ilanlarıyla tuzağa çektiler

Cumhurbaşkanlığı na Cevdet Yılmaz vekalet edecek Son dakika haberleri

Trump’tan tüm dünyayı umutlandıran açıklama… İran ile anlaşma sağlanacak mı?

Wanda Nara dan eleştirilere pozlu yanıt

Mekke Anlaşması NATO nun 5. maddesiyle çelişmiyor Dış Haberler

ABD Hava Kuvvetleri, Ben Gurion Havaalanı ndan yakıt ikmal uçaklarını çekmeye başladı

Yeni aldığı motosikletle kaza yapan Utku öldü; o anlar kamerada

Vahdet i vücûd meselesi (7) Ömer Türker

Vahdet i vücûd meselesi (7) Ömer Türker

Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.

Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî’nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah’ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah’a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam’ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah’a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunmadığı tartışmasının, bir devamıdır. Özellikle Mutezile ile Ehl-i sünnet âlimleri arasında yoğun tartışmalara konu olan bu meselede Ehl-i sünnet cenahındaki

Vahdet-i vücûda yönelik Teftâzânî’nin yönelttiği eleştirilerden biri, Allah’ın vücûd (varlık) diye bir adının naslarda geçmediği, bir kimsenin kendi zannından hareketle Allah’a vücûd ismini veremeyeceği şeklindedir. Bu eleştiri, İslam’ın özellikle erken döneminde canlı olan bir tartışmanın, kulların Allah’a bir isim verme ehliyetinin bulunup bulunmadığı tartışmasının, bir devamıdır. Özellikle Mutezile ile Ehl-i sünnet âlimleri arasında yoğun tartışmalara konu olan bu meselede Ehl-i sünnet cenahındaki hâkim tavrın, Allah’ın isimlerinin ancak Allah tarafından verilebileceği görüşüdür. Fakat İbnü’l-Arabî söz konusu olduğunda tartışmanın ekseni farklılaşmaktadır. Zira Varlık’ın Hak olduğunu söylemek, gerçekte Allah’a yeni bir isim atfetmek değil, insanların apaçıklıkla bildiği ve vücûd veya varlık adını verdiği şeyin Hakk’ın kendisi olduğunu ifade etmek demektir. Gerçi İbnü’l-Arabî’ye göre zaten bütün isimler Hakk’a aittir ve tartışma bu açıdan ele alındığında derinleşmekte ve tekrar varlık olmak bakımından varlığın Hak olmasının ne anlama geldiğine dönmektedir. Lakin münhasıran vücûd isminin Hakk’a izafesinin bu şekilde daha kolay bir açıklamasını yapmak mümkündür. Nitekim buna benzer bir durum, özellikle İbn Sînâ felsefesinden sonra felsefe, kelam ve tasavvuf metinlerinde kullanılan Vâcibü’l-vücûd (Zorunlu Varlık) ifadesinin Tanrı için kullanılması da bu kabildendir.

Bilhassa İmâm Rabbânî tarafından dile getirilen önemli eleştirilerden biri, ayân-ı sâbitenin ezelî oluşudur. Daha önceki yazılarda belirtildiği üzere ayân-ı sâbite, şeylerin Hakk’ın ezelî ilmindeki hakikatlerine tekabül eder. İbnü’l-Arabî’nin ayân-ı sâbite hususundaki görüşleri, bir nesnenin özdeşliğini koruyarak muhtelif seviyelerde nasıl tahakkuk edeceğini ve bütün bu tahakkukların insan bilgisine hangi şartlarda konu olacağını açıklayan derin bir teoriyi barındırır. Ona göre ayân-ı sâbite, zaten Allah’ın ilminin muhtevasını ve var oluşun muhtelif seviyelerinde mevcudiyet kazanan şeylerin suretlerini (formlarını) oluşturur. Allah’ın ilmi sonradan var olmayacağına göre ayân-ı sâbitenin de ezeli olması gerekir. Burada eleştirmenlerin belki dikkate almakta zorlandığı belki de girmekten imtina ettiği oldukça ince bir nokta vardır: Allah’ın söz gelişi şu anda var olan Ali şahsına dair bilgisi, sonradan oluşmuş değildir, Allah ezelî ve ebedî olduğuna göre O’nun ilmindeki Ali bilgisi de ezelî ve ebedî olmak zorundadır. Pekâlâ, Allah’ın ezelde bildiği Ali sureti ile şu anda var olan Ali arasındaki irtibatı sağlayan nedir? Bir insan ferdi olarak Ali var oluşun bir yığın haline konu olmaktadır. Bu haller, bir bilgide suret olarak bulunan Ali anlamında bulunmaz. Ayrıca Ali, insan türünün bir üyesi olduğundan Allah’ın insana dair bilgisi Ali’yi, canlıya dair bilgisi insan ve Ali’yi, cisme dair bilgisi canlı, insan ve Ali’yi kapsar. Var oluşun ve bilginin muhtelif seviyelerinde Ali’nin bunca farklı durumlarda tahakkuk etmesine rağmen özdeşliğini koruyan nedir? İşte İbnü’l-Arabî’nin ayân-ı sâbitesi birinci aşamada bu sorunu çözer. Eğer bu görüşten dolayı İbnü’l-Arabî tekfir edilecekse bundan daha keskin bir görüş olan ve neredeyse Fahreddin er-Râzî sonrasında bütün kelamcı ve filozoflarca kabul edilen nefsü’l-emr teorisini benimseyenlerin toptan tekfir edilmesi gerekir. Nefsü’l-emr teorisinin ayrıntısına girmeyeceğim ama ayân-ı sâbite görüşünden dolayı İbnü’l-Arabî’nin dehşet verici bir hataya düştüğünü söyleyeceksek bir yığın Ehl-i sünnet kelam âliminin benzer hataya düştüğünü de söylememiz gerekir. Tabii ki bu yargılar, bir tür dinî sapkınlık kapsamında görülen hatalar için geçerlidir. Aksi halde nazarî bir mesele olarak konuyu tartışıp İbnü’l-Arabî veya başka bir âlim ve düşünürle aynı kanaate varmayabiliriz ve buna hakkımız da vardır.

