Pazardan aldım bir tane, eve geldim bin tane Özgür Bayram Soylu
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Yıl olmuş 2071… Takvimler 1071’den 2071’e zaman tüneli diye ileri sarıyor, vizyon metinleri “küresel güç”, “dijital çağ”, “yerli ve millî atılım” diye başlıyor. Ama sahne arkasında manzara tanıdık…
Lacivert yelekli dedektifler ellerinde defter kalem raftaki etiketle kasadaki fiyatı karşılaştırıyor. 2071 vizyonu, 1071 denetim refleksiyle ayakta durmaya çalışıyor. Bir yanda algoritmalar, yapay zekâ, dijital devlet iddiaları; öte yanda “etiketle kasa tutuyor mu?” sorusuna sıkışmış bir mücadele anlayışı. Artık hepimiz biliyoruz ki asıl meselemiz ne lacivert yelekliler ne üç harfliler ne de domatesler. Domates burada temsili, lütfen üzerine alınmasın. Mesele enflasyonla mücadeleyi halen gözle bakarak sürdürüyor olmamız. Gözle değil veriyle görülen fiyatı, market market değil algoritmayla yapılan denetimi biz hala kara düzen devam ettiriyoruz. Çin bilmiyor, AB bilmiyor, İngiltere bilmiyor sadece biz biliyoruz.
AHLAK MI SİSTEM Mİ SORUN?
Gerçekte sistem tasarımı sorunu olan fahiş fiyat meselesini bugün bir ahlak sorunu gibi tartışma hatasına düşüyoruz üstelik. Fiyatın nerede kabardığını bilmediğimiz bu masallar ülkesinde suçu genelde en son halkaya markete, esnafa atıyor, vatandaş ile vatandaşı birbirine kırdırıyoruz. He ahlak sorunu yok mu? normalleşmiş bir şekilde var bunu da inkar etmeyelim.
Ama yazan kalem siyah, hikâye hep aynı hikaye: Market suçlanır, kasiyer azar işitir, lacivert yelekli tutanak tutar. Ama zincirin başındaki maliyet balonu ise Kapadokya semalarında süzülmeye devam eder. Yeni Şafak Gazetesinin bir ara önerdiği Cumhur reyonu gibi sistemik soruna ara çözümlere de olmadık kulplar bulmaya öldük ölüyoruz. Madem raf, reyon, nokta kurmak çok avam geliyor o zaman gelin Tedarik Zinciri ve Şeffaf Fiyat Ağı kuralım. Fiyatı sonradan kovalamak yerine anında görünür kılalım, lacivert yeleklinin refleksini değil otoritenin sinir sitemini yeleklilerin gücü adına güçlendirelim.
ETİKET DEĞİL, ALGORİTMA KONUŞTUĞUNDA
Gelin birlikte tasavvur edelim.
Sistem, ürün daha tarladayken ya da fabrikadan çıkarken başlıyor.
Her ürüne bir dijital kimlik, yani bir “ürün pasaportu” tanımlanıyor.
Gübre maliyeti, mazot gideri, depolama masrafı, nakliye bedeli…
Hepsi blokzincire yazılıyor. Silinemez, değiştirilemez, “yanlışlıkla” kaybolamaz.
Böylece kimse çıkıp da “Ben bu ürünü pahalıya aldım” diyemez.
e-Fatura ile blokzincir entegre çalıştığında, etiketle kasa arasındaki fark artık bir ihtilaf değil, teknik bir imkânsızlık haline geliyor. Yanlış fiyat yazmak, yanlış tarih atmak gibi bir şey oluyor.
Yetmiyor, yapay zekâ devreye giriyor.
Mazot fiyatı sabit mi?
Don yok mu?
Kurda olağanüstü bir sıçrama yaşanmadı mı?
Evet.
Ama domates %50 zamlandı mı?
İşte o anda sistem “bir dakika” diyor. Yeleklileri çağırmadan, şikâyet beklemeden, tweet atmadan. Çünkü algoritma devreye giriyor ve uyarıyor.
Üç büyük zincir market aynı gün, aynı saatte, aynı ürüne aynı oranda zam mı yaptı?
Eskiden buna “tesadüf” denirdi artık kümelenme analizi diyoruz. Yani karteli, romantik bir şüphe olmaktan çıkarak, matematiksel bir bulguya dönüştürüyoruz. Sadece zincir marketler mi? Fahiş fiyat denince akla gelen dinlenme tesisleri meselesi ise başlı başına bir trajikomedi. Şehirden çıkınca serbest piyasa bitiyor, “esnaf feodalizmi” başlıyor. Bu modelde orası da göz ardı edilmez gerekirse konum bazlı makul kâr hesaplanır. QR kodu okutan vatandaş, ürünün gerçek fiyatını görür, fazlaysa şikâyet eder ama bu kez şikâyet bir dilekçe ya da çağrı merkezi ile değil; kanıtlı dijital kayıt ile anında olmuş olur.
Ve belki de en rahatsız edicisi Devlet’in denetimi 85 milyona yayıyor olması olabilir. Vatandaş artık sadece “şikâyet eden” değil, doğrulayan oluyor, devlet adına gizli müşteri oluyor. Haklı bildirime ödül de cabası. Sonuçta ortaya çıkan şeyi bir ceza makinesi değil, bir erken uyarı mimarisi olarak nitelendirebiliriz. Fiyat bozulmadan önce sinyal veren, piyasa çarpılmadan önce müdahale eden bir yapı.
Şimdi ironiyi bir kenara bırakıp gerçeği masaya koyalım. Türkiye, bu dönüşüm için “sıfırdan başlayacak” ülkelerden değil. Hal Kayıt Sistemi (HKS) bunun en somut örneği. Bugün bir domatesin künyesini okuttuğunuzda alış ve satış fiyatını görebiliyorsunuz. Ama mesele tam da burada başlıyor. HKS hâlâ büyük ölçüde merkezi bir veri tabanı refleksiyle çalışıyor. Bu yapı; verinin geriye dönük “düzeltilmesine”, bazı maliyet kalemlerinin eksik girilmesine, tedarik zincirinin kimi halkalarının sistem dışında kalmasına ve en önemlisi denetimin hâlâ olay olduktan sonra devreye girmesine yol açıyor. Oysa blokzincir ve yapay zekâ ile sistem sadece bilgi veren değil, uyaran, karşılaştıran, anomaliyi fark eden bir ekonomik radara dönüşebilir.
Gelecek; el yazması defterlerde, raftaki etikete bakıp tutanak tutan reflekslerde değil; blokzincir kayıtlarında, algoritma satırlarında, şeffaflıkta ve önleyici akılda şekilleniyor. Aksi halde 2071 hayalleri kurup, 2020’lerin sorunlarını etiket peşinde koşarak çözmeye çalışırız. Bir durup, bunu ciddi ciddi bir düşünmek lazım.
Bizde hep aynı umut hep aynı hüsran…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:72
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Ocak 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















