Murat Ülker üretimin gizli dünyasını anlattı: Tedarik zincirinin halkalarından haberdar mısınız? Hayat Haberleri
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi, pladis ve GODIVA Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, Tim Minshall’ın How Things Are Made adlı kitabından yola çıkarak, dijital dünyanın ancak fiziksel üretimle anlam kazandığını vurguladı.

Murat Ülker, yazısında şu ifadelere yer verdi;
ÜRETİMİN GİZLİ DÜNYASI
Hep dijitali konuşuyoruz; bazılarımız dijital bir kimlik oluşturuyor, diğerleri işini dijitale taşıyor, iş yerlerinde dijital dönüşüm var.
Bugün modern dünyada en çok kullanılan laf dijital, ama tüm bunlar hayatımızın nasıl ve ne kadarını oluşturuyor?
Bence pek azını ama tıpkı tuz gibi vazgeçilmez kısmını; zira dijitalleştirebildiğimiz her şey verimli, güncel, rekabetçi olmuyor mu?
Fakat yine modern hayatın hakikati olan ürünlerse ancak konvansiyonel şekilde meydana getirilebiliyor; giysimizin kumaşı, ipliği bir yerde eğrildi, zemindeki seramik bir fırından çıktı, bardaklar kumdu. İşte gerçek olan fiziksel üretim; telefon, kulaklık, kumanda, kapı kolu, sandalye, çanta, anahtar, çikolata, gofret… Aklınıza ne gelirse… Tümü planlanmış, üretim süreçleri çalışmış, pek çok kişinin emekleri ile var olmuş, farkında mıyız?
Bence hayır, çünkü hep online olmaktan, uzaktan çalışmaktan söz ediyoruz. Evet araçlar amaç haline gelmiş. Hizmet sektörünü konuşuyoruz hep, üretilmemiş bir şey yoksa neyi servis edeceğiz ki? Mesela turizm sektöründe başarı için o ülkenin mükemmel bir inşaat sektörü ve turisti en lüks şekilde ağırlayabilecek ürün sunumuna ihtiyaç vardır. Bunu destekleyecek bir sanayi sektörü yoksa, en azından bunları temin edecek zenginliğiniz olmalıdır.
Ama ne zaman bir eksiklik olsa farkına varıyoruz. Salgını hatırlayınız, rafların boşaldığı, aradığımızı bulamadığımız, ulaşamadığınız günler… 2021 yılında Süveyş Kanalı’ndaki krizde bir dev konteyner gemisi, kum fırtınası, kötü hava koşulları nedeniyle Süveyş Kanalı’nda kıyıya çarpmıştı; sevkiyat aksadı.
Küresel ticarette günlük zarar 10 milyar doları bulmuştu. Bu taşıma kriziydi, ya üretimde veya hasatta olsaydı.
How Things Are Made – A Journey Through the Hidden World of Manufacturing (Nasıl Yapılır – İmalatın Gizli Dünyasına Bir Yolculuk) adlı eser okuruna bu farkındalığı kazandırmak için yazılmış.
Kitabın yazarı Tim Minshall, bu farkındalığı sınıfta çocukların merakında gördüğünü anlatıyor. Akademisyenken bir okulun bilim haftasına davet edilmiş. Bilgisayarlar, klavyeler, kablolar, devreler götürüyor. Çocuklar parçaları inceliyor, soruyor. Parçaların etiketlerinde Malezya’da üretilmiştir, Meksika menşelidir, ABD’de monte edilmiştir yazıyor. Üretim dünyaya yayılmış.
Bunun tarihsel, toplumsal boyutları da var. Geçmişte üreticiyi bilirdik; terziyi, kasabı, fırıncıyı… Şimdi ise üretim dağınık, tedarik zinciri uzun ve kompleks! Ama biz siparişe tıklıyoruz, kapıya teslim, kusursuz çalışıyor.
Tim Minshall, Cambridge Üniversitesi’nde Dr. John C. Taylor İnovasyon Profesörü olarak çalışıyor ve mühendislik fakültesindeki Institute for Manufacturing’in başında.
