Seküler mitin çöküşü: Bir terör örgütünün serencamı Turgay Yerlikaya
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Suriye iç savaşının en netameli günlerinde Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurulmaması adına yaptığı operasyonlar sadece devlet ve devlet üstü aktörlerin karşı çıktığı bir durum değildi. ABD ve Avrupa’nın önemli ölçüde himaye gerekçesiyle, NATO’nun ise terörle mücadelede zafiyet oluşturacağı endişesiyle eleştirdiği güvenli bölge operasyonları, entelektüel düzlemde de ilgi çekiyordu. Hem Batı kamuoyunda hem de Batılı entelektüellerde “direnişe” olan sempati (romance of resistance) SDG-YPG’nin makul ve makbul bir örgüt olarak kabul edilmesini de beraberinde getiriyordu.
Batı’da SDG-YPG’ye ilişkin bu bağlamda en fazla öne çıkan iki isim zikredilebilir. Birincisi, sol entelijansiyasının büyük önem atfettiği ve zaman zaman da Türkiye’ye gelmek suretiyle konferanslar veren Zizek diğeri ise Fransız yazar Bernard Henry-Levy. Her iki ismin ortak noktası, başlangıcından bu yana terör örgütünü, özgürlük mücadelesi veren meşru ve seküler bir aktör olarak konumlandırmalarıdır. Nitekim her iki yazar da Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlarını sıklıkla eleştirmiş ve söz konusu operasyonların DAEŞ ile mücadeleyi sekteye uğratacağını savunmuşlardır. Dini istismar eden ve bunun üzerinden tedhiş hareketine yönelen bir terör örgütü ile mücadeleyi, dini ve seküler olan dikotomisi üzerinden okuyan söz konusu isimler, kendi ezberlerini defalarca yanlışlanmasına rağmen savundular.
Zizek’in Öcalan’ı Mandela ile mukayese ederek andığı günlerde YPG Suriye’de hem demografik bir mühendislik hem de siyaset alanını kuşatan bir eylemlilik içindeydi. Aynı YPG, bahse konu siyaset mühendisliğine direnen bölge halkını ve temsil iddiasında olduğu Kürtleri de bu mühendisliğin en ince detayları ile yüzleştiriyordu. Söz konusu yüzleşmenin yarattığı travma Suriye’de on yıllar boyunca tedavisi mümkün olmayan tahribatlar da oluşturuyordu. Bugün gelinen noktada cılız da olsa halen seküler bir örgüt olduğu iddiası üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılan YPG’nin, çekildikleri bölgelerde ciddi insan hakları ihlalleri ve kıyımlara imza attığı görülmektedir.
Her iki ismin YPG terör örgütü ile Kürtleri özdeşleştirmeleri de dikkat çekici. Herhangi bir terör örgütünü bir etnik kimliğin temsilcisi olarak göstermek, ilgili örgütün eylemlerini paranteze alarak konuyu bağlam dışına taşımak anlamına da geliyor. Örneğin Levy, 2018 yılında Zeytin Dalı Harekatı sürecinde, Türkiye’nin Kürtlere karşı operasyon yaptığı fikrini ısrarla savunmuş ve sekülerlik vurgusu üzerinden örgütün propagandasını yapmıştır.
En çok da kadınlar üzerinden örgütün yüceltildiği ve feminist söylemlerle kadın figürünün genel anlatı içinde çok daha baskın bir tema olarak kullanıldığı görülür. Fakat bugünlerde sosyal medyada örgütün yine ve yeniden kadın kimliği üzerinden saç örme motifi ile gündem ettiği tartışma, Batı’da eskisi kadar değer görmüyor. Trump’ın ikinci döneminde Suriye denkleminde Türkiye’nin de ağırlığı ile değişen saha dinamikleri Batı’nın ürettiği seküler mit’in de çöküşü anlamına geliyor. Uzunca bir süredir Batı’nın himaye ettiği bir terör örgütünün miadını doldurduğu gerçeği, bizatihi örgütün kabul etmesi gereken bir gerçeklik.
Terörsüz Türkiye ve bölgeyi konuştuğumuz bu günlerde yapısal dinamikleri de hesaba katan sahici senaryoları tartışmamız gerekiyor. Herkesin kendisi olarak var olduğu ve özgürlükler alanının genişletildiği bir bölge düzeni, orta-uzun vadede istikrarın temini için en önemli öncelik. Güçlü bir devlet düzeninde, farklı kimliklerin aynı ortak tasavvura sahip olduğu bir millet duygusunun inşa ve tahkimi önümüzdeki dönemin önemli konusu olacak. Bu nedenle millet duygusunu kayıplar, mağduriyetler ve etnik kimlik üzerinden ayrıştıran bir dil yerine ortaklıklar üzerinden tahkim eden bir söyleme ihtiyaç var.
KOPUŞ YERİNE SÜREKLİLİK
Sıcak günlerin yaşandığı bu dönemi bir duygusal kopuşa sevk etmek ya da var olan durumu kırılganlıklar üzerinden derinleştirmek, yapıcı ya da onarıcı bir tutum olmasa gerek. Kopuşlar üzerinden değil de süreklilikler üzerinden bir dil kurgulamak ve anlatının temeline bu temayı yerleştirmek herkesin buluşabileceği bir vasatı da temin edecektir. Bugün etnik ayrılıkçılık ya da kültüralist taleplerin ortak bir millet tasavvurunu derinden sarstığını görmek gerekiyor. Ev’i, modern dönemde sığınılacak bir liman olarak kabul edersek, Türklerin ve Kürtlerin ortak evi Türkiye ve bölgedir. Suriye denkleminde Kürtleri yenilmiş bir millet olarak göstermek suretiyle bu kadim birlikteliğin güçlendirilmesini istemeyenler, daha ziyade kopuş senaryoları üzerine kafa yoracaklar.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:91
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 29 Ocak 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















