Unutkanlık mı, kafanın fazla karışık olması mı?
Sabah sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Buzdolabını açıp içine bakıyorsunuz. Peynirle göz gözesiniz ama ziyaret sebebiniz belirsiz. Peynir konuşsa "Yine mi sen? Bu defa ne arıyoruz?" diyecek. Ardından gözlüğünüzü aramaya başlıyorsunuz. Gözünüzdeki gözlükle! Neyse ki görüşünüz net, arama çalışmaları rahat ilerliyor.
Mutfağa çay almaya gidip çiçeği suluyor, salona boş elle dönüyorsunuz. Çay mutfakta, siz salonda, görev tanımı Allah'a emanet.
Hemen hüküm vermeyin: "Bende unutkanlık başladı!" Bazen mesele hafızanın bozulması değil, dikkatin fazla mesaiye kalmasıdır.
Çalışma belleği, bilgileri kısa süreli tutup işlediğimiz zihinsel tezgâhtır. Psikolog Nelson Cowan'ın değerlendirdiği araştırmalar, belirli deney koşullarında yaklaşık 4 anlamlı bilgi birimlik kapasiteye işaret ediyor. Bu sayı herkes için değişmez bir sınır değildir; görev, gruplama ve kişisel farklılıklar önemlidir.
Ama siz aynı tezgâha faturaları, toplantıyı, akşam yemeğini ve on yıl önceki tartışmada veremediğiniz cevabı koyarsanız, anahtar aşağı düşebilir.
Beyin de haklı: "2016'daki kavganın dosyasını kapatsak yoğurda yer açılacak!"
DİKKATİN İMTİHANI
Kaliforniya Üniversitesi Irvine'den araştırmacı Gloria Mark'ın aktardığı ekran çalışmalarında, dikkat başka yere kaymadan önce aynı ekranda geçirilen ortalama süre 47 saniye. Bu, insanın evrensel dikkat süresi değil; gözlenen ekran davranışıdır.
Yani beyninizin son kullanma tarihi geçmedi. Yalnızca içeride toplantı varken dışarıda bildirim davulu çalıyor.
Birisi adını söylerken mesaja bakarsanız, isim yeterince kaydedilmeyebilir. Sonra "Adınız dilimin ucunda..." dersiniz. Oysa isim kapıdan girememiştir; güvenlikte WhatsApp'a takılmıştır.
HAFIZAYA SEKRETER LAZIM
Çözüm, kendinize kızıp "Artık unutmayacağım!" diye bağırmak değildir. Beyin azar işitince ek personel almıyor.
Yapılacakları yazın, bildirimleri azaltın, anahtarı hep aynı yere bırakın. Bir işi bitirmeden diğerine atlamamaya çalışın. Liste tutmak yenilgi değil, zihinsel iş bölümüdür.
Örneğin anahtarı bırakırken bir saniye durup yerine bakın. O sırada zihniniz yarınki toplantıda müdüre söyleyeceklerinizi prova etmesin. Anahtarın da görülmeye hakkı var; evde yıllardır çalışıyor, hâlâ kadrosu yok. Kendisine küçük bir tabak tahsis etmek iyi bir başlangıçtır.
Giderek artan, günlük yaşamı aksatan unutkanlıkta ise hekime başvurun.
Bazen hafıza kayıp değildir; kafanın içindeki kalabalıkta sesini duyuramıyordur.
***
HÜCRELERİNİZİN ŞARJI MI BİTTİ?
Yaş aldıkça aynı cümleyi daha sık kuruyoruz: "Eskiden sabahtan akşama koştururdum, şimdi öğlene varmadan pilim bitiyor!"
Ardından çözüm arayışı başlıyor: Bir vitamin, iki kapsül, üç takviye... Neredeyse kahvaltıda peynirin yanına şarj adaptörü koyacağız!
Peki mesele yalnızca pilde mi? Ya bedenimizin elektrik tesisatını, haberleşme ağını ve bakım servisini birlikte düşünmemiz gerekiyorsa?
