Muharrem Âşûrâ Kerbelâ Vak’ası Hayreddin Karaman
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Peygamberimiz (s.a.), “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur.” buyurmuştur.
Muharremin onuncu günü oruç tutmuş, Yahudilere benzememek için ya bir gün önce veya bir gün sonra bir oruç daha tutulmasını tavsiye etmiştir.
Bu ayda, bu sünneti ihya etmeyi unutmayalım.
Bir şeyi daha unutmayalım, ama tefrika çıkarmak, ümmeti bölmeye vesile kılmak için değil, ibret almak, bir akrep deliğine iki kere parmağımızı sokmamak için:
Elîm, fecî, acılarla dolu, mümin ciğerleri yakan, ehl-i beyt aşıklarını ağlatan Kerbelâ Vak’ası’nı unutmayalım.
Muaviye’nin vefatı üzerine yerine oğlu Yezid’in geçmesi, hilafetin saltanata dönüşmesine ve Müslümanlar arasında biat tartışmalarına yol açtı. Hz. Hüseyin, Ehlibeyt’in hilafet hakkını savunarak bu duruma karşı çıktı, beraberindeki yaklaşık 70 kişilik aile ve taraftar grubu, Kufe Valisi Ubeydullah bin Ziyad tarafından görevlendirilen Ömer bin Sa’d komutasındaki yaklaşık 4500 kişilik Emevi ordusu tarafından kuşatıldı. Grup Fırat Nehri’nden uzaklaştırılarak günlerce susuz bırakıldı. Hicri takvime göre Aşure Günü’nde (10 Muharrem) Hz. Hüseyin ve yanındaki erkeklerin tamamı kılıç ve ok darbeleriyle hunharca şehit edildi. Hz. Hüseyin’in başı kesilerek Şam’a, Yezid’e gönderildi. Sağ kalan kadınlar ve çocuklar (başta Zeynelâbidîn) esir alındı…
Peki kimdi bu Hüseyin, kimdi bu ehl-i beyt, Peygamberimiz (s.a.) onlar hakkında neler demişti:
Efendimiz, Ehl-i Beyt’ini Allah sevgisine bağlayarak “Allah’ı, sizi nimetleriyle rızıklandırdığı için sevin. Beni, Allah’ı sevdiğiniz için sevin. Ehl-i Beyt’imi de beni sevdiğiniz için sevin” (Tirmizî, Menâkıb) buyurmuştur. [1, 2]
Ahzâb Suresi 33. ayeti indiğinde, Efendimiz kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i abasının altına alarak “Allah’ım, benim Ehl-i Beytim bunlardır. Bunların kusurlarını gider ve kendilerini tertemiz yap” diyerek dua etmişti.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in üzerine titreyen Peygamberimiz, onları sık sık sırtına bindirip gezdirmiş, kucağında sevip öpmüş ve “Allah’ım, ben bunları seviyorum; sen de sev” diyerek onlara olan gönül bağını göstermişti.
Veda Hutbesi’nde ve hayatının son dönemlerinde Müslümanlara Ehl-i Beyt’i hatırlatmış, onların haklarına riayet edilmesini ve kendisinin emanetleri olduklarını bildirerek onlara iyi davranılmasını istemişti.
Peygamberimiz (s.a.) ümmete, doğru yoldan sapmamaları için iki kılavuz göstermiştir: Allah’ın kitabı (Kur’an) ve ehl-i beyt (Itretî), “sünnetî” şeklinde de rivayet vardır.
Sebep ne olursa olsun böyle bir Ehl-i beyt’e bu kıyım, bu zulüm yapılabilir miydi, daha doğrusu müslümanım diyen bunu yapabilir miydi!?
Dünyada her şey fânî, saltanat da gitti, sultanlar da gitti, geriye ibretlik hihayeleri kaldı; ibret alınıyor mu acaba!
İbret alınsa fânî servet, şehvet, saltanat, iktidar, haksız menfaat… için ümmet böyle parçalanır, düşmandan ziyade birbirini kırar, zayıf düşerek düşmana yem olur muydu!
Kerbelâ fâciası üzerine pek çok mersiye yazılmıştır, bunlardan biri ve meşhuru Kâzım Paşa’nın (1821-1890) aşağıya bir kıt’asını aldığım mersiyesidir:
Zâlimler el urup hep şemşîr-i can-rübâya
Kasd etdiler serâpâ “Evlâd-ı Mustafâ”ya
Devrân olup müsâid ol kavm-i bî-hayâya
Îsâl olundu bîdâd serhadd-i intihâya
Kimler eder tehammül yâ Rab bu ibtilâya
Âmâc edüb vücûdun bin nâvek-i kazâya
Düşdü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ’ya
Cibrîl var haber ver “Sultân-ı Enbiyâ”ya…
(Nâvek:Ok).
Şâheser bir mersiye de hem Din Eğitimi Genel Müdürümüz hem de hocamız olan merhum Kemal Edîb Kürkçüoğluna aittir. Feryâd isimli mersiyenin birkaç kıt’asını takdim ediyorum:
Geçdi bir yıl yine bir mâh-ı Muharrem geldi
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Göze nem gönle elem her yana mâtem geldi
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede
(Son mısra bugünkü dilde şu demek:”İns ve cinin Perygamberi’nin göz bebeği olan Hüseyn’im nerede!)
Ne için kasd-ı ciğer-gâh-ı Betûl eylediler
Rûh-ı Peygamber-i zî-şânı melûl eylediler
Burc-ı îmânı yıkıp küfri kabûl eylediler
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede
Lutf edip verme haber Fâtımatü’z-Zehrâ’ya
Melekûtun boğar âfâkını vâveylâya
Getirir belki tezelzül mele’-i a’lâya
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede
Evliyâ devletinin şâh-ı cihanbânı idi
Murtazâ hazretinin vâris-i irfânı idi
Mustafâ ümmetinin kıble-i imânı idi
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Kurret’ül-‘ayn-ı Resul’üs sekaleyn’im nerede
Dîde-i ‘ayn-ı ‘Alî’de ulu bir Tûr idi o
Haseben hem neseben silsile-i nûr idi o
Ey Kemâl en yüce ahlâk ile meftûr idi o
Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede
Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede
“1384 Muharrem”
“1964 Mayıs”
Görüntülenme:52
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Haziran 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