Kitap, üretimin nasıl çalıştığının safhalarını inceliyor.
UNUTMAYIN GERÇEK DÜNYADA ÜRETİLMEMİŞ ÇİKOLATALI GOFRETİ TADAMAZSINIZ.
En Basit Görünen Şeylerin Arkasında Bile Bir Dünya Şey Oluyor. Gerçekleri kavramak için, günlük hayatta teknolojisi dikkatimizi dahi çekmeyen bir ürünün arkasında neler olduğuna bakalım.
Mesela tuvalet kağıdı;
yüzlerce küçük karar, yıllara yayılan denemeler ve dikkatli hesaplar… her yaprağın kenarında kolay kopması için zayıf bir çizgi vardır, farklı katmanların birbirlerine tutunması ile bir hacim elde edilir ve dokusu yumuşaktır, bazen de kabarıktır, suda erir gider. Tuvalet kağıdının üretim hikayesi, sadece bu kağıda hammadde olabilecek ağaçların yetiştiği bir ormanda başlıyor. Eski ortağım temizlik kağıdı sektörünün lider firmalarından biri Avrupa’da, Belçika yüzölçümünde özel orman sahibiydi. Ağaçlar özenle hazırlanıyor ve saf selüloz paketleri haline getiriliyordu. Kabuk, talaş, yonga vb artıklar ayrı imalat endüstrilerinde kullanılır. Bir formüle göre kağıt hamuru hazırlanır ve ileri teknoloji ürünü muazzam büyüklükteki bir makinede gayet hassas işlenir. Bir zamanlar Türkiye’de anbalaj endüstrisinde başa oynadığım için çeşitli kağıtlar işleyen fabrikalarım vardı. Her aşamanın her ayrıntısı titizlikle tasarlanmış, dikkatle kesintisiz üretim yapılan, yüksek enerji tüketen bir sektördür. Ben temizlik kağıdı kullanırken hep tereddüt ederim. Aklıma gelir o ormanlar, büyük sermaye yatırımları, yüksek enerji harcaması ve nihayetinde suda eriyip yok olan ve bir daha geri kazanılamayacak doğa. Ben küçükken dar çevrelerde dinen kötü görülürdü temizlik kağıdı kullanmak! Ama bir taraftan da annemin çamaşır günlerini hatırlıyorum. Ben çocukken, herhalde oyalanmam için bana yıkatırdı, sümüklü mendilleri… Eh napalım, kullanalım varken temizlik kağıtlarını. Amma ben imal etmiyorum artık.
Üretimden depolara, mağazalara uzanan binlerce ürün tipinin sevkinin takip edildiği bir sistem ile size ulaşan rafta karşılaşıp satın aldığımız paketlenmiş tuvalet kağıdı, bu ahenkli üretim sürecinin sonucudur.
Talep ile arz dengesiz olduğunda ise kaos doğar ve sistem yeniden kurulur.
Taze gıdada arz talep dengesi çok daha hassastır. Toprak hazırlanır, ekim yapılır, bitki büyütülür, hasat edilir; ardından ürün soğuk zincire girer, dağıtım merkezlerinde ayrıştırılır ve mağazalara yönlendirilir. Bu zamana karşı bir yarıştır. Hava koşullarındaki küçük değişimler bile hem talebi hem verimi etkiler. Sezonluk iş gücü azaldığında ürün tarlada kalır, taşımanın bir halkası aksadığında mamul vaktinde rafa ulaşmaz. Basit gibi görünen bu zincir, gerçekte oldukça uzun, kırılgan ve masraflıdır.
Üretimin Ölçeği Büyüdüğünde, Üretimin Ağları da Genişler. Ağlar Genişledikçe Kırılganlık Artar.