Ayân-ı sâbite teorisinin ikinci aşamada çözdüğü sorun, mevcutların çeşitlenmesi problemidir. Çok kısaca bu sorun şöyle ifade edilebilir: Hak varlıktan ibaret olduğuna ve mevcutlar da Hakk’ın nispetleri olduğuna göre mevcutların çeşitlenmesini ve birbirinden farklı sayısız mevcudun var olmasını mümkün kılan şey, Hakk’ın ezelî ilmindeki sâbit aynlardır. Ayân-ı sâbite, muhtelif mertebelerde o mertebelerin gereğine uygun olarak tahakkuk ederek Hakk’ın nispetlerinin farklılaşmasını sağlar. Aslında bu şekilde görüldüğünde bunda eleştirilecek ne var diyebilirsiniz. Kelam geleneğinin duyarlılıklarıyla yaklaşıldığında bu görüşün eleştirilmesi gereken tarafı, ilâhî kudretin hem yönünü hem etki etme derecesini hem de etkinin muhtevasını ilâhî iradeden bağımsızlaştırarak Hakk’ın ilminde olduğunu bile söylesek ezelî bir surete bağlamaktır. Kelamcı yaklaşımı, böylesi bir tasarrufu bir yandan ilâhî iradeyi etkisizleştirmek diğer yandan da hiçbir form ve sınırlama kabul etmeyen ilâhî kudreti sınırlamak olarak değerlendirir.

Oldukça özetle ifade ettiğim bu teoride kanaatimce İbnü’l-Arabî’nin yaklaşımı ile kelamcıların yaklaşımlarının -biri diğerinin altına yerleştirilmedikçe- uzlaştırılma imkânı yoktur. Nitekim İbnü’l-Arabî sonrasında kelamcıların yaklaşımı ile vahdet-i vücûdu uzlaştıran düşünürlerin benim bildiğim kadarıyla neredeyse tamamı, kelam ve felsefenin izahını nazarî aklın ulaşabileceği son seviye kabul edip vahdet-i vücûdu insan ruhunun mücahede yöntemiyle ulaşabileceği en üst idrak kabul etmiştir. Pek az âlim, vahdet-i vücûdu bilhassa kelama yaklaştırarak kabul edebilmiştir. Buradaki yaklaşım farkının sebebi şudur: İrade, kelamcıların iddia ettiği gibi var oluşun en üst seviyesinde yani Tanrı’da bulunan bir sıfat veya özellik midir yoksa filozofların iddia ettiği gibi ruh veya nefs sahibi cisimlerin bulunduğu varlık seviyesinde ortaya çıkan bir özellik midir? Aslında Helenistik dönem de dâhil bütün metafizik tarihinde gördüğümüz büyük ayrışmaları bu soruya verilen cevaba bağlayabiliriz. İster Yahudi ister Hıristiyan ister Müslüman olsun kelam gelenekleri, ilâhî zâtın bizim bildiğimiz anlamda iradesi olduğunu ısrarla savunmuşlardır. Modern Batı felsefesinin filozof tipini değiştirdiği döneme kadar filozoflar da bütün görüş ayrılıklarına rağmen bu hususta tutarlı bir tavır sergilemiştir. Hatta Derscartes ile başlayan modern Batı felsefesinde bu tavrın aksine görüşlerin ortaya çıkmasının sebebi, Batı’da bilhassa Kıta Avrupa’ında yetişen Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi filozofların Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Bâcce ve İbn Rüşd tipinde saf filozof değil, Fahreddin er-Râzî ve takipçileri tipinde mütekellim-filozof olmalarından kaynaklanır. Bu sebeple Descartes sonrasında Hegel’e kadar Avrupa’da yetişen filozofların kahir ekseriyeti, meşrep farklılıklarına bağlı olarak bizim Tûsî, Kâtibî, Teftâzânî, Cürcânî ve Fenârî gibi müteahhirûn dönemi düşünürlerimize benzerler.

