Pakistan’ın Kurucusu Muhammed Ali Cinnah Dursun Gürlek
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Geçen gün Yeni Şafak’ın ikinci sayfasında “Pakistan’ın Kuruluş Hafızası Rami’de” başlığıyla bir haber yayınlandı. Haberin spotunda şöyle deniliyordu:
“Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah’ın 150. doğum yılı anısına hazırlanan ‘Bir Milletin Kuruluş Hafızası’ Sergisi Rami Kütüphanesi’nde ziyaretçilere kapılarını açtı. Tarihi belge ve fotoğraflarla Pakistan’ın kuruluş sürecine ışık tutan sergi 23 Haziran’a kadar ücretsiz gezilebilecek.”
Hemen belirtmek gerekirse, Pakistan deyince benim aklıma derhal iki önemli isim geliyor: Muhammed Ali Cinnah ve Muhammed İkbal...
Yukarıdaki haberi okuyunca bu iki zatla ilgili olup da kütüphanemde mevcut olan kitaplara şöyle bir göz atmak istedim. İlk etapta karşıma üç eser çıktı. Bunların birincisi Muhammed İkbal’in “Hicaz Armağanı” idi. 1968’de yayınlanan eseri, edebiyat dünyamızın seçkin isimlerinden merhum Ali Nihad Tarlan Türkçeye çevirmiş. İkincisi de “Dr. Muhammed İkbal ve Eserlerinden Seçmeler” adını taşıyor. Bunu da Prof. Dr. Abdülkadir Karahan 1974’te neşretmiş. Üçüncüsüne gelince, o da yine aynı profesörün kaleminden çıkmış. İsmi de “Muhammed Ali Cinnah’a Armağan”. Her ikisini de Kültür Bakanlığı yıllar önce yayınlamış.
“Kâid-i Âzam Muhammed Ali Cinnah’ın Yüzüncü Doğum Yılına Armağan» adlı bu kitapta Pakistan›ın kurucusuna dair ilgi çekici yazılar bulunuyor. Birinci bölümdeki yazıların başlıklarını ve yazarlarını şöylece sıralayabiliriz: «Kâid-i Âzam Cinnah ve Dr. İkbal’in Ona Mektupları” Prof. Dr. Abdülkadir Karahan. “Pakistan ve Kurucusu Kâid-i Âzam Muhammed Ali Cinnah”, Prof. Dr. Yılmaz Altuğ. “Kâid-i Âzam’ın Eseri” Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş. “Muhammed Ali Cinnah ve İkbal”: Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan.
İkinci bölümde de dost Pakistan›ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah ile ilgili yapılan konuşmalar yer alıyor. Bunların içinde eski kültür bakanlarımızdan Rıfkı Danışman’ın konuşma metni büyük önem arzettiği için aşağıya naklediyorum:
“1876 Aralık ayının 25’inde sonradan Pakistan’ın ilk başkenti olan Karaçi’de orta halli ve geleneğine, İslam dininin esaslarına bağlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan Muhammed Ali, gerek ilk aldığı aile terbiyesi ve gerekse medrese öğreniminden kısa bir süre için de olsa tahsile başlaması, onda manevi yönünün güçlü yaşamasında müessir olmuştur. Aslında ‘Cinnah’ kelimesinin anlamı ‘zayıf ve nahif’tir. Buna rağmen Muhammed Ali, kendisine verilen bu vasfı reddetmemiş, hayatı boyunca bu isim ve sıfatla anılmayı hoş karşılamıştır.
Cinnah, daha 20 yaşında iken Hint Yarımadası’nın en genç avukatı olarak tanınmasına, İngiltere’de hukuk öğrenimini en çabuk tamamlayan bir hukukçu olmasına rağmen hiçbir zaman durumu ve imkânlarıyla gururlanmamıştır. Siyasi kariyere intisap ettiğinde ve birçok şöhretlerle dost olup az zaman için de geniş bir nüfuz sahibi olmuş bulunmasına bakmadan, daima alçakgönüllü, halkın hizmetinde mutluluk arayan ve Alt Kıta Müslümanlarının hak ve hürriyetlerini elde etmeleri uğruna huzur ve rahatını fedadan çekinmeyen vefalı ve fedakâr bir Müslüman olarak kalmayı bilmiştir.
O, ne Hindistan’daki Kongre Partisi’nin tanınmış simaları arasında Hindu-Müslüman birlik ve bütünlüğünü düşündüğü, ne kendi kendine bir nevi sürgün cezası verir gibi İngiltere’ye çekilip orada incelemelerle ve gelecek günlerin planlamasıyla uğraştığı, ne de Müslüman Birliği’nin lideri seçilip, büyük hizmetlere varlığını adadığı yıllarda değişmişti. Daima aynı sağlam karakterin, aynı çelik iradenin sahibi olmuştur.