Ölçek büyüdükçe bağımlılıklar da artar. Bir otomobil binlerce parçadan, bir uçak milyonlarcasından oluşur. Bu ağları düz çizgilerle anlatmak da mümkün değildir. Minshall’in belirttiği gibi, ağın belirsiz olduğu noktada, risk bilinmez olur. Biz üreticiler bu nedenle veri analitiğine, ağ haritalarına ve yapay zeka destekli izleme sistemlerine yatırım yaparız, şu anda fabrikalarda üretim katında çalışanlar online bu bilgileri işliyorlar. Çünkü küçük bir aksama kısa sürede tüm sisteme yayılabilir.
Tedarik zincirinin dengesi her gün yeniden kurulur. Her safhanın, her girdinin kendi takvimi vardır. Hasat takvimi, festival, bayram sezonu gibi… Geçmiş veriler mevsimleri ve özel dönemleri öngörmede işe yarar, ama öngörünün her zaman bir hata payı vardır. Beklenmeyen olaylar bu payı büyütür. Her olasılığa karşı hazırlıklı olmak da pek mümkün olan bir şey değildir, çünkü kaynaklar sınırlıdır. Bu yüzden üretimin yanıtlaması gereken en temel soru, verimlilik ile dayanıklılığı aynı anda nasıl koruyabileceğimizdir.
Minshall önce görmeyi öğrenmeyi, sonra doğru soruları sormayı öneriyor. Neresi kırılgan, nerede esneme payı var, hangi karar sistemi güçlendirir? Bu soruları doğru şekilde yanıtlayabilmek için, doğru bakışa sahip olmamız gerekiyor.
Bir Fabrikanın İçinde Neler Oluyor?
Bir fabrikanın içinde olan biteni yedi başlıkta düşünebiliriz. Girdiler, yöntem, insanlar, makineler, malzemeler, işlem ve çıktı. Ürün değişse de döngü genelde aynıdır. Süreçte izlenmesi gereken adımlar kurgulanmış bir şekilde kusursuzca aktığında kaliteli üretim gerçekleşir.
Hacim Arttıkça Organizasyonun Yapısı Değişir.
Üretimde en temelde, dört farklı organizasyon yapısından söz edebiliriz. Atölyelerde, tekil işlerde esneklik yüksektir. Parti üretiminde aynı üründen çok sayıda çıkar. Kitle üretimde standartlaşma temel koşuldur. Sürekli akışta ürün tek ve kütleseldir.
Ama tüm bu üretim çeşitlerinde bilgili, kararlı, çevik ve esnek olmak gerekir. İdarenin tecrübe ve sezgisi ise üstünlük sağlar. Yaşanan tecrübe ve bilgiye göre dizayn edilen otomasyonun bir görevi de bu sezgiyi kayıt altına alıp ölçülebilir hale getirmek ve erken uyarı vermektir.
Üretimde gördüğümüz bu çeşitliliğin kökeni geçmişe uzanır. Zanaattan sanayiye geçişte kritik adım, standart değiştirilebilir parça fikri olmuştur. Böylece üretimde ölçülerin standartlaşması ve her parçanın belirli bir tolerans aralığında, birbirinin yerine geçebilecek biçimde üretilmesi sağlandı. Ardından montaj hattı doğdu; üretimde hızı ve tekrarlığı sağladı. Böylece kalite, kontrol edilen bir sonuç olmaktan çıkıp, üretimin bir parçası haline geldi. Artık sahadan toplanan veri ile makinelerden toplanan ölçümler planlamanın bir parçası haline geldi. Üretim artık beceri ve bilgi akışına dayanıyordu.
Dağıtıma gelince;
yolda gördüğümüz büyük tırlar ve kamyonlar da üretimin birer halkası. Kimi ham madde taşır, kimi yarı mamul, kimi de paketlenmiş ürünü dağıtım merkezine götürür. Bu hareketin, üretimdeki jargonundaki karşılığı “lojistik”tir. En temelde, doğru ürünü doğru zamanda doğru yere ulaştırmaya çalışır. Fabrikadaki akış nasıl planla yürüyorsa, lojistiğin akışı da aynı disipline ve iyi tasarlanmış bir plana ihtiyaç duyar.
