Parçalanmışlıktan ortak bir yeni dil inşasına Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Mahmut Özer - Eski Millî Eğitim Bakanı
Türkiye’de kültür–sanat–siyaset ilişkisinin yüz yıllık serüvenine dair serinkanlı değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. Son zamanlarda tartışılan yeni dil inşası da bu serüvenin derinlikli tahkikini gerektiriyor. Öncelikle Cumhuriyet’in ilk yüzyılının büyük bölümünde kültür, edebiyat ve sanat alanları belirli bir sosyokültürel zümre tarafından taşındı ve bu zümre de genellikle ‘Beyaz Türkler’ olarak tanımlandı. Bu kesim yalnızca üretim yapmadı; aynı zamanda meşruiyet ölçütlerini, estetik standartları ve makbul kültür tanımını da belirledi.
TOPLUMSAL KATILIMDAN YOKSUN KALDI
Dolayısıyla, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde kültür, edebiyat ve sanat alanını taşıyan ana akım dil, yalnızca üretim yapan özel bir çevreye değil; aynı zamanda kamusal meşruiyeti belirleyen, neyin “yüksek kültür” sayılacağını tayin eden bir merkeze gönderme yapmaktadır. Roman, şiir, tiyatro ve sinema alanlarında bu merkezin ürettiği dil, büyük ölçüde devlet merkezli modernleşmenin estetik ve ideolojik çerçevesiyle uyumlu bir dildir. Bu nedenle söz konusu alanlar, toplumsal katılımı yansıtmaktan ziyade, devlet merkezli modernleşmenin sembolik alanları olarak işledi. Burada mesele okuyan-üreten bir elitin varlığı değil; bu üretimin başka seslere kapalı, geçirimsiz ve hiyerarşik bir alan oluşturmasıdır. Bu durum, ana akım kültürel çevrelerin giderek kendi ağları içinde konforlu bir dolaşıma hapsolmasını da beraberinde getirmiştir.
Dolayısıyla, muhafazakâr kesimlerin de yer aldığı büyük kitleler uzun süre bu kesimin tek yönlü endoktrinasyonuna maruz kalmış ve çoğu zaman savunma davranışı ile ayakta kalmaya çalışmıştır. Bu alanlarda süreklilik gerektiren entelektüel birikim, kurumsallaşma ve eleştirel dil uzun süre üretilememiştir. Bu nedenle de kültür ve sanat alanında geç görünürlük kazanılmıştır. Son dönemde iktidarın dönüşmesiyle, muhafazakâr kültürel çevrelerin hızla siyaset ve bürokrasiye taşınması aynı zamana denk gelmiştir. Önceliklerin değişmesi nedeniyle zaten kırılgan olan kültürel üretimde süreklilik ve istikrar istenen düzeyde maalesef gerçekleşememiştir. Henüz siyaseti besleyecek, onu dönüştürebilecek ve gerekirse onu eleştirebilecek zengin bir kültürel dil yeterince oluşamamıştır. Entelektüellerin, aydınların siyaset ve bürokraside yer almaya bu kadar talepkâr olması da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir sorun alanı olarak durmaktadır. Diğer taraftan, üzerinde durulması gereken temel meselelerden belki de en önemlisi bu dönemde iktidara yönelik şiddetli saldırılar, darbe girişimleri ve ekonomik saldırıların yoğunlaşmış olması ve bu saldırıların sürekliliğidir. Böylesi bir ortamda öncelikler elbette var oluşla ve ayakta kalmakla ilgili olmak durumundadır.