Hind Müslümanlarının, ayrı bir devlet kurmaları fikrini ilk önce, gerçekten çağımızın Mevlânâ’sı diye anılan büyük maneviyat şairi, İslam mütefekkiri Dr. Muhammed İkbal (1877-1938) ortaya atmıştır. Fakat bu görüş ve öneriyi benimseyip onu bütün Himalaya-Alt-Kıtası’ndaki Müslümanların gönül bağladığı bir ülkü haline getirebilen Muhammed Ali Cinnah olmuştur. Ne Gandi, ne Nehru gibi Hind liderleri, ne de nüfuzlu İngiliz Genel Valileri, onu, yürüdüğü yoldan, açıkladığı fikirlerden döndürebilmiştir. Doğruluğu, ölçülü cesaretin yenilmez azmi, uzak görüşlülüğü ve adalete bağlılığı, hülasa manevi yönünün kuvveti ve aşınmazlığı onun başarısının başlıca sebepleri arasında yer almıştır. Onun Bombaylı Müslümanlar tarafından İmparatorluk Yasama Konseyi’ne seçilmesi, Londra’daki Tüm Hindistan İslam Birliği toplantısına çağrılması, yine aynı başkente giden Kongre Partisi’ne bağlı heyetin başkanlığını üzerine alması, ‘Lacnow’ - Lüknov’da bir İslam Kongre Partisi toplantısı düzenleyebilmesi ve bu şehir ismiyle anılan paktın mimarı sayılması, hatta Hindu-İslam Birliği’nin elçisi diye adlandırılması, ayrıca Pasif Direnme Hareketi’ne karşı olduğu ve sözünü dinletemediği için Kongre Partisi’nden istifası... Hep, hep tuttuğu yoldan ayrılmamak, inandığına bağlılığını korumaya azimli olmak ve doğru bildiği görüşlerini sonuna kadar savunmak hasletinden, gücünden kaynağını almaktadır.
Cinnah, eşinin hastalığı ve başka sebeplerle İngiltere’ye gidip orada avukatlık yaparken bile ülküsünü hiç unutmamış, manevi bakımdan güçlü bir toplum haline gelmesini gönülden arzuladığı Hind Müslümanlarının geleceğini düşünmüştür. Hindli Müslümanların ve özellikle Liyakat Ali Han›ın ricası üzerine Hindistan›a dönüşünde, yeniden Yasama Meclisi›ne seçilişinden, Hindistan İslam Birliği›nin Lahor oturumuna başkanlık edişinde ve burada Tarihi Pakistan Tasarısı›nın kabulünde, hep maneviyatçı, müsamahalı kalmayı bildi. Kendisine ilk kez ‹Kâid-i Âzam’ - Büyük Lider ünvanı verildiğinde de değişmedi. Kendini Allah’ın fakir bir kulu ve onun lütuf ve ihsanı ile müstakbel Pakistan’ı kurmakla görevli bir Müslüman saymasını bildi. Nihayet Cinnah azmi, bilgisi, maneviyat inancı ve sonsuz çabası sayesinde Pakistan’ın doğmasıyla sonuçlanacak görüşmeleri açtırmayı başarabildiğinde de, aynı sağlam karakteri, nahif vücuduna rağmen eğilmezliğini; hak, adalet ve demokrasi usullerinden fedakârlık etmeden ve eşit şartlara bağlı kalarak doğru yoldan ayrılmamayı, değişmez ülkü olarak izlemeyi de görev saydı.
O, Pakistan’ın ilk genel valisi, ilk devlet başkanı, Kurucu Meclis’in ilk başkanı olmasına rağmen, hayata gözlerini kapayıncaya kadar sade bir vatandaş gibi halkın içinden ayrılmadan ve en hasta günlerinde bile ülkesinin yarınını düşünerek ve didinerek yaşamayı zevk bildi. 11 Eylül 1948’de, 72 yaşında fâni âlemden ayrılırken Pakistan eşine az rastlanır bir vatan babası, bir kendini milletinin meselelerine adamış idealist, bir büyük devlet kurucusunu yitirmenin tarif edilmez üzüntüsünü yaşadı. Ama insanlar ölür, eserleri yaşar inancında olanlar için, Kâid-i Âzam, Pakistan yaşadıkça manevi bakımdan hayatta sayılabilir. Onun izinde yürümek, onun ruhunu şâd etmek olur.”
Bu satırları okuduktan sonra bizim de sayın Rıfkı Danışman Bey’e teşekkür etmemiz gerekiyor. Şurasını da belirtmek gerekir ki, bu değerli kültür bakanımız 1892-1968 yıllarında yaşayan Erzurum Müftüsü Sakıp Danışman Hoca’nın oğludur ve babası hakkında “İslâm Dini Terakkiye Mâni Değildir” adıyla bir de kitap kaleme almıştır. Bu kitapta Sakıp Hoca’nın ilmini, irfanını, ahlâk ve karakterini dile getiren son derece önemli yazılar yer almaktadır. Evet, Mehmet Nuri Yılmaz, Prof. Necati Öner, Mehmed Kırkıncı, Cemaleddin Server Revnakoğlu, Osman Demirci gibi kıymetli zevat Sakıp Hoca’nın nasıl bir allâme olduğunu hatıralarla dile getiriyorlar. Biz de oğlu Rıfkı Danışman’ın nasıl bir hayrülhalef olduğunu böylece öğrenmiş oluyoruz.
Niçin söylemeyelim, bize böyle kültür bakanları lazım. Yazık ki onların hasretini çekiyoruz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:104
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Haziran 2026 04:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