Ürün karmaşıklaştıkça hareketin gerçekleştiği ağ da büyür;
sürecin tamamı, hassas bir planlamaya dayanır. İşin başarısı, parçaların gününde ve doğru sırada bir araya gelmesine bağlıdır. Bu koordinasyon kusursuz çalıştığında kimsenin haberi olmaz; bir sorun çıktığında ise, tabii ki ölçeğine bağlı olarak, tüm tablo bir anda görünür ve konuşulur hale gelir.
Peki bu kadar zahmete gerçekten gerek var mı, diye sorabilirsiniz. Daha kolay bir yol yok mu? Aslında işin en verimli yolu bu. Bir parçanın en iyisini istiyorsanız, onu en iyi yapan yerden tedarik etmeniz gerekir. Geri kalan, maliyet ve kapasite hesabıdır. Üretimin coğrafyaya bu kadar dağılmasının bir başka nedeni ise taşımayı ucuzlatan standartların ortaya çıkmasıdır. Büyük metal kutulara sığdır, gemiye koy, sonra trene, ardından kamyona aktar… Limanların, gemilerin, istif makinelerinin ve yazılımların aynı dili konuşabildiği bu düzen sayesinde taşımacılık hem hızlandı hem ucuzladı. Böylece üretim, dünyanın farklı noktalarına yayılıp birlikte çalışabilir hale geldi.
Madalyonun öbür yüzüne bakınca şunu görürüz. Bazı ekonomik hesaplar, ürünü binlerce kilometre dolaştırmayı rasyonel kılabilir. Kağıt üstünde doğru görünen bu kararlar, çevresel etkileri çoğu zaman dışarıda bırakır. Bu operasyonun meydana getirdiği emisyon, gürültü, liman çevresindeki yük, deniz ve kara ekosistemine olan etkisi hesaba katılmaz. Oysa üretimin temel ilkesi israfı azaltmaktır; görünmeyen maliyetler de bu israfın bir parçasıdır. Bu noktada iki temel seçenek öne çıkıyor. Mümkün olduğunca az ve daha temiz taşımak.
İşin insan boyutuna gelince; bu süreçlerin hiçbiri, insanlar olmadan yürümez. Limanda operatör, ekran başında planlamacı, şoförler yollarda, üreticiler tesiste en iyisini yapmaya çalışırlar. Hata payını sıfıra indirmek mümkün olmadığından dolayı, süreçteki küçük sapmalar her gün düzeltilir. Tedarik zinciri kendini toparlayacak alan ve kaynak bulur. Tabii arızalar, iadeler olur, onarım yapılır, veri güncellenir, yeniden planlanır.
Talebi okumak, çetrefilli bir iştir. Sipariş adedi ve tarih net olduğunda üretici firma kapasitesine, tedarikçilerine, fiyatına bakar ve karar verir. Ama çoğu zaman böyle olmaz. Çoğu müşteri, neyi ne zaman istediğini bilemez. Bu belirsizliği yönetmek sorumluluğumuzdur.
Sanayi Devrimi’nden sonra siparişle kişiye özel üretim devri kapandı; üretimde önce yap sonra sat mantığına geçildi. Artık üretim için doğrudan talebin oluşmasına gerek yoktu, arz talebin de oluşmasını sağlıyordu. Zaman içerisinde talep oluşturma ve talep yönlendirme alanlarında uzmanlaşıldı. Fakat talebi tahmin etmek zordur, zira tedarik zinciri üyelerinin, tüketicinin birbirleriyle çelişen istek ve çıkarları vardır. İşte burada idarenin hüneri tüm paydaşların lehine dengeyi sağlamaktır. Hacim, çeşit ve değişkenlik; dengeyi sağlayan bu üçünü iyi bir şekilde çözümlemeden, hat tasarımından malzeme planına kadar hiçbir şey sistem içerisinde tam verimli çalışamaz.
