Tahran’ın en sert kırmızı çizgisi: Uranyum gitmeyecek Dış Haberler
Haberturk sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında haftalardır savaşın sona erdirilmesine, gerilimin düşürülmesine ve nükleer dosyanın yeniden çerçevelenmesine yönelik yoğun diplomasi yürütülürken, Tahran’dan gelen son mesaj müzakere masasındaki en kritik başlığın değişmediğini ortaya koydu.
El Arabiya/El Hadath’a konuşan üst düzey kaynaklara göre İran lideri Mücteba Hamaney’in verdiği nihai karar net: yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokları ne Amerika Birleşik Devletleri’ne teslim edilecek ne de İran topraklarının dışına çıkarılacak. Bu karar, ilk bakışta teknik bir nükleer müzakere başlığı gibi görünse de, Tahran açısından mesele bundan çok daha derin.
Çünkü İran için bu dosya yalnızca atom enerjisi ya da zenginleştirme kapasitesi değil; rejimin güvenliği, caydırıcılığı ve gelecekte olası Amerikan ya da İsrail baskılarına karşı elinde tuttuğu stratejik güvenlik kartı olarak görülüyor.
İran diplomasi koridorlarında ortak kanaat: Stratejik stok dışarı çıkmayacakİran diplomasi koridorlarından ve karar alma mekanizmalarına yakın çevrelerden yansıyan değerlendirmelere göre, bu karar yalnızca bir siyasi yönlendirme değil; devletin güvenlik aklının ortak yaklaşımı.
Tahran’daki değerlendirmelerde, zenginleştirilmiş uranyum stokunun ülke dışına gönderilmesinin İran’ı gelecekte çok daha kırılgan hale getireceği düşünülüyor. İranlı üst düzey karar vericiler, özellikle son yıllarda nükleer tesislere yönelik sabotajlar, siber operasyonlar, bilim insanlarına yönelik suikastlar ve İsrail’in İran içindeki örtülü operasyonları nedeniyle stratejik kapasitenin dış denetime açılmasını güvenlik tehdidi olarak okuyor.
Bu nedenle uranyum meselesi, müzakere masasındaki bir madde değil; İran güvenlik doktrininin kalbi olarak görülüyor.
Tahran’ın hafızasında Libya ve Irak sendromu varİran’ın bu kadar sert bir pozisyon almasının arkasında yalnızca mevcut kriz yok; aynı zamanda tarihsel travmalar da bulunuyor. İran’daki muhafazakâr güvenlik çevrelerinde sıkça dile getirilen görüşe göre, stratejik caydırıcılığını kaybeden rejimler dış müdahalelere açık hale geliyor.
Bu noktada Libya örneği özellikle öne çıkıyor. Muammer Kaddafi’nin nükleer programından geri adım atmasının ardından yaşanan süreç, İranlı sertlik yanlılarının zihninde hâlâ güçlü bir referans noktası. Saddam Hüseyin sonrası Irak’ın çöküşü ve bölgesel müdahaleler de bu hafızanın bir parçası. Bu nedenle Tahran açısından Washington’un “uranyumu devret” talebi yalnızca teknik bir silahsızlanma önerisi değil; rejimin güvenlik omurgasını gevşetme girişimi olarak algılanıyor.
Trump’ın mesajı: Diplomasi masada ama baskı da devam ediyorBu gelişmeler yaşanırken ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan verdiği mesajlar da dikkat çekti. Trump, İran’la müzakerelerin sürdüğünü doğrularken, Washington’un İran’ın herhangi bir anlaşma kapsamında nükleer silaha ulaşmasına izin vermeyeceğini söyledi. Ancak asıl dikkat çeken ifade, “İstediğimizi bir şekilde elde edeceğiz” sözleri oldu.
Bu açıklama, diplomatik sürecin devam ettiğini ancak Amerikan baskısının azalmadığını gösteriyor. Washington bir yandan müzakere dili kullanırken diğer yandan askeri seçeneği ve baskı kartını tamamen masadan kaldırmış değil. Bu da Tahran’daki güvenlik çevrelerinin neden bu kadar temkinli davrandığını açıklayan önemli unsurlardan biri olarak görülüyor.
