Sandığımızdan karmaşık bir genetik özellik: Neden bazı insanlar dilini yonca gibi katlayabiliyor, bazıları katlayamıyor?
Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
LİSE BİYOLOJİ KİTAPLARINDA YAZANLAR ASLINDA EKSİKTİ
Bilim insanı Alfred Sturtevant, 1940 yılında yayımladığı bir makalede dili tüp gibi kıvırma yeteneğinin baskın bir genden kaynaklandığını öne sürmüştü. Bu iddiaya göre, anne veya babanız dilini kıvırabiliyorsa sizin de yapabilmeniz çok olasıydı.
Yıllarca ders kitaplarında neredeyse mutlak bir doğru olarak yer alan bu bilgi, 1952 yılında yapılan başka bir araştırmayla büyük bir darbe aldı.
Araştırmacı Philip Matlock, genetik olarak birebir aynı olan tek yumurta ikizlerini incelediğinde oldukça şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı. İncelediği 33 ikiz çiftinin 7'sinde, kardeşlerden biri dilini kıvırabiliyorken diğeri bunu başaramıyordu. Yani neredeyse her beş çiftten birinde durum farklıydı.
Eğer bu yetenek sadece tek bir baskın gene bağlı olsaydı, tıpatıp aynı genleri taşıyan ikizlerin istisnasız aynı sonucu vermesi gerekirdi. Bu veri, genetiğin yapbozun sadece bir parçası olduğunu kanıtladı.
İŞİN İLGİNÇ TARAFI: BİLİM İNSANI KENDİ HATASINI İTİRAF ETTİ
Bu konudaki en çarpıcı detay ise itirafın bizzat teorinin sahibinden gelmesi oldu. Sturtevant, 1965 yılında yayımladığı "A History of Genetics" adlı kitabında, kendi öne sürdüğü fikrin hâlâ kesin bir kalıtım örneği olarak gösterilmesinden duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirdi ve bir bakıma yanıldığını kabul etti. Y
ani lise sıralarında ezberlediğimiz o "kesin kural", aslında onu ortaya atan kişi tarafından bile çoktan terk edilmişti.
SADECE GENLER DEĞİL, KAS HAFIZASI DA DEVREDE
Peki madem her şey genlerde bitmiyor, neden bazılarımız dilini kıvırabiliyor da diğerleri yapamıyor? Uzmanlara göre bu yetenek üzerinde çevresel faktörlerin, pratik yapmanın ve anatomik yapının büyük bir etkisi var. Dil, vücudumuzdaki en esnek kas gruplarından biridir ve tıpkı spor salonunda kas geliştirmek gibi, dil kasları da eğitilebilir.
Nitekim araştırmalar, bu becerinin özellikle çocukluk çağında olmak üzere pratikle sonradan da kazanılabildiğini, bunun da onun basit bir kalıtsal özellik olmadığının bir başka kanıtı olduğunu gösteriyor.
Küçük yaşlarda yapamayan birçok insan, ayna karşısında uzun saatler deneme yanılma yoluyla dilini kıvırmayı sonradan öğrenebiliyor. Dilin uzunluğu, ağız içindeki konumu ve hatta damak yapısı bile bu şekli verebilmek için belirleyici anatomik faktörler arasında yer alıyor.
ASIL NADİR OLAN O MEŞHUR YONCA ŞEKLİ
Burada önemli bir ayrımı netleştirmekte fayda var. Ders kitaplarına konu olan ve yıllarca tartışılan o efsane, aslında dili basit bir tüp (U şekli) haline getirme yeteneğiyle ilgiliydi.
Yapılan istatistiklere göre dünya nüfusunun yüzde 65 ila 80'i bu hareketi rahatlıkla yapabiliyor; yani bu, sanıldığı gibi nadir bir beceri değil.
Asıl iş, dili üç boğumlu yonca (yaprak) şekline sokmaya geldiğinde değişiyor. Bu, tüp kıvırmaktan tamamen ayrı ve çok daha ender bir maharet. Bir araştırmaya göre insanların yalnızca yüzde 14,7'lik bir kesimi dilini bu yonca şekline getirebiliyor. İşte ayna karşısında herkesi şaşırtan o gerçek azınlık bu küçük grup.
Sonuç olarak, ayna karşısında attığımız o eğlenceli bakışların arkasında henüz tam olarak çözülememiş bir anatomik dans yatıyor.
Vücudumuzdaki en sıradan görünen hareketlerin bile bu kadar çok değişkene bağlı olması, hatta yıllarca "kesin" diye öğretilen bir bilginin kendi sahibi tarafından çürütülmüş olması, insan doğasının ne kadar büyüleyici olduğunu kanıtlamıyor mu?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:37
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 07 Haziran 2026 08:20 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