Tabii ki tahminler her zaman gerçekleşmez, hatta çoğu zaman kusurludur. Geçmiş veriler öngörüde bulunmaya yardımcı olur, ama yeterli değildir. Bazen tamamen yeni bir ihtiyaca dokunursunuz, insanlar ürününüzün ilk anda ne olduğunu kavrayamaz. Bu yüzden üreticinin durumları farklı bakış açılarından görebilmesi gerekir. Senaryo çalışmaları yapılır, satış ekiplerinin saha bilgisi derlenir, dijital panellerdeki veriler kullanılır ve ortak bir akıl oluşturulmaya çalışılır. Ama günün sonunda tahmin dediğimiz şey, çeşitli verilerden iyi beslenmiş bir varsayımdır. Temelde, iki üretim yaklaşımından bahsedebiliriz. İlki, üretimi yıl içinde mümkün olduğunca sabit tutup stokla oynamaktır. Bu yaklaşım, raf ömrü uzun ürünlerde işe yarar. Diğeri, talebi yakından izleyip üretim ile yakalamaktır. Bu yaklaşım hız ister, iyi tahmin ister, tedarik zincirinin de aynı hızda tepki vermesini ister. Eğer yedek planlarınız, tedarikte alternatifiniz varsa ve ekipleriniz doğru anda doğru sırayla devreye girebilecek kadar yetkin ve tecrübeli ise, dengeyi sağlayabilirsiniz.
Dijitalleşme işleri kolaylaştırıyor; ama her daim değil! İnternet ve mobil veri erişimi ile perakendedeki sistemler akışı günlük hatta saatlik görünür kıldı. Veri miktarını katladı. Ama bu tüketicinin üreticiden olan beklentisini artırdı. Her şeyin her an, her yerde bulunabilir olmasını normal saymaya başladık. Dünya değişiyor, üreticinin işi, değişen dünyanın yeni beklentileriyle sistemin taşıyabileceği kapasite arasında bir orta yol bularak talebi en verimli şekilde karşılamaktır.
Üretim endüstrisinin başarısı hükümetlerin desteğine muhtaç! Geniş çaplı dönüşümler, otomotiv endüstrisinin elektrikli araç üretmesi gibi şirketlerin tek başlarına başarabilecekleri şeyler değildir. Hükümetler bu faaliyetleri çeşitli finansman kolaylıkları, operasyonel teşvik ve kolaylık gibi farklı yöntemlerle desteklerler. Minshall, devletin üç temel alanda oynadığı rolleri şöyle tanımlıyor:
Arz tarafı:
Teknoloji geçişini zorunlu kılmak veya desteklemek. İngiltere’nin 2030 itibarıyla benzinli ve dizel araç satışını yasaklama kararı gündemde.
Talep tarafı:
Yeni teknolojili ürünlerin alımını teşvik etmek. Elektrikli araç alımına verilen hibeler veya şarj istasyonlarına yapılan yatırımlar bunun iyi bir örneği.
Dönüşümün etkilerinin yönetimi:
Dönüşümün yol açtığı iş kayıplarına, beceri dönüşümlerine ve toplumsal etkilerine çözüm getirmek.
Üretimin yeni ar-ge laboratuvarları üniversitelerin sanayiyle doğrudan temas eden araştırma ekosistemleridir. Buralarda üreticiler yeni teknolojileri test ediyor, öğrencilerle aynı masada çalışan mühendisler süreçleri yeniden tasarlıyor. Otomasyon, robotik, veri toplama gibi konular öğreniliyor. Bu merkezlerin yarattığı bir başka değer, ölçek farkını ortadan kaldırmaları. Büyük bir otomotiv üreticisiyle yerel bir atölye aynı hatta test yapabiliyor. KOBİ’ler normalde erişemeyecekleri robot kolları, sensör sistemlerini ya da dijital ikiz yazılımlarını bu alanlarda deneyebiliyor.
Minshall, her dönüşümün devrimsel olmadığını da hatırlatıyor. Pek çok yenilik, ufak adımlarla ilerler. 1980’lerin devasa cep telefonları, bugün avuç içi boyutuna ve milyarlarca kullanıcıya ulaştı. Bu kademeli yenilik sürecinin klasik bir örneğidir. Ürünler küçülür, güçlenir, ucuzlar… Üretim dünyasının asla durmamasının en temel sebebi de budur. Müşteri ürüne alışır, firma düşünür ve geliştirir. Bu döngü üretimin doğasında vardır.