BEDEN BİR ORKESTRADIR
Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü araştırmacıları Miguel Antonio Aon ve Sonia Cortassa'nın Annual Review of Biophysics dergisinde yayımlanan derlemesi, yaşlanmaya bu geniş pencereden bakıyor.
Genler, proteinler, hücreler ve organlar birbirine bağlı ağlar oluşturuyor. Birindeki değişiklik diğerlerini etkileyebiliyor. Dolayısıyla parçaların durumuyla birlikte, birbirleriyle nasıl çalıştıkları da önem taşıyor.
Hücrelerimizin enerji üretiminde görev alan mitokondriler, birbirinden bağımsız jeneratörler gibi çalışmıyor. Ağlar oluşturuyor, birleşiyor, bölünüyor, diğer hücresel yapılarla etkileşiyor.
Üstelik bölünmeleri her zaman kötü haber değil. Bazen hasarlı parçaların ayrılıp temizlenmesine yardım ediyor. Önemli olan, bu değişimlerin ihtiyaca uygun gerçekleşmesi.
Yani hücrenin işi yalnızca yakıt almak değil; bakım yapmak, arızayı ayıklamak, sistemi çalışır tutmak da var.
Derleme, biyolojik verilerin bilgisayar modelleriyle birlikte değerlendirilmesini de ele alıyor. Amaç, karmaşık ilişkileri daha iyi anlamak. Bu, bir kapsülün insanı gençleştirdiğini gösteren klinik deney değil; araştırmaları bir araya getiren bilimsel bir değerlendirme.
Buradan benim çıkardığım ders şu: Sağlığımızı tek rakama, tek moleküle, tek "mucizeye" bağlamayalım.
Ölçelim elbette. Fakat ölçtüklerimizin hayatımızdaki karşılığını da soralım.
***
BEYAZ EKMEĞİ AZALTIN, KALBİNİZE TAM TAHILLI BİR İYİLİK YAPIN!
Yaklaşık 6.500 kişiyi kapsayan 87 randomize araştırmanın analizinde, tam tahıl tüketiminin LDL kolesterol, trigliserit, tansiyon, bel çevresi ve glikoz kontrolünde küçük fakat ortak iyileşmeler sağlayabildiği görüldü.
Faydalar günlük 30–40 gram kuru tam tahıl tüketiminde belirginleşmeye başladı. En güçlü sonuçlar 60–100 gram, yani yaklaşık dört–altı porsiyon civarında görüldü. Ancak bu miktar herkes için şart değildir. Çoğumuz için her ana öğüne bir porsiyon tam tahıl eklemek iyi bir başlangıçtır.
Yulaf, bulgur, arpa, karabuğday, kinoa ve esmer pirinç iyi seçeneklerdir. "Tam tahıllı" yazan şekerli bisküviyi ise sağlık kahramanı ilan etmeyin; paket bazen tahıldan daha yaratıcıdır!
Tam tahıllar lifleriyle bağırsakları, kan şekerini ve tokluk sistemini destekler. Etkileri ilaç gibi dramatik değil, düzenli kullanıldığında birikicidir.
Beyaz ekmeği bir gecede sürgüne göndermeniz gerekmiyor. Önce yarısını tam tahılla değiştirin. Küçük değişim, her gün tekrarlandığında kalbin lehine büyük bir alışkanlığa dönüşür.
***
HER 'PROTEİNLİ' ÜRÜN KAS YAPMAZ!
Protein artık yalnız spor salonlarının değil, market raflarının da yıldızı. Cipsin, kahvenin, makarnanın, hatta tatlının bile "proteinlisi" var. Gıda endüstrisi eskiden hayvan yemi olarak kullandığı peynir altı suyunu bugün beyaz altın gibi pazarlıyor.
Bu yükselişin arkasında yaşlanan nüfus, kas kaybı korkusu ve GLP-1 ilaçları var. Özellikle hızlı kilo verenlerde yeterli protein almak kas kaybını azaltmaya yardımcı olabilir. İkinci Ellide de protein ihtiyacı gençliktekinden daha dikkatli karşılanmalıdır.
