Savaşlar büyüklerin savaşı, çocukların ulusu yok
Ankara24.com, Halktv kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
“İnsana özgü bir yeteneksizliktir yaşayamamak. Yoksa hangi balık boğmuş kendini, hangi serçe atlamış camdan?” Dostoyevski
İki gün önce İran–Amerika–İsrail arasında savaş başladı. Zaten dünya uzun zamandır yangın yeri.
Savaşların gerçek sebebi, jeopolitik güç mücadelesi, nükleer program korkuları, bölgesel egemenlik, dinî/mezhepsel ayrılıklar ve kaynak/stratejik kontrol hırsıdır.
ABD ve İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemek ve güçlerini zayıflatmak için doğrudan müdahalelerde bulunuyor; İran misilleme yapıyor; Filistin'de ise yıllardır süren işgal, yerleşim politikaları ve güvenlik kaygıları çatışmayı körüklüyor. Pakistan tarafında ise Afganistan kaynaklı saldırılar ve sınır anlaşmazlıkları tetikleyici oluyor.
Amannnn neyse şu bu…
Beni ilgilendiren tüm bunlarda en çok çocuklar etkileniyor Gazze'de on binlerce çocuk öldü, yaralandı, açlık ve travmayla yüzleşiyor; Yemen'de açlık ve hastalık çocuklar arasında yayılıyor; Pakistan-Afganistan sınırında çatışmalar okulları, evleri yok ediyor ve mülteci çocuklar eğitimden, güvenlikten mahrum kalıyor. Bu savaşlar nesiller boyu sürecek psikolojik yaralar, kayıp aileler ve geleceksiz bir gençlik bırakıyor...
En masum olanlar en ağır bedeli ödüyor.
Gazze’de süren yıkım, Ukrayna’daki savaş, Pakistan–Afganistan hattındaki gerilim, Yemen’de, Sudan’da bitmeyen çatışmalar… Hangi habere baksak savaş, patlama, gözyaşı ve İNSANLIKTAN göç haberleri…Filistin’de zaten uzun zamandır çocuklar gökyüzüne umutla bakmıyor. Enkazların arasında büyüyen o küçücük kalpler, geleceğe sevgiyle değil, korkuyla ve giderek sertleşen bir öfkeyle bakmayı öğreniyor. Nefretle büyüyorlar.
Oysa her çocuk dünyaya umutla geliyor. Bir bebek doğduğunda, aslında insanlığa yeni bir başlangıç şansı doğar. İlk bakışı merak dolu.
Bayrak bilmez, sınır bilmez, kin bilmez. Dünyayı güvenli bir yer sanarak gözlerini dünyaya açar.Tertemiz dünyalarının çıkar çatışmalarıyla kirleneceğinden habersiz doğarlar.;
Ama maalesef
İbn-i Haldun’un:” Coğrafya Kaderdir.” sözüyle çok güzel özetlediği gibi birçoğu doğdukları coğrafya gereği çabucak kinle, düşmanlıkla , savaşla tanışır. Savaşın ortasında büyüyen bir çocuğun ruhu yara alır. Patlama sesleriyle büyüyen, yakınlarını ana-babasını yitiren, evini kaybeden bir çocuk için dünya artık oyun alanı olmaktan çıkar çilehaneye dönüşür. Bu çocuklar korkuyla uyanır, yüksek sesten irkilirler. Bazıları içine kapanır bazıları da öfkeyle büyüdüğü için içindeki sevgi ve umudu kaybeder. Çocuk, çocukluğunu kaybediyor. Büyümek zorunda kalıyor. Büyümek zorunda bırakılan bu çocuklar sonra dünyayı yönetiyorlar. Sözüm ona ulus bilinci, ulus bütünlüğü için yapılan bu savaşlarda en çok çocuklar zarar görüyor. Büyüklerin kurduğu cümlelerin, çizdiği sınırların, yaptığı hesapların bedelini en küçükler ödüyor.
Halbuki Ataol Behramoğlu’nun da söylediği gibi, çocukların ulusu yok.
BEBEKLERİN ULUSU YOKİlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi
Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri
Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok;
Bebekler, çiçeği insanlığımızın.
Ve geleceğimizin biricik umudu…
Çocuklar doğduklarında hiçbir millete ait değildir.
Hiçbir dili bilmezler, hiçbir dini, hiçbir ırkı.
Biz onlara isim verirken kimlik de veriyoruz.
Kimlik verirken aidiyet yüklüyoruz.
Aidiyet verirken sorumluluk yüklüyoruz.
Ve çoğu zaman o sorumlulukların içine geçmişin kavgalarını da koyuyoruz.
Keşke aynı anda barış bilincini de yüklesek.
Keşke ülke sınırlarını anlatırken insanlığın nerede başlayıp nerede bittiğini de anlatsak da gelecekte insanlığını yitirmiş yetişkinler olmasalar.
Barış sadece silahların susması değil.
Barış, çocukların defterine tank değil güneş çizebilmesi demek.
Oyun seslerinin siren seslerini bastırması demek.
“Gelecek” kelimesini duyduğumuzda içimizin daralmaması demek.
Barış, bir çocuğun gece rahat uyuması demek.
Barış, annelerin çocuklarını okula gönderirken içinin rahat olması demek.
Barış, babaların eve döndüğünde korku ve gözyaşı yerine kahkaha duyması demek.
Dahası ve en önemlisi babaların evlerine dönebilmesi demek…
Dünya, çocukların gülebildiği kadar güzel. Sınırlardan çok onları koruyabildiğimiz kadar güçlü ve özgürüz.
Tüm dünya insanları olarak en baştan başlamalı çocuklara barışı öğretmeliyiz.
Ancak yepyeni ve temiz bir kuşak temizler bu katillerin kirlettiği dünyayı.
Onlara geçmişin yükünü değil, geleceğin umudunu bırakmalıyız.
Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi: “Yurtta barış, dünyada barış.”
Bu cümle tüm dünya çocuklarının kalbine yazılmalı ki belki gelecekte bari dünya çocuklar için yaşanabilir bir yer olsun. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:76
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Mart 2026 05:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