Değişim tek başına yetmez. Yeni parçalar yerlerine oturmadıkça, veriler birbirini bulmadıkça, süreçler aynı ritme girmedikçe hız da kalite de kalıcı olmaz. Minshall’in çizdiği resimdeki sonraki adım, üretilen bilginin, üretilen ürünle aynı hatta buluşması; yani bağlantı.
Bugün bağlantının ölçeği genişledi. İnternet önce araştırma ağlarını, sonra ticareti, en sonunda cebimizdeki cihazı birbirine bağladı. Artık makineler dinliyor, ölçüyor, öğrendiklerini paylaşıyor. Endüstriyel IoT motorlardan konveyörlere, AGV’lerden enerji hatlarına kadar her yerden veri topluyor. Bu veriyle kurulan dijital ikizler denemeyi sahadan önce ekranda yapmayı mümkün kılıyor. Bir parametreyi değiştirmek, önce ikizde risk almadan deneniyor; işe yararsa hatta uygulanıyor. Böylece “yanlış öğrenmenin” maliyeti düşüyor ve doğruya daha hızlı bir şekilde ulaşılabiliyor.
Bağlantının bir başka temeli de entegrasyon. Üretim döngüsü dört basamakta ilerler. Algıla, karar ver, uygula, işlet. Robot yalnızca “uygulama” bölümünün aracıdır; sensör, PLC ve yazılım bu basamakları birbirine tutturan omurgadır. Parça parça otomasyon, bir araya gelmediğinde verim üretmez; hatta hatayı gizler. Asıl iş, veriyi aynı havuzda toplayıp akışı birlikte yönetmektir. O zaman kalite anlık görünür, darboğaz yerinde yakalanır, bakım planı arıza gelmeden öne alınır.
Minshall burada dört önemli uyarı yapıyor:
İlk Uyarı;
Gelecekte eşitlik yok. Bugün üretici firmaların büyük çoğunluğu KOBİ ve çoğu hala Excel tabloları, kağıt formlar, manuel takip sistemleriyle çalışıyor. Dijital dönüşümün konuşulduğu bir dünyada, hala verisini toplayamayan ya da anlamlandıramayan binlerce üretici var.
İkinci Uyarı;
Dijital konforun maliyeti yüksektir. Tek tıkla teslimatın ardında vardiyalarda çalışan insanlar, düşük kar marjlı sistemler ve kırılgan tedarik zinciri var. Siparişlerin yerine gelmesi aslında pek çok görünmez elin temposuna bağlıdır. Dijitalin konforu fiziksel emeği ortadan kaldırmaz, verimlilik konuşulurken insan emeğini unutmamak lazımdır.
Üçüncü Uyarı;
Otomatik kararların getirdiği hız kendine has sorunlar oluşturur. Yapay zekâ sistemleri artık tedarik zincirindeki gizli bağımlılıkları, darboğazları veya gecikme risklerini gösterebiliyor. Fakat bu sistemlerin karar mantığı şeffaf değilse, üretici neyin neden değiştiğini anlayamaz. Bu yüzden Minshall, otomasyonun izlenebilir ve anlamlandırılabilir olmasının çok önemli olduğuna vurgu yapıyor. Çünkü kararın izini süremezsen, hatayı düzeltemezsin.
Dördüncü Uyarı;
En kritik olan, tüm dijital dünya fiziksel bir zemine bağlıdır. Üretim artık veriye, veri ise altyapıya dayanıyor. Bir yanda internetin omurgası, ama enerji yani elektrik ve soğutma olmadan ve güvenli bağlantı sağlanmadan hiçbir veri akmaz. Diğer yanda yarı iletken ekosistemi; milyarlarca kusursuz çipin tekrar üretilmesini sağlayan, kusursuzlukla işleyen bir sistem. Bu iki temelde bir aksama olursa, dijital üstlendiği yükü taşıyamaz bir hale gelir.