Uluslararası atom enerjisi çevrelerinin değerlendirmelerine göre İran’ın elinde yaklaşık 440 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor. Bu rakam teknik olarak son derece hassas kabul ediliyor. Çünkü nükleer uzmanlara göre yüzde 60 seviyesinden yüzde 90 silah kalitesine geçiş, önceki zenginleştirme aşamalarına kıyasla çok daha kısa sürede gerçekleştirilebilir.
Batılı strateji çevrelerinde yapılan teknik hesaplamalara göre bu miktar, teorik olarak birkaç nükleer silah üretimine zemin hazırlayabilecek seviyede görülüyor. İran ise her zamanki gibi nükleer programının askeri değil barışçıl amaçlar taşıdığını savunuyor. Ancak mevcut savaş atmosferinde bu açıklamalar Batı’da giderek daha az ikna edici bulunuyor.
Pakistan’ın arabuluculuk trafiği yeniden hız kazanıyorKrizin çözümünde dikkat çeken başlıklardan biri de Pakistan. İran’ın Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Munir’in ziyaretini beklemesi, İslamabad’ın perde arkasındaki rolünü daha görünür hale getirmiş durumda. Bölgesel diplomatik kaynaklara göre Pakistan, son dönemde hem Washington hem Tahran hem de Körfez başkentleriyle sessiz ancak yoğun temas yürütüyor.
Pakistan’ın hem İran’la doğrudan iletişim kurabilmesi hem de Amerikan güvenlik çevreleriyle bağlantı kanallarını açık tutabilmesi, onu doğal arabuluculardan biri haline getiriyor. Tahran’daki bazı değerlendirmelere göre İslamabad’ın temel amacı, doğrudan askeri tırmanmayı önleyerek kontrollü diplomasi zemini oluşturmak.
Arap dünyasında karar nasıl okunuyor?Körfez merkezli siyasi analizlerde İran’ın bu tavrı, “stratejik teslimiyet yok” mesajı olarak yorumlanıyor. Riyad, Abu Dabi ve Doha’daki değerlendirmelerde Tahran’ın uranyum stoklarını yalnızca teknik kapasite değil, bölgesel nüfuz ve diplomatik pazarlık gücü olarak gördüğü belirtiliyor.
Bazı Arap yorumcular, İran’ın bu pozisyonunu müzakere gücünü artıran akıllı hamle olarak değerlendirirken; bazıları ise bunun Washington’la uzlaşma ihtimalini daha da zorlaştıracağı görüşünde. Ancak hemen her analizde ortak nokta aynı: İran elindeki bu kartı kolay bırakmayacak.
Batı’nın temel sorusu değişmedi: Denetim nasıl olacak?Avrupa ve Amerikan güvenlik çevrelerinde ise ana soru şu: Eğer İran zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmayı reddediyorsa, denetlenebilir ve güvenilir bir anlaşma nasıl kurulacak? Çünkü geçmiş nükleer anlaşmalarda güven inşa eden temel unsurlardan biri stokların azaltılması ve sıkı denetim mekanizmalarıydı.
Bugün ise güven zemini büyük ölçüde çökmüş durumda. İsrail’in İran’a yönelik güvenlik kaygıları, Washington’un baskı politikası ve İran’ın derin şüpheciliği, klasik diplomatik çözüm modellerini oldukça zorluyor.
Bu yalnızca uranyum meselesi değil, rejimin güvenlik manifestosuOrtaya çıkan tablo açık: Mücteba Hamaney’in verdiği mesaj yalnızca “uranyumu teslim etmiyoruz” anlamına gelmiyor. Asıl mesaj çok daha derin: “İran, rejim güvenliğini dış garantilere emanet etmeyecek.” Bu nedenle bu karar teknik bir müzakere pozisyonundan çok daha büyük anlam taşıyor.
Bu, İran devlet aklının güvenlik manifestosu olarak okunuyor. Diplomasi devam edebilir, arabulucular devreye girebilir, yeni teklifler masaya gelebilir. Ancak Tahran’ın bu kırmızı çizgisi değişmediği sürece Washington ile gerçek ve kalıcı bir uzlaşının ne kadar mümkün olduğu sorusu uluslararası diplomasinin önündeki en büyük belirsizliklerden biri olmaya devam edecek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:61
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Mayıs 2026 15:36 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