KÜLTÜR VE SANAT ALANININ TEMEL PROBLEMİ
Diğer taraftan, bu dönemlerde Kürt kökenli vatandaşlarımızın kültürel alanda ortaya çıkarttıkları birikim ise oldukça önemlidir. Uzun süre siyasal iktidarın ve merkezî kültür alanlarının dışında kalan Kürt entelektüel çevreleri, dil, hafıza, travma ve aidiyet üzerinden güçlü bir kültürel damar geliştirebilmiş, bu üretim, doğrudan iktidara eklemlenmediği için hem daha özerk hem de daha yaratıcı olabilmiştir. Edebiyat, kültür ve sanat alanlarında oluşan bu birikim, siyaseti doğrudan yönlendirmese bile kendi toplumsal gerçekliğini dönüştüren güçlü bir anlatı zemini kurabilmiştir.
“Beyaz Türkler” olarak adlandırılan ana akım kültürel çevrelere gelince, bu kesim üretmeye devam etmesine rağmen üretim giderek daha çok kapalı devre ve içe dönük olmaya devam etmektedir. Sadece ana akım siyasetle bağı koptuğu için değil; siyasetle kurduğu bağ geçmiş refleksi halen koruması nedeniyle zaten kapsayıcı olamadığı için etkisi kısıtlıdır. Bir başka deyişle, buradaki sorun uzun süre siyaseti belirleyen merkezde yer aldıktan sonra siyasal güçle bağların kopmasından ziyade bu bağın zaten toplumsal bir dönüşüm üretecek kapsayıcılığa sahip olamaması ile ilişkilidir. Dolayısıyla, kültür ve sanat burada daha çok kapalı devre, bireysel başarı, uluslararası dolaşım ve sembolik prestij üzerinden bir anlam üretmeye devam etmektedir.
Kısacası, Türkiye’de kültür ve sanat alanının temel problemi, alanın farklı dönemlerde farklı aktörlerin elinde yeterince kapsayıcı olamamasıdır. Oysa asıl güç, topluma temas eden ve siyasete içerik üretebilen, eleştirel ama kökleri bu topraklara ait olan bir dilin geliştirilebilmesindedir. Sonuçta kültürel alanın kapsayıcı bir şekilde sürekliliğini koruyacak bir zemin bir türlü oluşamamıştır. Bu zemin oluşmadıkça, farklı dönemlerde farklı aktörler öne çıksa da, birbiri ile konuşmayan parçalanmışlık hali devam etmektedir. Aslında sorun, kültürel kümelerin varlığı ya da belirli ölçülerde kapalı yapılar hâlinde işlemesi de değildir. Bu sınırlar, kültürün aktarımı, dilin korunması ve hafızanın sürekliliği açısından kısmen işlevsel de olabilir. Ne var ki bu tür kümelenmelerin sağlıklı işlemesi, yalnızca kendi içlerinde var olmalarına değil; kamusal alanda birbirleriyle temas edebilecekleri, karşılaşabilecekleri, konuşabilecekleri ve etkileşip dönüşebilecekleri ortak zeminlerin bulunmasına bağlıdır. Sorun tam da burada ortaya çıkmaktadır: Kültürel alanlar kendi içlerinde kapalı bir çevrimle hayatiyetlerini sürdürürken birbirine sınırlı temas yüzeylerine sahiptir.
GENÇLER İKİ ARADA SIKIŞTI KALDI
Hal böyleyken, bu ortamda gençlerin bir travma yaşamaları da kaçınılmazdır. Birbirine temas etmeyen, birbirini beslemeyen ve ortak bir anlam alanı üretmeyen kültür–sanat öbekleri, gençler üzerinde derin bir yönsüzlük ve parçalanmışlık duygusu yaratmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, gençlerin yaşadıkları sorun, anlam sürekliliği sorunudur. Gençlerimiz, birbirinden kopuk, kapalı devre çalışan kültürel evrenlerle karşılaşıyorlar. Ancak bu kültürel evrenler arasında geçişkenlik yok denecek kadar zayıf. Bir de dijital platformların yaygın dili göz önüne alındığında bu parçalanmışlık, gençlerin zihinlerinde bütünlüklü bir dilin oluşmasını engellemeye devam etmektedir.