Neler yapabiliriz, yapmalıyız diye düşününce, pandemi dönemi hatra geliyor. Malum bir musibet, bin nasihatten evladır. Krizin ardından fabrika ile tüketim arasındaki mesafe kısaldı; üreten ile kullanan arasındaki çizgi silikleşti. İlk örnek ilaçlar. Normalde bir aşı prototipinin laboratuvardan hastaya ulaşması on yılı bulur. Pandemide ise tek ve acil bir hedef süreci kısalttı. Risk sermayesi ve kamu kaynakları beklemeleri azalttı. Bazı adımlar paralel yürüdü. 2020’nin sonunda aşılar onay aldı ve milyonlarca doz üretim bandına girdi. Atlayamadığımızı düşündüğümüz eşik, uygun koşullar altında geçilebiliyormuş; bunu fark ettik.
Lojistikte de farklı çözümler devreye girdi.
Başkasının dağıtım zincirini ödünç almak, sinerji sahada işe yaradı. Başka bir çizgide BioNTech’in konteyner içine sığdırdığı, kalite onaylı modüler üretim üniteleri, fabrikanın ihtiyacın olduğu yere taşınmasını mümkün kıldı. Soğuk zincir gerektiren ilaçlarda ya da kısa sürede yüksek miktar gerektiğinde bu yerelleşmiş çözümler açık bir avantaj sağladı.
Uzak, kırılgan ve tek kanallı tedariklere yaslanmanın ne kadar büyük sorunlar yaratabileceğini gördük. Yerel kabiliyet, modüler üretim ve dijital bağlantıyla desteklenmiş esneklik, kriz anında ve normal zamanda kaliteyi ve erişimi güçlendiriyor.
Üretim bu şekilde dönüşür ve hızlanırken çevreyi, dayanıklılığı ve toplumsal adaleti nasıl koruyacağız? Enerji, atık, yerel istihdam, veri etiği gibi, hepsi ana plana dahil olmak zorunda. Yani gezegenin ve üzerindeki hayatın sınırlarıyla uyumlu bir üretim düzeni üzerinde konuşmamız gerekiyor.
Üretimde neler yapabiliriz, yapmalıyız. Barınmak, gıda ve giyim temel ihtiyaçlarımız. Bu üçü için kurduğumuz üretim düzeni, kısa vadede hayatı kolaylaştırırken uzun vadede yaşamı zorlayan bir sisteme dönüşmüş durumda. Çimento üretimiyle büyüyen şehirler ve yollar, aynı anda aşırı küresel emisyonun sebebi, tarladan rafa uzanan gıda israf oluyor, giyimde moda kısa süreli kullanımla israfı destekliyor. Şu andaki sistemimiz sürdürülebilir değil!
İlk adım,
daha az zarar vererek üretmek ve daha az zararlı şeyler üretmek olabilir. Minshall, somut örnekler veriyor. Endüstride sıfır atık yaklaşımı, her yan ürünün değerli bir girdiye çevrilmesi; iyi üretim prensiplerini uygularken çevresel etkiyi azaltmak ama işletme mantığıyla uyumlu çalışmak.
İkinci adım,
taşımanın yapısını değiştirmek; daha az taşı, daha temiz taşı. İnşaat bileşenlerini sahaya hazır, büyük birimler halinde getirip şantiyeyi bir montaj alanına çevirmek, kamyon trafiğini ve israfı azaltıyor. Kent içinde dikey tarım gibi yerelleşen gıda çözümleri, sağlık krizinde gördüğümüz gibi, tüketilen yere yakın üretim gibi…
Üçüncü adım,
tüketimi akıllıca azaltmak; Minshall, kullan, at yerine azaltma, yeniden kullanım veya geri dönüşümün birlikte işlediği döngüsel bir yaklaşımdan bahsediyor. Burada onarmaktan tutun, kiralama ve “kullandığın kadar öde” gibi hizmet modellerine kadar seçenekler var. Bu modeller üreticiye ürünü dayanıklı ve verimli tasarlama motivasyonu veriyor; kullanıcı ise ihtiyacı kadarını tüketme imkanına sahip oluyor. Bir seviyede daha ileri gidip “yenileyerek kullanma”, “yeniden amaçlandırma”, “yeniden üretim” gibi halkalar da ekleniyor.
