Türkiye’nin yapay zekâ politikası nasıl şekillenecek Turgay Yerlikaya
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Son dönemde teknoloji gündeminin en önemli konu başlıklarından biri olan yapay zeka, regülasyondan egemenlik ilişkilerine, etikten dini yönüne kadar çok katmanlı bir boyutta ele alınmaktadır. Alex Karp’ın Palantir manifestosu ve akabinde teknolojinin silahsızlandırılması bahsine ilişkin Papa’nın genelgesi, yapay zekanın konumuna dair tartışmayı önemli bir yere taşıdı. Özellikle bu tür araçlar üzerinden ortaya çıkan veri trafiği ve bunların depolanması gibi tartışmalar başta olmak üzere alandaki rekabetin yol açtığı sorunlar, ülkelerin yapay zeka üzerine tam teşekküllü bir politika inşa etmesini zaruri kılmaktadır. Fakat bu ihtiyacın sadece retorik düzeyinde bir tartışma ve birkaç panel üzerinden sığ bir gündemle ele alınması yerine, bir devlet politikasına dönüşmesi gerekmektedir.
Devletlerin yeni gelişen süreçlere entegre olması çağın koşullarına ayak uydurması elzemdir. Özellikle teknoloji konusundaki gelişimleri yakından takip eden devletler, gayrisafi milli hasılalarının önemli bir bölümünü ARGE’ye ayırmak suretiyle inovasyona ve teknolojik kapasiteyi geliştirmeye büyük önem verirler. Fakat son dönemde ABD ve Çin öncülüğünde gelişen yapay zeka teknolojileri dünyanın geri kalanı açısından takip ve taklit edilmesi zor bir mesafe üretmektedir.
AVRUPA’NIN GERİLEYİŞİ
Hatırlayacak olursak Avrupa Merkez Başkanı’nın eski başkanlarından Draghi, Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren ve kritik önerileri ile Avrupa’ya yeni bir istikamet çizen önemli bir rapor kaleme almıştı. Draghi’nin raporunda dikkat çeken en önemli nokta, Avrupa’nın küresel dijital rekabette başarısız olduğu ve yapay zeka gibi alanlarda küresel markalar ortaya çıkaramadığıdır. Avrupa’nın teknolojinin gelişim hızına yak uyduramaması, kıtanın ABD ve Çin karşısında ekonomik gücünün de azalmasına neden olmuştu. Rekabet ve inovasyon noktasında gerekli esneklik ve entegrasyonu gösteremeyen Avrupa’nın, dijital egemenlikle ilgili de ciddi risklere muhatap olduğunu ifade eder Draghi.
Avrupa’nın kural temelli ve aşırı regülatif yönünün yapay zeka ve bulut sistemlerinde mesafe kat etmeyi zorlaştırdığını da vurgulayan Draghi, çözüm olarak Avrupa’nın geleneksel kazanımlarının (sanayi vb.) dijitalleştirmesini önerir. Yani Avrupa’ya, bazı alanlarda rekabet gücünü kaybettiği gerekçesiyle yeni duruma kendi kazanımları ile dahil olması gerektiğini salık veren bir anlayışla hitap eder Draghi. Raporun, yapay zeka başta olmak üzere teknolojinin hemen her alanındaki inovasyon kapasitesinin ıskalanması durumunda nelerin kaybedilebileceğini göstermesi oldukça kıymetli. Draghi’nin raporu, her ne kadar mevcut göstergeler Avrupa’nın aleyhine işlese de bundan sonraki süreçte Avrupa’nın neler yapabileceğini göstermesi açısından önemli şeyler söylemektedir.
Bazı alanlar Draghi’nin de ifade ettiği gibi devasa bir hızla, rekabeti ve o koşullara entegre olmayı olağanüstü biçimde zorlaştırmaktadır. Bugün herhangi bir devletin ABD ya da Çin ile teknoloji ve yapay zeka konusunda rekabet edebilmesi mümkün değil. Peki devletler egemenliklerini de tehdit eden bu devasa dönüşümü hangi ölçekte ve ne tür bir politika ile ele almalı ve nasıl bir eylem planı ortaya koymalılar? Madem rekabet edilmesi çok güç, orta ve küçük ölçekli devletler bu alanda nasıl var olabilecekler? Amazon, META, Google ve Microsoft gibi devasa yapıların içinde nasıl bir yapay zeka politikası üretilebilir, bu firmalarla ne ölçüde rekabet edilebilir?
Yapay zeka alanını domine eden bu yapılarla herhangi bir biçimde mücadele edilebilmesi elbette mümkün değil. O sebeple son dönemde daha makul düzlemde ve spesifik verilerin işlenmesi ile önemli sonuçların elde edilebileceğini düşünen bir yaklaşım olan Frugal AI (Tasarruflu yapay zeka), sınırlı bir kapasite ile daha verimli sonuçlar alınabileceğini savunur. Daha küçük ve özelleştirilmiş modeller marifetiyle hareket eden bu yaklaşım, son dönemin en önemli konu başlıklarından biri olarak karşımızda durmaktadır. Bu nedenle sınırlı ve spesifik ihtiyaçlar için üretilen küçük modellerin, Türkiye gibi ülkeler için çok daha verimli olabileceği görülüyor. Hem ekonomik hem de siyasi kazanımları üzerinden düşünüldüğünde, yapay zeka alanındaki en önemli paradigmatik değişim olarak değerlendirilen bu yaklaşım, küçük ve orta güç kapasitesindeki devletler açısından da iyi bir çıkış yolu sunuyor.
TÜRKİYE NE YAPACAK
13 Haziran günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanacak olan Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı, Türkiye’nin bu alandaki tavrını gösterebilecek en net belge olacaktır. Daha önceki dönemde de devlet bu alandaki farkındalığını gösteren 2021-2025 Ulusal Yapay Zeka Strateji Belgesi’ni yayınlamış ve konuya yürütme erki düzeyinde ne ölçüde bir ilgi olduğunu da göstermiştir. Buradaki metin ve tartışmaların dışında, bundan sonraki süreçte Türkiye’nin kendisini bu rekabet ikliminde nerede konumlandıracağı meselesi önemli. Türkiye kendi güç yoğunluğu üzerinden bu alanda daha makul bir ürün ortaya koyabilir mi? Savunma sanayinin ürettiği kapasite bu alana da bir deneyim olarak aktarılabilir mi? Önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan metin, tüm bu soruları cevaplandıracağı gibi Türkiye’nin konuya dair yaklaşımını da en net biçimde gösterecektir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:48
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 11 Haziran 2026 04:13 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















