Statüko bozuluyor: Kıbrıs’ta yeni hamle zamanı Yahya Bostan
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
ABD/İsrail-İran savaşının orta ve uzun vadeli bölgesel sonuçları görünür olmaya başladı. Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren, kimi kalıcı etkiye sahip önemli gelişmeler bunlar. İran’daki ayrılıkçı Kürt grupların bir şekilde -ve belli bir ölçüde- savaşın dışında tutulabilmesi pozitif. Savaşın; Terörsüz Türkiye sürecini olumsuz etkilememesi için önleyici tedbir alınmış oldu.
(Bir not: Terörsüz Türkiye süreci, Suriye’de SDG’nin entegrasyonu gibi yönetilmesi zor bir krizin üstesinden geldi. Süreç, beklentinin aksine, bu şoku absorbe edebildi. İkinci şok ABD/İsrail-İran savaşıdır. Takip edebildiğim kadarıyla; sahadaki gelişmeler PKK’nın silah bırakma işlemini yavaşlattığını söylüyor. Yaşanan bu yavaşlama DEM’in “İmralı’nın statüsü” ısrarı ve yasal düzenleme hazırlığının zamana ihtiyaç duymasından mı kaynaklanıyor? Yoksa ABD/İsrail-İran etkisi mi var? Yakında anlaşılır.)
Ankara için ikinci sonuç, Irak bağlamı. Kerkük’e Türkmen vali seçimi yeni bir başlangıç. Irak’ın yeni Cumhurbaşkanı Nizar Amedi konsensüsün yansıması. Irak’ta kimin Başbakan olacağı önemliydi. İran’ın desteklediği Maliki oyun dışı kalıyor. Türkiye’nin sıcak ilişkiler kurduğu eski Başbakan Sudani’nin (ve ABD’nin) de desteğiyle Iraklı işinsanı Zeydi’nin yeni Irak Başbakanı olması bekleniyor.
Lübnan’da kendisini gösteren İsrail tehdidinin bir sonraki hedefi Şam (Dış basında yer alan “Türkiye’nin Lübnan ve ABD’ye arabuluculuk teklif ettiği” iddiası ilginç. Arkaplanda Türkiye-Suriye arasında da yoğun bir trafik var). Türkiye için ideal senaryo, Irak-Suriye hattında istikrarın korunduğu, İsrail etkisinin dizginlendiği, İran’ın komşularına tehdit olmaktan çıktığı bir düzenektir. Bu kapsamda, bir süredir faaliyet yürüten bölgesel diplomatik koordinasyonun (Türkiye, S. Arabistan, Mısır, Pakistan) savunma alanında işbirliğine dönmesi sadece Türkiye’ye değil bölgeye de yarar sağlar.
IMEC ÖLÜ DOĞDU
Bunların üstüne, yeni oluşacak mimaride Türkiye’nin enerji öneri ve projelerinin (Türkmen, Irak Basra, Suriye petrolleri ile Katar gazının Ceyhan’a ulaşması) hayata geçmesi büyük bir kazanım olur. Görünüşte; Hürmüz’e bağımlılığın azalmasını isteyen ABD, Ankara’nın yaklaşımını kısmen destekliyor. Ancak yeni enerji mimarisinden İsrail’in de pay almasını istiyorlar. Netanyahu; Irak-Türkiye Kalkınma Yoluna alternatif olarak oluşturulmaya çalışılan IMEC koridorunda olduğu gibi, Körfez petrol ve doğalgazının da İsrail üzerinden dünya piyasasına açılmasını istiyor. İsrail Filistin’deki ve bölgedeki tutumunu sürdürdükçe bölgede istikrarsızlık devam edecek. Bu yüzden İsrail merkezli projelerin hayata geçmesi çok zor. Nitekim, geçtiğimiz günlerde Hindistan’da yapılan bir toplantıda -bırakın enerji projelerini- IMEC’in bile “ölü doğduğu” bizzat Hindistanlı yetkililer tarafından dile getirildi.
ABD/İsrail-İran savaşının belki de en çarpıcı sonuçlarından biri BAE’nin OPEC’ten ayrılma kararı. Bu; petrol fiyatlarında orta vadede görece düşüşe sebep olabilir. Ancak bu kararın siyasi sonuçları ekonomik sonuç-larından daha fazla olacaktır. Körfez’de S. Arabistan-BAE hattında kopuş yaşanıyor. Yemen’de derinleşen ayrışma kurumsallaşıyor. Bunun sonucu, BAE’nin daha fazla İsrail çizgisine kayması, “kontrolden çıkması” olur. Aynı zamanda, S. Arabistan-Türkiye ilişkilerini güçlendirir. “Bölgesel koordinasyonun” savunma alanını kapsaması için bu yeni bir sebeptir.
DOĞU AKDENİZ’DE DEJAVU
Elbette Ankara'nın belki de en çok enerji harcaması gereken konu Kıbrıs’tır. Fransa, Suriye ve Lübnan’da oyun dışı kaldı. Doğu Akdeniz’de etkisi azaldı. Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’de tutunmaya çalışıyor (Bir kaynağım 2020 yılında yaşanan bir önceki Doğu Akdeniz krizine atıfla “Dejavu yaşıyoruz” dedi. “Daha önce Türkiye olmadan bölgede oyun kurulamayacağını görmüşlerdi, yine görürler” vurgusunu ekleyerek.) Fransa’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ne asker konuşlandırma hazırlığı 1960 Garantörlük Anlaşmasına terstir. Bu gerçekleşirse Kıbrıs’ta on yıllardır süren statüko değişir. Geri dönüşü olmayan bir yola girilir.
Aslında gidişat belliydi. Rum Kesimi’nin uzlaşmaz tutumu ortadayken Ada’da eşit, iki toplumlu devlet ihtimali kalmamıştı. Tufan Erhürman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle müzakerelerin yeniden başlayabileceği beklentisi yükseldi, ancak KKTC Cumhurbaşkanının “Müzakere yapacaksak, anlaşamadığımız durumda eski statükoya dönülmeyeceğinin garantisi verilsin” çıkışına Rumlardan yanıt gelmedi. Aksine; Fransız askerlerini Kıbrıs’a davet ettiler. Temmuz’da yeni bir beşli toplantı yapılabileceği konuşuluyor ama bu haliyle Türkiye’nin ve KKTC’nin önündeki seçenekler de belirginleşiyor.
KIBRIS’TA SATIR ARASINDAN ÇIKAN ÖNEMLİ HAMLE
Kıbrıs Türklerinin hakları Ankara için yaşamsaldır. Bu hakların korunması için Türkiye’nin Kıbrıs’ta askeri varlığını artırması zorunluluk haline geliyor. Ama bunun ötesine geçen projelerin de gündeme gelmesi gerekiyor. Malum, Türkiye; KKTC Su Temini Projesi’yle Kıbrıs Türkleri için hayati önemde olan bir projeye imza attı. Geçtiğimiz günlerde Enerji Bakanı Bayraktar’ın yaptığı bir açıklamada tek cümleye sıkışmış bir vurgu dikkatimi çekti. Bakan Bayraktar, KKTC’ye doğalgaz boru hattı çekilebileceğini söylüyor. Önce su, şimdi de doğalgaz. Müstakil gelişmelerin orta ve uzun vadeli sonuçlarını okuyabilen herkes bunun ne anlama geleceğini iyi bilir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:83
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Mayıs 2026 04:11 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