Bu parçalanmışlık ilk etkisini aidiyet düzeyinde göstermektedir. Gençler bir alana dâhil olduklarında, bunun bedelinin diğer alanlardan tamamen kopmak olduğunu hissediyorlar. Kültür ve sanat alanları birbirini beslemediği, dahası yok saydığı için yankı odaları güç kazanıyor. Bu durumda da bir çevreye girmek, diğerlerine karşı neredeyse kararlı bir karşı duruşu veya en azından belirli bir mesafeyi dayatıyor. Bunun nasıl bir davranışa yol açtığını sosyal medya dolaşımlarında hepimiz görüyoruz. Yankı odasının dışına yönelik dijital linç kültürü giderek yaygınlaşıyor. Bu da gençlerde ya aşırı uyumlanma ya da tüm alanlardan geri çekilme eğilimini güçlendiriyor. Her iki durumda da yaratıcı ve dönüştürücü bir özne maalesef ortaya çıkmıyor.
Belki de en derin etki gelecek tahayyülünde yaşanıyor. Kültür ve sanat alanları ortak hayat akışına anlam ürettiği için bu alanlardaki parçalanmışlık ortak bir gelecek tahayyülünü de yeterince besleyemiyor. Dolayısıyla, gençler ya nostaljiye sığınıyor ya da kendilerini olağan hayat akışına bırakarak tamamen bugüne sıkışıyorlar. Bu durumda gelecek belirsiz, soyut ve kişisel başarıya indirgenmiş bir hedef hâlini alıyor. Bu da derin bir varoluşsal yorgunluk üretiyor. Gençlerin yaşadıkları sorunların ise çoğu kez yapısal olmaktan ziyade tekil sorunlar olarak değerlendirilmesi bu derin savrulmanın görülebilmesini de maalesef engelliyor. Oysa mesele bireysel değil; kültürel ekosistemin dağınıklığıyla veya parçalanmışlığı ile ilgili. Ortak referanslar, ortak metinler, ortak tartışma zeminleri olmayınca, gençlerin kendilerini konumlandırabilecekleri ortak bir zemin de oluşmuyor.
FARKLI KÜLTÜREL DAMARLARI BULUŞTURMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ
Gelinen noktada, daha önce vurguladığımız yeni dil inşası meselesi, bu tartışmalarda tali bir öneri değil; aksine yukarda kısaca değinmeye çalıştığımız tıkanmaların tam da merkezine düşmektedir. Yeni dil, farklı kültürel öbeklerin yan yana var olmasını değil, birbirleriyle temas edebilmesini zorunlu kılıyor. Bugünkü kriz tam da bu mimarinin yokluğundan kaynaklanıyor. Bu bağlamda gençlerin yaşadıkları sorunlar da aslında seçenek eksikliğinden kaynaklanmıyor. Sorun seçeneklerin birbiriyle konuşmaması, birbirine referans vermemesi ve birbirini beslememesi. Dolayısıyla, gençler kendilerine akışkanlık sağlayacak ortak bir anlatı bulamıyor.
Bu nedenle farklı kültürel damarları yeni dil inşasında bir araya getirebilmenin imkânını aramamız gerekiyor. Yeni dil, geniş katılımlı birbirini besleyen ortak bir geçmiş, bugün ve geleceğe tekabül eden bir dildir. Yeni dil, geçmişi inkâr etmeden ama onu kutsamadan, tarihi müktesebatı hafıza olarak hesaba katan ancak günümüze dair konuşan ve gelecek tasavvurunu da buna göre oluşturan kapsamlı bir çabanın ürünü olacaktır. Dolayısıyla, yeni dil inşası parçalanmış kültürel alanları birleştirmeye çalışan bir üst anlatı henüz olamasa da, öncelikle bu alanlar arasında konuşmayı yeniden mümkün kılacak zeminin koşuludur. Tıpkı geçmiş birikim gibi her alanın derinlikli tartışmasını ve tahkikini gerektirmektedir.