Yapılması gerekenler bu kadar açık ise, neden hızla hareket edip her şeyi çözmüyoruz? Bu sorunun cevabında Minshall ile hemfikir değilim. Bu sorunun yanıtını üç farklı eksen üzerinden tartışıyor. İlki, sahip çıkmak ve sorumluluk almak. Doğrudan emisyonları ölçmek kolay, ama tedarik ağının derinlerindeki etkileri, yani müşterinin kullanımına kadar uzanan tarafı, yönetmek zor. İkincisi, dengeyi kurmak. Kalite, hız ve maliyet arasında zaten zor olan tercihleri, bir de sürdürülebilirlik boyutuyla birlikte yapmak gerekiyor. Tek bir ürün örneği üzerinden bile pamuktan boyaya, su arıtımdan lojistiğe kadar onlarca değişken aynı denklemde buluşuyor. Üçüncüsü, atalet. Büyük ve karmaşık bir sistemi dönüştürmek işbirliği gerektiriyor; tek bir fabrikanın niyeti yetmiyor, yan endüstrilerin de senkronize olması şart.
Hemfikir değilim demiştim. Minshall sayfalar dolusu yazıyor, öneriler getiriyor. Ama bence geçersiz ve gereksiz; zira bu lise yıllarında NŞA (normal şartlar altında) fizik problemi çözmeye benziyor. Endüstrinin gerçekleri ile alakası yok. Çevreci olmak, israftan kaçınmak hatta bu davranışı şahsi tüketim tercihlerine yansıtmak; bunları mektep sıralarında edinmeyen fertleri kanuni zorlama veya mali teşviklerle hizaya getiremezsiniz. Bilakis işin doğru, düzgün ve karlı yapılması için bunlara zaten uyulmalıdır.
Mesela biz satış noktalarına dağıtım işimizde, israfı önleyen bir çalışma yaparak binlerce araç ve yüzbinlerce km tasarruf ettik. Bu da tabii olarak daha düşük karbon emisyonu sağladı. Benzer şekilde Şok Marketler operasyonunda dijitalleşmek ve yapay zeka kullanımı ile işlerimizde iletişim ve kontrol kabil oldu ve daha hızlı sonuç alır olduk.
Geleceğe dönük sanayi politikaları mega trendlere uyumlu, esnek, kapsayıcı ve ekolojik sınırları gözeten bir anlayışla tasarlanmalıdır. Biz sanayi sonrası toplum söylemlerine kapılmadan, imalat sektörünü stratejik olarak merkezde tutmak zorundayız.
Katma değeri yüksek üretim seçenekleri, örneğin savunma, otomotiv, gıda teknolojileri, elektrikli araçlar, makine, biyoteknoloji Türkiye’nin büyüme potansiyelini belirler. Ancak artık sadece çelik ve beton değil, aynı zamanda veri, tasarım, kod ve yeşil enerji üretim girdileridir. Otomasyon, yapay zekâ veya robotik; üretimi ortadan kaldırmıyor, bilakis destekliyor, üretim ve emek ilişkilerini yeniden tanımlıyor. Türkiye gibi ülkelerde bu, iş gücünü korumak ile verimliliği artırmak arasında yeni bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Örneğin, OSB’lerde (Organize Sanayi Bölgeleri) dijitalleşme süreçleri sadece makineleşme değil, aynı zamanda çalışanlara yeni yetkinlikler kazandırmakla desteklenmelidir. Bu akıllı üretim artı akıllı insan politikasına geçilmesini gerektiriyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:43
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 04 Ocak 2026 16:31 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















