Türkiye’nin COP31 Başkanlığı: Geleceğin iklim hikayesi Türkiye’de yazılacak Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Yusuf Ziya Taşçı - Ecologica Sürdürülebilirlik Koordinatörü
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS/UNFCCC) kapsamındaki 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği için yarışan Avustralya ve Türkiye, bildiğiniz gibi bir anlaşmaya varmıştı. Buna göre, 2026’da COP31’in Türkiye’de yapılacağı kesinleşmişti. Bu karar, önümüzdeki günlerde Türkiye’de “iklim değişikliği”, “iklim finansmanı”, “yeşil dönüşüm”, “iklim adaleti” gibi kavramları hiç olmadığı kadar sık duyacağımız anlamına gelmektedir.
COP31 ile birlikte Türkiye, iklim değişikliği ve yeşil dönüşüm başlıklarında dünyaya örnek olma iddiasını güçlendirebileceği, yeni politika adımları ve yatırım kararlarıyla küresel ilginin merkezine yerleşebileceği bir döneme girmektedir. Ülkemizi iklim değişikliği merkezinde yoğun bir diplomasi, finansman ve dönüşüm gündemi beklemektedir.
İKLİM SİYASETİNE YÖN VEREN ANAYASA
20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yükselen çevre, iklim ve sürdürülebilirlik tartışmaları, 1992’deki Rio Zirvesi sonrası kurumsal bir çerçeveye kavuşmuştur. Rio, başta iklim değişikliği olmak üzere üç temel alanda (iklim, biyolojik çeşitlilik, çölleşme) küresel rejimin dönüm noktası olmuştur.
Bu sürecin iklim ayağını BMİDÇS oluşturmuştur. 1994’te yürürlüğe giren sözleşmeye zamanla Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 198 ülke taraf olmuştur. Kısaca söylemek gerekirse, BMİDÇS dünyayı iklim krizine karşı ortak harekete geçirmeyi amaçlayan ana çatı; adeta küresel iklim siyasetine yön veren bir “anayasa” olmuştur.
1995’ten bu yana (2020’deki Covid-19 istisnası dışında) her yıl farklı bir ülkede düzenlenen Taraflar Konferansları (COP’lar), bu anayasanın uygulamasının takip edildiği, yeni kuralların belirlendiği ve küresel iklim politikasının şekillendiği zirveler olarak öne çıkmaktadır.
COP: YIL BOYU SÜREN ÇALIŞMALARIN FİNAL SAHNESİ
COP’ları yılın iki haftasında yapılan tek bir toplantıymış gibi görmek ise son derece yanıltıcıdır. Aslında yıl boyunca yüzlerce, hatta binlerce resmi ve gayriresmî toplantı, teknik çalışma ve müzakere yürütülmektedir. COP ise bütün yıl süren bu çabanın “final sahnesi” gibi işlemektedir. COP’taki görüşmeler sonucunda ortaya çıkan metinler, öneriler ve pazarlıklar, bu iki haftalık yoğun programda siyasi düzeyde karara bağlanmaktadır.
Ülkeler bu süreçte kendi aralarında iklim değişikliğiyle mücadele için “mümkün olan en iyi” dengeyi bulmaya çalışmaktadır. Emisyon azaltım hedefleri, iklim finansmanı, karbon piyasaları, iklim değişikliğine uyum çabaları gibi birçok konu COP’ta kurulan masalar etrafında şekillenmektedir.
Öte yandan, COP’ları sadece teknik müzakerecilerin bir araya geldiği kapalı toplantılar olarak tasvir etmek de artık imkânsızdır. Her yıl on binlerce kişi bu zirvelere katılmaktadır. Örneğin iki yıl önce gerçekleştirilen COP28’de 80 binin üzerinde katılımcı ve 100’ün üzerinde devlet ve hükümet başkanına ev sahipliği yapılmıştır.
Devlet başkanları, bakanlar, milletvekilleri ve üst düzey siyasilerin yanında uluslararası kuruluşların liderleri ve başta enerji ve finans olmak üzere dünyanın en büyük sanayi devlerinin, teknoloji firmalarının, havayolu, lojistik, çimento, demir-çelik, kimya, tarım ve gıda gibi kritik sektörlerin üst düzey yetkilileri geniş ekipleriyle COP sahnesinde yer almaktadır. Bu toplantılarda bir yanınızdan bir devlet başkanı, diğer yanınızdan küresel bir şirketin CEO’su geçebilmektedir.
Kısacası COP, iklim değişikliğini konuşan kısıtlı bir uzman çevresinin ötesine geçmiş ve bugünün en önemli karar vericileri ve paranın yönünü belirleyen aktörleri buluşturan küresel bir güç arenasına dönüşmüş durumdadır.
Katılımcıların ajandalarının tepesinde ise geleceği şekillendiren en önemli konulardan olan iklim değişikliğinin gidişatını takip etmek; kamu, özel sektör, STK, akademi, gibi her yerden temsilcilerin olduğu bu organizasyonda iş birlikleri geliştirmek ve kararları etkileme amacıyla lobi faaliyetleri gerçekleştirmektir.
TÜRKİYE’NİN KRİTİK ROLÜ
Tüm bu tabloyu detaylandırmamın sebebi şu: Karar vericilerin ve küresel sermayenin odağındaki isimlerin bir araya geldiği böyle bir etkinliğe Başkanlık yapmak ve 2026 yılında küresel iklim gündeminin merkezi hâline gelmek, doğru değerlendirilirse, Türkiye’nin marka değerini, itibarını, yatırım hikâyesini ve yeşil dönüşüm sürecini daha ileri taşımak için benzersiz bir fırsattır.