Ama küçük bir uyarı: Ambalajında protein yazan her ürün sağlıklı değildir. Şekerli, katkılı ve aşırı işlenmiş bir atıştırmalık, içine protein eklenince spor hocasına dönüşmez! Önceliği yumurta, yoğurt, balık, et, tavuk ve bakliyata verin. Proteini gün içine yayın; yanına direnç egzersizi ekleyin. Çünkü protein kasın tuğlasıdır ama ustası egzersizdir. Tuğlaları salona yığıp ustayı çağırmazsanız bina kendiliğinden yükselmez!
***
BU HAFTANIN EV ÖDEVİ: PAKETİNİ KENDİN TAŞI!
Hepimizin görünmez paketleri var: ertelenmiş kararlar, söylenmemiş sözler, alınmış ama faturası başkasına kesilmiş sorumluluklar... Bazılarımız kendi paketini eşine uzatıyor: "Şunu bir tut, mümkünse hayatım boyunca!"
Oysa eşiniz kargo şubesi, arkadaşınız duygusal antrepo değil.
Psikolog Albert Bandura'nın araştırmaları, bir işi başarıyla yapma deneyiminin kişinin "Yapabilirim" inancını güçlendirebildiğini gösteriyor. Psikolojide buna öz yeterlik deniyor. Yani özgüven, yalnızca aynaya "Sen harikasın!" demekle beslenmiyor; bazen o randevuyu bizzat almak gerekiyor. Ayna itiraz etmiyor, bilimsel açıdan biraz taraflı!
Bu haftanın ödevi basit: Sürekli başkasına bıraktığınız küçük bir sorumluluğu seçin. Telefon görüşmesini yapın, geciken işi tamamlayın, kırdıysanız özür dileyin. "Beni böyle kabul edin" cümlesini de her kusura garanti belgesi diye iliştirmeyin.
İşi küçültün: Bugün yalnızca ilk adımı atın. Sonra neyi başardığınızı not edin; beyninizin somut kanıtı olsun, aile grubunun alkışı şart değil.
Elbette yardım isteyin. Destek almak başka, hayatınızın direksiyonunu devretmek başka.
Paketinizi kendiniz taşıyın; çok ağırsa birlikte kaldırın. Ama adres kısmına sürekli annenizin adını yazmayın!
***
KÖR RETİNAYA IŞIK ANAHTARI TAKILDI
Bilim insanları körlüğü tedavi etmek için bu defa göze yeni bir mercek değil, hücrelere ışık düğmesi yerleştirdi. Kulağa bilimkurgu gibi geliyor; fakat yöntem gerçek: Optogenetik. İleri retinitis pigmentosalı 10 kişinin katıldığı çalışmada araştırmacılar, görme yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiş retinadaki sinir hücrelerini ışığa duyarlı hale getirdi. Bunun için zararsızlaştırılmış bir virüs aracılığıyla hücrelere ışığa duyarlı bir protein üretme talimatı taşındı. Retinitis pigmentosada görüntüyü ilk yakalayan fotoreseptörler zamanla kayboluyor. Buna karşılık görsel bilgiyi beyne ileten retina ganglion hücrelerinin bir bölümü yaşamaya devam ediyor. Araştırmacılar da yıkılmış binayı baştan yapmaya çalışmak yerine, ayakta kalan kablolara yeni bir anahtar bağladı.
GÖZLÜK TEDAVİNİN PARÇASI
Hastalar, çevredeki görüntüyü yakalayıp özel ışık uyarılarına dönüştüren bir gözlük kullandı. Böylece genetik olarak değiştirilmiş retina hücreleri uyarıldı ve beyne yeniden sınırlı da olsa görsel bilgi gönderilebildi.
Bazı katılımcılar nesneleri bulma, ayırt etme veya hareketi fark etme gibi görevlerde ilerleme gösterdi. Ancak doğal görüş geri gelmedi; renkli, keskin ve ayrıntılı bir dünya henüz söz konusu değil. Şimdilik sinemanın HD görüntüsü değil, ışıkları yeni açılmış koridoru konuşuyoruz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:112
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 19 Ekim 2026 07:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