Özetle vahdet-i vücûd iradeyi, zorunluluğun aşağı varlık mertebesindeki bir uzantısı kabul ederken kelamcılar, iradeyi yegâne ilke kabul edip var oluşun hiçbir seviyesinde kelimenin hakiki anlamıyla zorunluluk bulunmadığını, zorunluluğun bir alışkanlık olduğunu düşünür. Açıkçası bu, nazarî seviyede bir görüş ayrılığıdır, dinî akideleri saptırmakla ilgisi yoktur. Kanaatimce bu, düşünce tarihi duyarlılıklarıyla bakıldığında nazarî bir tartışma iken dinî nasların tevilindeki duyarlılıklar açısından bakıldığında bir yorum farkından ibarettir. İster kelamcıların ve İmâm Rabbânî’nin düşündüğü gibi ilâhî irade ve kudretin, muhtevasını bilemediğimiz ilimle sınırlanmasını uygun bulmayın ister Said Nursî’nin edebî ifadesiyle bunun “tevhidde istiğrak” (boğulma) olduğunu düşünün isterse vahdet-i vücûdcu sûfîlerin düşündüğü gibi Hakk’ın tevhidinin tam böyle olmasını gerektiğini düşünün mesele tevhidi anlama çabasında toplanır. Hz. Peygamber’in (sav) bir hadisinde buyurduğu gibi “Herkes ne için yaratılmışsa ona ulaştırılır”.

Önemli haberleri ve güncellemeleri kaçırmamak için Ankara24.com'ı takip edin.
seeGörüntülenme:251
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Aralık 2025 04:05 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Tekirdağ da yeni aldığı motoru mezarı oldu: Feci kaza anları kamerada

07 Ağustos 2026 00:23see185

FETÖ hükümlüsü ihraç edilen kıdemli albay yakalandı

07 Ağustos 2026 00:49see179

Sivaslılar Günü nde Ebru Yaşar rüzgarı Kayseri de Sivaslılar Günü programında konser alanı doldu taştı Kayseri Haberleri Habertürk Yerel Haberler

06 Ağustos 2026 02:36see172

Seferleri durdurulan nostalji tramvayına yanıcı madde atıldı: O anlar kamerada

06 Ağustos 2026 09:29see157

MIX Festival 10. edisyonuyla sahnede

06 Ağustos 2026 21:51see157

‘Yaz sıcakları tansiyon hastalarında risk oluşturuyor’

06 Ağustos 2026 09:19see155

Saklı Bahar da Anamika nın acımasız planı! Kimler zarar görecek?

06 Ağustos 2026 13:41see153

Bakan Kacır: Terörsüz Türkiye ile yatırımın, üretimin ve kalkınmanın önü açılacak

06 Ağustos 2026 17:19see153

Altına rakip çıktı: Adeta yarışıyor! Kilosu servet değerinde...

06 Ağustos 2026 10:46see153

Sosyal medyayı küçük yaşta kullanan çocuklar bazı derslerde daha başarısız olabiliyor Haberler

06 Ağustos 2026 14:36see151

Dünyanın en temiz 10 şehri açıklandı: Sokaklarında çöp görmek neredeyse imkansız Sözcü Gazetesi

06 Ağustos 2026 20:11see148

28 Şubat ta DGM de yargılanıp görevden alınan Kürt siyasetçiden Bahçeli açıklaması

06 Ağustos 2026 18:13see145

Tekerlekli sandalyeli genel cerrahın yaşam öyküsü Amerikan tıp dergisinde

06 Ağustos 2026 15:51see144

İran istihbaratından İsrail’e sosyal medya kancası: Sahte iş ilanlarıyla tuzağa çektiler

07 Ağustos 2026 18:07see144

Cumhurbaşkanlığı na Cevdet Yılmaz vekalet edecek Son dakika haberleri

07 Ağustos 2026 00:50see143

Trump’tan tüm dünyayı umutlandıran açıklama… İran ile anlaşma sağlanacak mı?

07 Ağustos 2026 00:20see143

Wanda Nara dan eleştirilere pozlu yanıt

06 Ağustos 2026 14:50see142

Mekke Anlaşması NATO nun 5. maddesiyle çelişmiyor Dış Haberler

07 Ağustos 2026 20:31see140

ABD Hava Kuvvetleri, Ben Gurion Havaalanı ndan yakıt ikmal uçaklarını çekmeye başladı

07 Ağustos 2026 01:29see139

Yeni aldığı motosikletle kaza yapan Utku öldü; o anlar kamerada

07 Ağustos 2026 00:04see138
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları