Oruç yükü artırmak değil yükten kurtulmaktır Ömer Lekesiz
Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Önceki yazımızda orucu “maddî ve manevî alışkanlıklarımızla aramıza mesafe koymak” şeklinde tanımlamış; bu mesafenin nefse bir zorluk yüklediğini, fakat bu zorluğun fayda hesabıyla makulleş-tirilmesini –yasaklanmamış olmakla birlikte– doğru bulmadığımızı ifade etmiştik. Zira Nifferî ile İmam Gazzalî’nin ilgili sözlerinden hareketle ilettiğimiz üzere, Allah’ın emrini emir olduğu için yerine getirmek başlı başına bir haddir.
Burada zorluktan kastımız, nefsin şu ilginç özelliğiyle ilgilidir: Nefis, belli bir süreçte kendisine yük olan şeye alışır ve onu terk etmeye çağrıldığında ise buna itiraz eder. Çünkü o yükü haz kılığına sokar yani çoğu zaman ağırlık taşıdığını bilmez hatta ağırlıkla yaşamayı da öğrenir.
Mesela aşırı yemenin bedeni yorduğunu biliriz; fakat nefis buna alıştığında az yemeye direnç gösterir. Geceyi lüzumsuz meşguliyetlerle geçirmenin ruhu ağırlaştırdığını fark ederiz; fakat sahur için uyanmak zor gelir. Dünya gürültüsüne alışmış kulak için sükûnet başta rahatsız edicidir. Dil malâyâni sözle dolup taşarken susmak ağır bir disiplin gibi görünür. Oysa bütün bu “ağırlık” hissi, alışılmış yükün terk edilmesinden doğan geçici bir sarsıntıdır.
Oruç tam da burada devreye girer. Yeme, söz, bakış, duyma yükünden… kurtarır. Derin uykunun en koyu yerinde sahur için uyanmak, aslında gafletin ağırlığını omuzdan indirmektir. Gün boyu mideyi susturmak, bedeni değil fazlalıkları terbiye etmektir. Kulakları tek bir sese –Kur’an tilavetine– açmak, dağınık seslerin, gürültünün işgalinden kurtulmaktır. Gözün ölçüsüz bakışını kısmak, imge kalabalığının ruh üzerindeki baskısını hafifletmektir.
Bu hafifle(t)me yüzeysel bir hafiflik değildir. Bir tüy hafifliği gibi rüzgârın savurduğu boşluk da değildir, o bir kuş hafifliğidir. Zira kuş hafiftir ama sıcaklığıyla, kalbinin atışıyla, kanadıyla, istikametiyle, dengesiyle… vardır. Hafifliği boşluktan değil, iç düzeninden gelir. Oruç da böyledir: Nefsi boşaltarak değil, dengeleyerek hafifletir; iç disiplin kurarak onu özgürleştirir.
Modern insan yüklerini çoğaltarak yaşar. Fazla eşya, fazla söz, fazla tüketim, fazla bilgi, fazla görüntü… Sürekli bir biriktirme hâlindeyiz. Biriktirdikçe güvende olduğumuzu zannederiz; oysa çoğu zaman biriktirdiklerimizin esiri oluruz. Oruç, bu zinciri görünür kılar. Azaltmanın da bir maharet olduğunu öğretir. İnsanın, eksilterek güçlenebileceğini hatırlatır.
Burada orucu sadece sağlık, psikoloji ya da toplumsal dayanışma faydaları üzerinden okumak eksik kalır. Elbette bu yönleri vardır; fakat orucun asıl kıymeti, emre icabet oluşundadır. Emir olduğu için tutulur; hikmetleri ise yolda keşfedilir. Nefsi hafifleten şey öncelikle bu teslimiyettir. Çünkü teslimiyet, benliğin en ağır yükünü –kendi bencilliğini– indirir.
Nefis sürekli şunu fısıldar: “Ben isterim, ben yaparım, ben seçerim.” Oruç ise “emredildi, tuttum” diyebilmeyi öğretir. Bu cümle, insanı görünmez bir ağırlıktan kurtarır. İrade, hazların hizmetkârı olmaktan çıkar; emrin şahidi hâline gelir. Kendi hevasının merkezinde dönmekten kurtulan insan, daha geniş bir ufka açılır. İşte asıl hafifleme burada başlar.
Ramazan’ın sonunda insanın yüzünde beliren sükûneti düşünelim ve ruhun berraklaşmasını, bakışın yumuşamasını, gereksiz sözün azalmasını… Bu tablo, yük artışının değil; yükten arınmanın sonucudur. Bedeni yorulan ama ruhu genişleyen bir insan profili çıkar karşımıza.
Belki de en büyük yanılgımız, hafifliği konforda aramamızdır. Oysa konfor çoğu zaman bağımlılık üretir; bağımlılık ise yük demektir. Oruç bağımlılık zincirlerini gevşetir. Yemeğe, uykuya, söze, ekrana, alkışa, alışkanlığa… Hepsine bilinçli bir mesafe koyarak özgürlüğün kapısını aralar. Mesafe terk etme değil; arınma alanıdır.
Sonuçta oruç, insana yeni bir ağırlık yüklemez; bilakis fark etmediği ağırlıkları indirir. Tüy gibi savrulan bir hafiflik değil; istikametli bir kuş hafifliği kazandırır. Ve belki de Ramazan’ın bize söylediği en esaslı söz şudur: Gerçek hafiflik, azaltarak artmaktır; eksilterek çoğalmak, yükten kurtuldukça yükselmektir.
Zira insan ağırlaştıkça yere, hafifledikçe hakikate yaklaşır. Yük sandığımız şey çoğu zaman vazgeçemediğimiz alışkanlıklardır; özgürlük sandığımız şey ise nefsin konforudur. Oruç konforu kırar, bağımlılığı çözer, benliği merkezden indirir. Aç bıraktığı mide değil; susturduğu hevadır. Yorduğu beden değil; terbiye ettiği iradedir.
Ve nihayet insan şunu fark eder: Asıl ağırlık yemekte, konuşmakta, bakmakta değil; kendini merkeze almaktadır. Oruç, insanı kendinden kurtararak hafifletir. Tüy gibi savurmaz; kuş gibi yükseltir.
Görüntülenme:70
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Şubat 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















