Ofansif mizah: Güle oynaya kaybetme sanatı Ersin Çelik
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Deniz Göktaş’ın politik mizah kesitleri bir süredir elden ele dolaşıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik esprileri konuşuldu önce. Sosyal medyadan mesajlaşma gruplarına taşındı.
Bir dostum, “İçeri aldırıp kahraman etmek istiyorlar” dedi. Ben de üzerine, “Aslında Erdoğan’a olan hayranlığını ifade ediyor” yorumu yaptım.
Şöyle ki sürekli aynı kişiyi sahnenin merkezine koyuyorsan, ondan besleniyorsun demektir ve varlığı varlık sebebindir.
Hedef aldığın kişi, bir süre sonra gösterinin amacına dönüşür.
Bir ağabeyimiz Göktaş için şu tespitte bulundu: “Zeki çocuk ama aylardır çalışarak ortaya çıkardığı espriler bu kadar zayıf mı olur?”
Peki kimler “aldırmak” istiyordu? Burada bir siyaset mühendisliği var. Bir ismi parlatmak, kitle inşa etmek, göze sokmak ve üzerinden belli çevreleri rahatsız etmek çok kolay. Birkaç sosyal medya ajansının ittirmesiyle, algoritmaları tetikleyen kesitler ve sinir uçlarına dokunacak söylemler yeterli.
Her türlü kaostan beslenen sosyal medya dünyasında bazı isimlerin zamanı geldiğinde “indirilmek için yüceltildiğini”
daha önce çok kez gördük.
Son 5-10 yılda Türkiye’de özellikle YouTube, stand-up kulüpleri ve dijital platformlar sayesinde birçok isim öne çıktı. Arada ben de YouTube’da izliyorum. Çoğu Kadıköy merkezli salonlarda sahne alıyorlar. Hemen hepsi politik konulara giriyor. İzleyicileri var. Asıl yayılımları ise sosyal medyada gerçekleşiyor. Gösterilerden en çok alkış alan bölümler servis ediliyor.
Bir süre sonra ortak bir dil oluştuğunu fark ediyorsunuz. Aynı siyasi göndermeler, aynı Silivri imaları… Küfür ise sakız gibi.
Bu arada Ali Congun’u ayrı tutuyorum.
Gündelik hayatı, erkek-kadın ilişkilerini, gurbetçiliği, aileyi, kendi yaşantısını, öz eleştirilerini abartmadan ve samimi bir üslupla hicvediyor. Politik göndermeler yapıyor ama sahnesini siyasete vakfetmiyor.
Zira mizah hayattan beslenir.
Musti Kutsi de bunun iyi örneklerinden biri. Ülkeyi karış karış gezdi, insanı tanıdı, bizi dışarıdan bir gözle okudu. Özgünlüğü bundan.
Diğerlerinde ise tekdüzelik var.
Esasen sahne alanların önemli bir kısmı, tüm toplumu gözlemlemek yerine mahallelerinin penceresinden bakarak konuşuyor.
Recep Tayyip Erdoğan’a birkaç gönderme yapacak, AK Parti seçmenini hafife alacak birkaç cümle kuracaksınız ki salon alkışlasın.
Bu arada Deniz Göktaş’a soruşturma açılmasının gerekçesi politik esprileri değil.
Kur’an-ı Kerim üzerine kurduğu saçma sapan cümlelerde suç unsuru tespit edildiği için.
Ne demiş diye baktım.
“İlk üç kitap iyiydi, dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda.”
“Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik.”
Ortaya çıkan şey gerçekten hem zayıf hem de mayınlı arazide bilye oynamak gibi. Ne cesur ne de zekice. Vasat.
Şunu tartışmak gerekiyor: Türkiye’deki yeni politik mizah, neden dönüp dolaşıp dini değerleri hedef alıyor?
Stand-up yaparken elbette iktidarlar eleştirilir. Toplumsal alışkanlıklar sorgulanır.
Ancak eleştiri ile küçümseme arasındaki o ince çizgi bizim ülkemizde fazlasıyla ihlal ediliyor.
İşte o zaman ortaya konan gösteri inançlı insanların kutsallarıyla alay etme ayinine dönüşüyor.
Evet salondakiler gülüyor ama dışarıdaki milyonlar da “böyle espri mi olur” diye öfkeleniyor.
Belki de muhalif mizahın en büyük açmazı tam burada başlıyor.
Sahnede büyük cesaret gösterisi gibi sunulan cümleler, toplumun büyük kesimlerinde ters etkiye neden oluyor.
Burada ilginç bir çelişki de var.
Bugün Batı’da birçok komedyen, etnisiteler, kadınlar, engelliler ya da farklı yaşam biçimleri hakkında kullandıkları dile aşırı özen gösteriyor. Gelgelelim kırıcı, incitici, yıkıcı görünmekten çekiniyorlar. Sert mizahlarını daha çok dini değerlere geldiğinde sergiliyorlar.
Türkiye’de muhalefetin uzun yıllardır çözemediği problemlerden biri de bu aslında.
Dindar kesimi anlamaya çalışmak yerine,
onların kutsallarını mizah malzemesine dönüştüren çevrelerden politik destek devşirme çabasındalar.
Şimdi de Deniz Göktaş’a dini değerleri aşağıladığı için açılan soruşturtmayı ifade özgürlüğünün kısıtlanması olarak siyasileştiriyorlar.
Sonra da toplumun neden beklenen politik tepkiyi vermediğine şaşırıyorlar. Ya da o salonlardan çıkamadıkları için sonuçları kabullenemiyorlar.
Her seferinde güle oynaya seçim kazanacaklarını sanıyorlar.
Salondan yükselen alkışın sandıktan çıkacak oy anlamına geldiğini sananlar, her seçim gecesi aynı hüsranı yaşıyor.
Çünkü mizahi cesaretin bir yerden sonra politik kibre ve
“toplumu okuyamama kabiliyetsizliğine”
dönüştüğünü kestiremiyorlar.
Seçmen dediğimiz geniş halk kitlesinin kendilerine tepeden bakarak gülenlerden hızla uzaklaştığı ise artık inkâr edilemeyecek bir siyasal gerçek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:25
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Temmuz 2026 04:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