Bu bağlamda üniversitelerdeki duruma bakmak yaşadığımız sorunu daha iyi anlamamızı kolaylaştıracaktır. Üniversiteler, özellikle sosyal ve kültürel alanlarda, kültür–sanat dünyasındaki ayrışmaların veya farklı kümelerin akademik izdüşümlerini büyük ölçüde içinde barındırıyor. Bu kapsamda bilimsel üretimde kullanılan atıflara bakmak bizlere yeterince bilgi verecektir. Bilindiği gibi bilimsel üretimde atıf, yalnızca teknik bir gereklilik değildir. Atıf yapmak, bir çalışmayı daha önce kurulmuş bir tartışmanın içine yerleştirmek, o tartışmayla konuşmak, onu genişletmek ya da eleştirmek anlamına gelir. Yani atıf, akademik dünyanın konuşma biçimidir. Hangi metinlere atıf yaptığın, aslında kimlerle konuştuğunu gösterir. Bu açıdan bakıldığında, üniversitelerde özellikle sosyal bilimler, beşerî bilimler ve kültürel çalışmalar alanındaki atıf refleksi, kültür–sanat alanındaki kümelenmelerle şaşırtıcı ölçüde benzeşmektedir.
İNŞA HAREKETİ ÜNİVERSİTELERDE BAŞLAMALIDIR
Belirli bir teorik, ideolojik ya da entelektüel havzaya ait çalışmalar, neredeyse yalnızca kendi havzasının referanslarıyla konuşma davranışı gösterir. Örneğin, Batı-merkezli dile ve literatüre yaslanan ana akım çalışmalar, yerli düşünce birikimini ve bu yöndeki çalışmaları çoğu zaman görmezden gelir. Dolayısıyla, bilimsel çalışmalar, olması gereken mevcut çalışmaların tartışma mekânından ziyade, farklı epistemik kampların yan yana ama temassız akmaya devam ettiği bir alana dönüşür. Burada sorun, farklı geleneklerin varlığı değil; bu geleneklerin birbirine atıf yapmaması, dolayısıyla birbirini ciddiye alarak tartışma konusu hâline getir(e)memesidir. Dolayısıyla, kültür ve sanat alanında nasıl her küme kendi yazarlarını, kendi filmlerini, kendi estetik ölçütlerini dolaşıma sokuyorsa, akademide de benzer bir refleks kökleşmiştir. Böylesi bir ortamda atıf mekanizması bile, zenginleştirici bir diyalog aracı olmaktan çıkıp, aidiyet bildiren bir işarete dönüşür. Bu da üniversitelerin, bilinçli veya farkında olmadan, kültürel ve ideolojik ayrışmaları derinleştiren bir rol üstlenmesine yol açmaktadır.
Tam da bu nedenle konuşabilme imkânı, üniversite bağlamında referans verme ve atıf yapma meselesiyle doğrudan kesişmektedir. Eğer üniversite, yalnızca farklı epistemik kümeleri birbirine temas etmeden yeniden üreten bir yapı olarak çalışırsa, kültür ve sanat alanındaki parçalanmışlığın entelektüel meşruiyetini de üretmeye devam eder. Oysa üniversitenin tarihsel işlevi, farklı düşünce geleneklerini aynı masaya oturtabilmek, onları tahkik etmek ve ortak kavramsal çerçeveler geliştirebilmektir. Bu, yukarda da değindiğimiz gibi uzlaşma anlamına gelmez, aksine tüm bu yaklaşımların bilimsel tahkikini sağlayarak bilgi üretimini daha nitelikli ve üretken hâle getirmektir. Kısacası, üniversitelerimiz ortak bir yeni dil inşa çabasının başlayacağı yerdir. Yeni dil inşası uzun soluklu bir süreçtir. Dahası, bir son değil sürekli yolda olmaktır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:22
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Mart 2026 08:41 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















