Ramazan’ın ardından hüzünle Serdar Tuncer
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
1447 Ramazan-ı Şerîfi aldı başını gidiyor, boynumuz bükük, mahzunuz, seneye kim öle kim kala! Gelişine sevinmek iman alametiydi ayların sultanının, sevinmiştik; gidişine mahzun olmak imana delalet ediyor ve şimdi hüznümüzün tarifi yok bizim. Ayrılık acısı canımızı çok yakmasın diye bir de bayram bırakıp gidiyor kutlu misafir. Gelişi de hediyelerle idi gidişi de, hay yaradana kurban olduğum!
Nasıl mahzun olmayalım ki?
Kalbimizi biraz daha hatırlar olmuştuk onun gelişiyle ve kalbimizin sahibini. Sahurlar boyunca dinginlik ve bereketi, iftarlarda neşenin en güzelini, mukabelelerde rahmet ve feyzi, teravihlerde itminan râyihalı huzuru bulmuştuk.
Sen O’nu görmesen de O’nun senin gördüğünü bilerek ibadet etmek ihsan sırrından bir cüzdü ve biz o sırrı oruçlu vakitler boyunca hücrelerimize kadar tatmıştık. Can emanetti ve öz canı bile kendisine emanet olan insanın herhangi bir şeyden bahisle ‘benim’ demesinin anlamsızlığını iftar öncesi bir bardak suya elimizin uzanamayışıyla bir kez daha anlamıştık. Helalin ve haramın Rabbine ittikâ ve hürmetimiz, helalden bile ‘O emrediyor’ diye vazgeşimizle perçinlenmişti. Vazgeçtikçe sahip olunan, paylaştıkça artıp çoğalan, yoruldukça dinlendiren, yavaşladıkça fark edilen, hâsılı çağa ve çağın icbar ettiklerinin tam aksine bir şeyler vardı ve biz onlarla tanışmıştık ibadetlerin en devrimcisini tutarken ayların sultanında.
Nasıl mahzun olmayalım ki?
Ramazan’a erişipte kendisini affettiremeyenin burnu yere sürtülsün’dü. Böyle buyurmuştu vahye ilk kez bir Ramazan gecesinde muhatap olan güzeller güzeli. Demek ki hakkı verilmeye gayret edilerek tutulan oruçlar, kafeste bir kuş gibi değil denizde bir balıkmışızcasına doluştuğumuz camilerde huzurla kılınan teravihler, Rabbimizle konuşuyormuşçasına her şeyi hiç eyleyerek indirilen hatimler; O’nun olanı, O’nun olana, O’nun emriyle verdiğimizin idrakiyle hak sahibine takdim ettiğimiz malımızın bereketi zekatlar, lokmamızı bölüştüğümüz fukaranın, başını okşadığımız yetimin içten duaları affedilmeye vesileydi.
Af, mağfiret ve feyz bu ayda göklerden bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur gibiydi ve ıslanmamak için kabiliyet ve emek gerekiyordu bu yağmurda, ıslanmak için değil. Bu bayram arifesinde boynumuzu büküyor ve havfımızı katmerleyen bir recâ içre niyaz ediyoruz: Bizi annesinden doğduğu gibi günahsız eylediğin kullarının cümlesine ilhâk et Rabbim, burnu yere sürtünenlerden eyleme!
Nasıl mahzun olmayalım ki?
Geçen sene Ramazan’a birlikte erişelim diye dua etttiğimiz sevdiklerimizden bazısı bu senenin Ramazan’ını göremedi. Şimdi hatimlerimizin duasına onların da ismini katıyoruz gözyaşlarıyla. Seneye belki de bir hatim duasının nasiplilerinden birisi de biz olacağız, belli mi olur. Azrail Aleyhisselam kapıları çalarken ülkelerin yaş istatistiklerine bakmıyor, sırası gelenin alıp başını gittiği bir ağaç gölgesi burası.
Ölümüm aklıma hep Ramazan’la birlikte düşer, nedense. Öyle hissederim, öyle niyaz ederim, öyle arzu ederim ki bir Ramazan gününde çalsın ecel benim kapımı. Sonlara doğru, mümkünse Kadir gecesinde, iftardan hemen sonra, hatta secdesinde bir akşam namazının. Çok şey istiyorsun demeyin, verir O. Sen sana yakışanı yapamasan da O kendisine yakışanı yapar hep. Böyle olsa diye iç geçiririm. Zira bilirim ki Ramazan’da insan daha bir insan olur, kul olur, günahlarından arınır, Rabbine daha bir yakın olur, dünyanın değil âhiretin, kendinin değil Allah’ın adamı olur daha bir ve muameleler sona nispetlerdir. Ramazanı yaşamak mümine yakışır ve ölmek yakışır Ramazan’da en çok mümine.
Alıp başını gitti 1447 Ramazan-ı Şerif’i, mahzunuz çok.
Ne oluyor demeyin hemen öyle, daha Ramazan gelmedi ki demeyin, yazı yanlış zamanda yayınlanmış demeyin. Bu yazının doğru zamanı tam da şimdidir dostlar. Son gün böyle desem kendime, arife gecesi hatırlatsam size bunları neye yarar? Şimdi merhaba’yı herkes diyor, o gün elveda’yı herkes diyecek. Biraz hayıflanmakla, biraz ‘yine hakkını veremedik Sultanın’ duygusuyla herkes diyecek bunu Ramazan alıp başını giderken.
Gelen güzelin gideceğini şimdiden hatırlayalım ki, oruçları daha bir ihtimamla tutalım, incitmeden. Teravihlerin birini bile savsaklamayalım yarın istesek de kılamayacağımızın farkına vararak. Geceleri teheccüdle ziynetlendirelim, gündüzlerimiz mukabelelerin feyziyle nurlansın. Kadir gecesini 27. Gecede ararsak bulur muyuz bilinmez. Ama her gecesini ihya etmeye gayret edersek Kadir gelir ve bizi bulur mutlaka. Şimdiden şuurunda olalım ki bunun, gecelerde Kadir’i arayanlardan değil, onun bulduklarından olalım 1447 Ramazan’ında. Biz çalışıp kazandığından zekat veren kimseler değiliz, bilakis zekatı daha çok verebilelim diye çalışan nasiplileriz madem, şimdiden aralayalım cömertliğin kapısını ardına kadar.
Ramazan giderken eyvah dememek için, yola çıkıp gelirken yerimizden şöyle bir doğrulup aşkla ‘yâ Allah’ diyelim.
Görüntülenme:106
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 17 Şubat 2026 04:39 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















