Küresel arenada gücüne güç katan Türkiye, iç kamuoyunda neden hak ettiği değere ulaşmıyor? İhsan Aktaş
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Bugün seçim olsa, Türkiye iç siyasetinde bir yılı aşkın bir süredir büyük ölçüde değişmeyen bir tabloyla karşı karşıyayız. İç siyasetteki hareketsizliğin birçok sebebi olmakla birlikte, hükümet daha çok dış politika ve icraat odaklı bir yıl geçirirken; ana muhalefet partisi CHP tek gündemli bir siyaset yürütmekte ve ülkenin temel meselelerine ilişkin başlıklarda siyaset üreterek hükümetin gündemine girememektedir. Ülke iç siyasetini üç başlığa indirgemek mümkündür:
1- Hükümetin icraatları,
2- CHP’nin tek gündemi olan İmamoğlu davası,
3- Terörsüz Türkiye.
Cumhur İttifakı’nın bir parçası olan MHP, gündem oluşturma kapasitesi açısından ana muhalefet partisinden daha fazla siyasi gündem üretmektedir.
GENAR Türkiye Raporu Ocak sayısı bu cümlelerle başlıyor. Her ay düzenli olarak yapmış olduğumuz kamuoyu araştırması sonuçlarına bakacak olursak, iç siyasette fazla bir hareketlilik gözükmüyor.
OCAK 2026
%33,5 AK PARTİ
%31,2 CHP
%9,7 DEM PARTİ
%8,2 MHP
%5,0 İYİ PARTİ
%4,2 ANAHTAR PARTİ
%2,6 YENİDEN REFAH
%2,5 ZAFER PARTİSİ
%1,2 TİP
%1,9 DİĞER
Raporun Türkiye siyasetinde uzun uzadıya ele aldığı bir diğer başlık ise dış politikada atılan adımlar ve Türkiye’nin bir bölgesel güç olarak diplomaside küresel etki oluşturmasıdır.
Son bir ay içerisinde Mısır-Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşmasının Afrika ve Orta Doğu’da oluşturacağı etki paha biçilmezdir.
Suriye halk devrimi hızlı başlamıştı, hızlı sonuç vermişti; fakat topraklarının üçte biri, adına ne derseniz deyin, bir terör örgütünün kontrolündeydi.
Türkiye’nin stratejik sabrı devam ederken, aynı zamanda Millî Savunma Bakanlığı, Suriye devletiyle anlaşarak Suriye ordusunun nizami bir orduya dönüştürülmesi için eğitim süreci başlattı.
Askerî uzmanları ve dış politika yorumcularını şaşkına çevirecek düzeyde, SDG’nin kontrol altına almış olduğu topraklar bir hafta içerisinde Suriye millî devletinin bir parçası hâline geldi.
Türkiye’nin atmış olduğu adımlar bütün dünyada gündem ve konu oluyor; Türkiye’nin ve onun liderinin başarıları ve gücü her geçen gün daha çok konuşulur hâle geliyor.
AK Parti hükümetlerinin ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın büyük adımları o kadar sıradan görülmeye başladı ki, neredeyse “Bu da geçsin yahu” der gibi bir hâlimiz var.
Hükümet icraatları bakımından deprem bölgesinde yapılan çalışmalar, depremde yıkılan şehirlerde inşa edilen 450 bin konut hamlesi, dışarıdan bakılınca sadece site ve konut gibi anlaşılabilir. Oysa Maraş, Hatay, Adıyaman, Malatya gibi şehirler tamamen yıkılmıştı; bugün yapılan şey bu şehirlerin her birinin yeniden inşası olmuştur.
Bugün Çin ve Türkiye’nin dışında bu kadar kısa bir süre içerisinde bu kapasiteyi ortaya koyacak ikinci bir devlet yoktur.
Bu durum, AK Parti hükümetlerinin 20 yılda üretmiş olduğu kapasitenin bir göstergesidir. Deprem bölgesinde bunlar yapılırken, ülkenin enerji, sağlık, ulaşım ve diğer alanlardaki yatırımları da devam etmektedir.
Gördüğüm kadarıyla ana muhalefet partisi Türkiye siyasetini; memleket meselesi, ülke kalkınması, halkın refahı, teknoloji ve sanayinin gelişmesi ve dış politikada Türkiye’nin güçlenmesi üzerinden okumuyor.
Kendilerinin başarıyla uyguladığı ve suçunu da hükümete attıkları kutuplaşma siyasetini, kültürel kodlar üzerinden meseleleri okumak gibi bir yoldan sürdürüyorlar.
Bir CHP’linin, AK Parti hükümetlerinin yapmış olduğu bütün icraatlara gözünü kapatıp görmemesini sağlamak bir muhalefet başarısıdır.
DEM Parti ise CHP’nin yaptığını farklı bir saikle yapıyor.
Bir CHP’li seçmen, AK Parti’nin tarihle olan bağına bakıyor; kendi imparatorluğumuz olan Osmanlı’ya olan ilgisine bakıyor; Batılılar adına yok saydıkları Anadolu’nun değerlerine sahip çıkmasına bakıyor. Memleket kalkınmış, batmış çok da umurlarında değil.
Bütün bu ayrıştırma çabalarına rağmen, “İktidar ve muhalefet dış politikada birlikte hareket etmeli mi?” sorusuna verilen cevap, bütün partiler açısından olumlu bir karşılık bulmuştur. Bu durum, Türk halkının dış politika takdirinin bir yansımasıdır.
Türkiye’de seçmenlerin iç politikadaki kutuplaşmaya rağmen dış politika söz konusu olduğunda ortak hareket etme duygusu öne çıkıyor. Tüm parti tabanlarında “iktidar ve muhalefet birlikte hareket etmeli” diyenlerin oranı %68,6, en yüksek destek %89,2 ile MHP, %72 ile AK Parti ve İYİ Parti seçmeninde görülüyor; CHP’de bu oran %66,2, DEM Parti’de ise %60,5 düzeyinde kalıyor. Muhalefet tabanında destek çoğunlukta olsa da “hayır” oranlarının görece yüksekliği iktidara mesafe ve bir temkin alanına gelir.
Buna rağmen genel tablo, dış politikanın toplum nezdinde partiler üstü ve millî bir mesele olarak görüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
Dış politika sorusuna verilen cevap, dip dalgada toplum reflekslerinin birlik ve beraberliğe işaret ettiğini göstermektedir.
AK Parti’nin iç ve dış politikadaki başarılarının halka yansıması için ihtiyaç olan şey nedir diye soracak olursanız; her icraatın ve hikâyenin bir kendi gerçekliği, bir de hikâye anlatıcıları vardır. Zannımca bu büyük devrimin hikâye anlatımı açısından lider tek başına kalıyor. Büyük boy hikâyeler vardır, küçük boy hikâyeler vardır; herkes kendi ölçeğinde hikâyesini seçip anlatabilir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:45
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 08 Şubat 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