Bu zirve, Türkiye’nin sadece bölgesel değil küresel diplomasi sahnesindeki rolünü güçlendirebileceği bir platformdur. Aynı zamanda trilyonlarca dolarlık gelecek yatırım planlamasının tartışıldığı masalarda Türkiye’nin daha fazla söz hakkı kazanması demektir. Bu fırsatın gerçeğe dönüşebilmesi için kamu kurumlarından özel sektöre, finans kuruluşlarından sivil topluma kadar tüm paydaşların şimdiden hazırlanması, kendi ajandalarını netleştirmesi gerekmektedir.
Bugün iklim ve yeşil dönüşüm konuşurken, yalnızca gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere 10 yılda yaklaşık 13 trilyon dolarlık bir finansman akışından söz ediyoruz. Enerji dönüşümü, altyapı yatırımları, yeşil sanayi, dayanıklılık ve uyum yatırımları derken 2050 taahhütlerinin hayata geçmesi için 200 trilyon dolar seviyesinde küresel yatırım ihtiyacından bahsedilmektedir. Bu nedenle COP’lar, bahsedilen yatırımların yol haritasının çizildiği toplantılara ev sahipliği yaptığı için oldukça gözde organizasyonlardır.
KOLEKTİF HAREKET ETMELİYİZ
İklim değişikliği, sadece “çevre” başlığı altında ele almak doğru değil: BMİDÇS çatısı altında finansman, göç, su kaynakları, teknoloji, adalet, uyum ve karbon piyasaları gibi pek çok konu tartışılmakta, buradaki çıktılar hepimizi ve tüm alışkanlıklarımızı doğrudan etkilemektedir.
Fakat, iklim değişikliği ile mücadele için kolektif hareket etmek zorundayız. Tek bir ülkenin alacağı aksiyon maalesef yeterli olmamaktadır. 2015 yılında büyük bir heyecanla imzalanan Paris Anlaşması ile oluşan pozitif hava son yıllardaki COP’larda tam olarak beklenen ilerlemeyi ve azmi sağlayamadığı için artık dağılmış durumda. Bundan ötürü pek çok ülke farklı konularda adım atılması için bir iklim liderliği beklemektedir. Bu doğrultuda Avusturalya ile ortaklaşa gerçekleştirilecek bu COP’tan güçlü bir anlaşma ile çıkılması ve Paris Anlaşması’nda olduğu gibi tarafları mutlu edecek sonuçlar içermesi arzusu hem Türkiye hem de Avustralya’ya kritik bir sorumluluk yüklemektedir.
TARIMSAL KURAKLIK VE SU KITLIĞI RİSKİ
Türkiye açısından muhtemel öncelikler arasında iklim değişikliğine uyum ve dayanıklılık, yenilenebilir enerji ve şebeke yatırımları, sanayide yeşil dönüşüm (enerji verimliliği, elektrifikasyon, hidrojen, döngüsel ekonomi) gibi konuların olması beklenebilir.
Daha özel olarak baktığımızda ise, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) çalışmalarına göre Akdeniz havzası dünyanın pek çok bölgesine göre daha hızlı ısınmakta ve şimdiden Paris Anlaşması hedefi olan 1,5 °C dereceyi aşmış durumdadır. Aynı zamanda yağışların azalması, kuraklığın artması, sıcak hava dalgaları, büyük orman yangınları, tarımsal kuraklık ve su kıtlığı gibi riskler bölgede artık hepimizin hissettiği gibi daha da şiddetlenmektedir.
YEŞİL FİNANSMAN AKDENİZ’E YÖNELTİLMELİ
Akdeniz havzasında yer alan bir ülke olarak Türkiye’nin COP31’de başta Akdeniz ve Avusturalya’nın rolünden dolayı Pasifik’teki iklim değişikliğine uyumu ve dayanıklılığı öne çıkaran COP perspektifi geliştirmesi beklenmektedir. Bu çerçevede kıyı koruma, su verimliliği, afetlerle mücadele, yerel iklim eylem planları ve kırılgan bölgeler için uyum finansmanı gibi başlıkların gündeme taşınması beklenebilir. Yeşil finansman imkânlarının, Türkiye’nin de parçası olduğu Akdeniz gibi kırılgan coğrafyalara yöneltilmesi, önemli bir adım olacaktır. Böylesi bir COP’tan elbette kırılgan coğrafyalar için adalet temelinde yeni mekanizmalar da beklenmektedir.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği, 2053 net sıfır hedefiyle birlikte düşünüldüğünde, ülkemizin yalnızca bölgesinde değil küresel ölçekte de iddialı ve öncü bir rol üstlenme niyetinin göstergesidir. Öte yandan, ekonomi için 2026, iklim risk ve fırsatlarının değerlendirildiği ve finansman ile yatırım kararlarının merkezde olduğu bir yıl olacaktır. Bu yılın iyi değerlendirilmesi ise planlama, koordinasyon ve güçlü bir vizyon gerektirmektedir.
Geleceğin iklim hikayesinin yazılabileceği COP31 sürecinde pek çok yeni gündem ve gelişme hızla karşımıza çıkacağı düşünüldüğünde düzenli olarak takip etmek önemli olacaktır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:61
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 11:30 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















